HOME

İBN KESİR TEFSİRİ
EN'ÂM SÛRESİ

Rahman ve Rahim Allah´ın Adı ile

Avfl, İkrime ve Atâ, İbn Abbâs'tan rivayetle En'âm sûresinin Mekke'de nazil olduğunu söylemişlerdir.

Taberânî der ki: Bize Ali İbn Abdülazîz'in... İbn Abbâs'tan rivayetine göre; o, şöyle demiştir : En'âm sûresi Mekke'de bir gece bütün halinde nazil oldu. Çevresinde yetmişbin melek tesbîh ederek dolanıyordu.

Süfyân es-Sevrî, Leys kanalıyla... Esma Bint Yezîd'den rivayet eder ki; o, şöyle demiştir : En'âm sûresi Hz. Peygamber (s.a.) e bir bütün halinde nazil oldu. Ben, Hz. Peygamber (s.a.) in devesinin yularını tutuyordum. Sûrenin ağırlığından az kaldı devenin kemikleri kırılacaktı.

Şerîk der ki: Leys kanalıyla... Esmâ'dan rivayete göre; o, şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.) bir yolculukta iken En'âm sûresi meleklerin bağırışları içinde nazil oldu. Onlar gökle yer arasını doldurmuşlardı.

Süddî der ki: Mürre'nin Abdullah'dan rivayetine göre; o : En'im sûresi nazil oldu. Yetmişbin melek ona refakat ediyordu, demiştir.

Bu hadîsin bir benzeri başka bir kanaldan olmak üzere İbn Mes'ûd' dan da rivayet edilmiştir.

Hâkim Müstedrek'inde der ki: Bize Ebu Abdullah Muhammed İbn Ya'kûb ve Ebu Fadl Hasan İbn Ya'kûb'un... Câbir'den rivayetine göre; o : En'âm sûresi nazil olduğunda Allah Rasûlü (s.a.) tesbîh buyurdular, deyip, ufku kapatacak miktarda melek bu sûreye refakat etmiştir, diye ilâve etmiştir. Hâkim bu hadîsin Müslim'in şartlarına göre sahîh olduğunu söylemiştir.

Ebu Bekr İbn Merdûyeh der ki: Bize Muhammed İbn Ma'mer'in... Enes İbn Mâlik'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdular : En'âm sûresi, Doğu ile Batı arasını örten meleklerden bir grupla beraber nazil oldu. Onlar tesbîh ediyorlar ve yeryüzü onlarla çalkalanıyor, sarsılıyordu. Bu sırada Allah Rasûlü : Yüce Allah'ı tesbîh ederim, yüce Allah'ı tesbîh ederim, diyordu.

Yine İtan Merdûyeh'in Taberânî kanalıyla.., İbn Ömer'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuşlardır : En'ânı sûresi bana bir bütün halinde nazil oldu. Yetmişbin melek ona refakat ediyordu. Melekler tesbîh ve tahmîdde bulunuyorlardı.

1 — Hamd; gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsûstur. Sonra da kâfirler bunları rablarma denk tutuyorlar.

2 — O'dur, sizi bir çamurdan yaratan. Sonra size bir ecel ta'yuı eden. Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır. Siz hâlâ şüphe edip durursunuz.

3 — O, göklerde de, yerde de Allah'tır. Gizlinizi de aşikârınızı da bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.

Göklerin ve Yerin Yaratılışı

Allah Teâlâ kendini övüyor, kullarına oturacakları bir mahal olarak gökleri ve yeryüzünü, faydalanacakları geceleri ve gündüzleri, karanlıkları ve aydınlığı yaratmasından dolayı hamdediyor. Karanlıklar lafzını çoğul olarak getirirken, şerefli olmasından dolayı aydınlık kelimesini tekil halde getirmiştir. Başka bir âyet-i kerîme'de : «... Gölgelerini sağa ve sollara vurarak...» (Nahl, 48) buyururken bu sûrenin sonunda da : «Ve şüphesiz ki bu; Benim dosdoğru yolumdur. Ona hemen uyun. Başka yollara uymayın ki, sonra sizi O'nun yolundan ayırır.» (En'âm, 153) buyurmuştur.

Allah Teâlâ : «Sonra da kâfirler bunları Rablanna denk tutuyorlar.» buyurmuştur ki; bütün bunlarla birlikte kullarının bazısı onu inkâr etmiş, onunla birlikte ona başka ortak ve denkler kabul etmiş, arkadaş ve çocuklar edinmişlerdir. Allah Teâlâ bütün bunlardan yücedir, münezzehtir.

Allah Teâlâ : «O'dur sizi bir çamurdan yaratan.» buyurmakla asılları olan ve kendisinden çıktıkları babalan olan Âdem'i kasdetmekte-dir. Ondan çıkarak Doğu ve Batıya yayılmışlardır.

Allah Teâlâ : «Sonra size bir ecel ta'yîn eder. Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır.» buyuruyor. İbn Abbâs'tan rivayetle Saîd İbn Cü-beyr «Sonra size bir ecel ta'yîn eder.» âyetinde ölümün; «Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır.» âyetinde de âhiretin kaydedildiğini söylemiştir. Mücâhid, İkrime, Saîd İbn Cübeyr, Hasan, Katâde, Dahhâk, Zeyd İbn Eşlem, Atiyye, Süddî, Mukâtil İbn Hayyân ve başkalarından da böyle rivayet edilmiştir.

Kendisinden gelen rivayetlerden birinde Hasan şöyle der : «Sonra size bir ecel ta'yîn eder.» Bu, yaratılma ile ölüm arasındaki süredir. «Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır.» Bu da ölümden sonra yeniden diriltilinceye kadar geçen süredir. Bu, daha önceki görüşün aynıdır. Bu, özel ecelin takdiri, her bir insanın ömrü; bütün ecelin takdiri ki, bu da bütünüyle dünyanın ömrü olup sonra sona ermesi ve âhiret yurduna gidişin takdiridir.

İbn Abbâs ve Mücâhid'den rivayete göre «Sonra size bir ecel ta'yîn eder.)> âyetinde dünyanın süresi; «Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır.» âyetinde ise ölüm zamanına kadar insanın ömrü kasdedilmek-tedir. Sanlci bu, bundan sonraki: «O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren. Gündüzün de ne yaptığınızı bilir.» (En'âm, 60) âyetinden alınmış gibidir. ;

îbn Abbâs'tan rivayetle Atiyye, «Sonra size bir ecel ta'yîn eder.» âyetinde uykunun kasdedildiğini, zîrâ onda ruhun kabzedilip uyanma sırasında sahibine tekrar döndüğünü; «Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır.» âyetinden ise, insanın ölüm zamanının kaydedildiğini söylemiştir ki; bu, garîb bir sözdür.

«O'nun katında.» sözü; bunu O'ndan başka hiç kimse bilemez, an-lamınadır. Nitekim başka âyetlerde de şöyle buyrulur: «De ki: Onun bilgisi ancak Rabbımızın katmdadır. Onun vaktini kendisinden başkası beîirtemez...» (A'râf, 187). «Kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Senin neyine onun zamanını bildirmek. O'nun nihayeti ancak Rabbına aittir.» (Nâziât, 42-44).

Allah Teâlâ: «Siz hâlâ şüphe edip durursunuz.» buyuruyor ki; Süddî ve başkaları burayı; Siz, kıyamet hususunda hâlâ şüphe edip' duruyorsunuz, şeklinde anlamışlardır.

Allah Teâlâ : «O, göklerde de yerde de Allah'tır. Gizlinizi de, aşikârınızı da bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.» buyuruyor. Cehmiyye'nin sözünün yanlış olduğunun kabulünde ittifak ettikten sonra, bu âyeti tefsir edenler; muhtelif görüşlere ayrılmışlardır: Cehmiyye şöyle demişti : «Allah Teâlâ her yerdedir.» Onlar bu âyeti bu mânâya hamlet-mişlerdir. Halbuki görüşlerin en sıhhatli olanına göre; O (Allah), göklerde ve yerde Allah olarak çağrılandır. Yani göklerde ve yerde olanlar ona ibâdet eder, onu birler ve onun ilâhlığını kabul ederek ona Allah ismini verir, isteyerek veya korkarak ona duâ ederler. Cinlerden ve insanlardan kâfir olanlar bunun dışındadır. Bu görüşe göre bu âyet: «Gökte de ilâh, yerde de ilâh olan O'dur.» (Zuhruf, 84) âyeti gibidir. Yani O, gökte olanların da yerde olanların da ilâhıdır.

İkinci görüş; bu âyetten maksad Allah Teâlâ'nın göklerde ve yerde gizli ve açık her şeyi bildiğidir.

İbn Cerîr'in de tercih ettiği görüşe göre;. «O göklerde de Allah'tır.» kısmında vakf-ı tâm yapılır. Sonra haber başlar da «Yeryüzünde gizlinizi de aşikârınızı da bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.» buyurulur.

Allah Teâlâ : «(Hayırlı olamyla, kötü olamyla bütün amellerinizi) ne kazanacağınızı da bilir.» buyurmuştur.

4 — Rablarınm âyetlerinden bir âyet onlara gelmez iri; ondan yüz çevirmiş olmasınlar.

5 — Onlar; kendilerine gelince, hakkı yalanladılar. Ama alaya aldıkları şeyin haberi onlara gelecektir.

6 — Görmediler mi ki; Biz, onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Biz, onları sizi yerleştirmediğimiz şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış ve altlarından ırmaklar akıtmıştık. Sonra onları günâhlarından dolayı yok ettik. Ve arkalarından başka bir nesil yetiştirdik.

Helak Olan Kavimler

Allah Teâlâ bu âyet-i kerîme'de inâdçı, yalanlayıcı müşriklerden haber vererek onlara her ne kadar âyetlerinden bir âyet; Rabbın birliğine, şerefli elçilerinin doğruluğuna delâlet eden, mucize ve hüccetler gelse de; bunlardan yüz çevireceklerini, bunlar üzerinde düşünmeyeceklerini ve bunlara aldırmayacaklarını haber vermektedir. Allah Teâlâ : «Onlar; kendilerine gelince, hakkı yalanladılar. Ama onlara alaya aldıkları şeyin haberi gelecektir.» buyurmaktadır ki; bu, onları bir teh-dîd ve hakkı yalanlamalanndan dolayı şiddetli bir vaîddir. Onların yalanlamakta olduklarının haberi onlara mutlaka gelecektir, mutlaka' bunun akıbetini görecekler ve vebalini tadacaklardır.

Sonra Allah Teâlâ, onlara öğüt verir ve geçmiş asırlarda yeryüzünü i'mâr etmede, yeryüzünün mahsûllerinden istifâdede, mal ve çocuklarda 'kendilerinden daha fazla, daha kalabalık, güç ve kuvvette onlardan daha şiddetli olan benzerlerinin başına gelmiş, dünyevî azabın onlara da isabet etmesinden onları sakındırarak «Görmediler mi ki; Biz, onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Biz, onları sizi yerleştirmediğimiz şekilde (mal, evlâd, ma'mûreler, geniş yerler, bolluk ve ordularla mücehhez bir şekilde) yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış, (onların küfürlerini arttırmak ve onlara mühlet vermek üzere) altlarından ırmaklar akıtmıştık. Sonra onları (işlemiş oldukları kötülükleri, hatâları) günâhlarından dolayı yok ettik. {İlkler, giden dün gibi gittiler, onlan birer söz kıldık.) Ve arkalarından (denemek üzere) başka bir nesil yetiştirdik.»' buyurmaktadır ki, onlar da evvelkilerin ameli gibi ameller işlemiş ve onlar gibi helak edilmişlerdir. Ey bu âyetlere muhâtab olanlar; onların başına gelenin sizin de başınıza gelmesinden sakınınız. Sizler, Allah'a karşı onlardan daha güçlü değilsiniz.

Sizin yalanlamış olduğunuz Rasûl, Allah katında onlann rasûllerinden daha şereflidir. Allah'ın lutfu ve ihsanı olmasaydı elbette cezanın çabucak gelivermesine sizler onlardan daha lâyık idiniz.

7 — Eğer sana kâğıt içinde bir kitab indirmiş olsaydık da elleriyle ona dokunsalardi; yine de küfretmiş olanlar derlerdi ki: Bu, apaçık büyüden başkası değildir.

8 — Ona bir melek indirilmeli değil miydi? dediler. Eğer Biz, bir melek indirseydik; elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz bile açtırılmazdı.

9 — Eğer Biz, onu bir melek kılsaydık; onu bir erkek (şeklinde) yapardık da düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük.

10 — Andolsun ki; senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Onlarla eğlenenleri, alaya aldıkları şey çepeçevre kuşatıverdi.

11 — De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da sonra bir görün, yalanlayanların sonu nice olmuştur?

Melek'tn İndirilmesini İsteyenler

Allah TeâJâ müşriklerin küfürlerinden, inâdlarından, hakka karşı direnip çekişmelerinden haber vererek şöyle buyuruyor; «Eğer sana kağıt içinde bir kitab indirmiş olsaydık da elleriyle ona dokunsalardi (onu açıkça müşahede edip inişini görseler ve ona çok yakın olsalardı) yine de küfretmiş olanlar derlerdi ki: Bu, apaçık büyüden başkası değildir.» Nitekim Allah Teâlâ onların, duyu organlarıyla hissedilebilecek şeyler hakkındaki inâdlaşmalarından haber vererek şöyle buyurmaktadır : ((Onlara gökten bir kapı açsak da (yukarı) çıkmağa koyulsa-lardı; gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik, derlerdi.» (Hicr, 14 -15), «Gökten bir parça düşer görseler, birbiri üstüne yığılmış buluttur, derler.» (Tûr, 44).

«Ona bir melek indirilmeli değil miydi?» dediler. Allah Teâlâ da: «Eğer Biz, bir melek indirseydik; elbette iş bitiirlmiş olurdu da, sonra kendilerine göz bile açtınlmazdı.» buyuruyor. Şayet onlar bu halde iken melekler inseydi, Allah'tan onlara azâb gelirdi. Nitekim başka âyetlerde de Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: «Biz, melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman da kendilerine mühlet verilmez.» (Hicr, , «Melekleri görecekleri gün; işte o gün günahkârlara hiç iyi haber yoktur.» (Furkân, 22).

Allah Teâlâ : «Eğer Biz, onu bir melek kılsaydık; onu bir erkek (şeklinde) yapardık da düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük.» buyuruyor. Beşerden olan elçi ile birlikte bir de melek indirseydik, yani beşere melek bir elçi göndermiş olsaydık, konuşmasının anlaşılması, ondan bir şeyler alınması ve istifâde edilmesi için o da bir erkek şeklinde olurdu. Böyle olsaydı da beşerden birinin elçiliğini kabulde nasıl kendi kendilerine şüpheye düşmüşlerse, durum onlara yine karışık ve şüpheli gelirdi. Nitekim Allah Tealâ: «De ki: Eğer yeryüzünde yerleşmiş dolaşan melekler olsaydı; Biz ancak onlara gökten bir meleği peygamber olarak indirirdik.» (İsrâ, 95) buyurmaktadır. Allah Teâlâ'nın yaratıklarından her bir sınıfa, birbirlerini davet etsinler, gerek konuşma ve gerekse soru sorma hususlarında birbirlerinden faydalanmaları mümkün olsun diye kendilerinden elçiler göndermesi; Allah'ın yaratıklarına rahrnetindendir. Nitekim başka bir âyette de Allah Teâlâ şöyle buyurur : «Andolsun ki; Allah mü'minlere büyük bir lütuf da bulunmuştur. Zîrâ onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları tezkiye eden... kendi içlerinden bir peygamber göndermiştir.» (Âl-i İmrân, 164).

Dahhâk, İbn Abbâs'ın bu âyet hakkında şöyle dediğini nakleder: Şayet onlara bir melek gelseydi, o, ancak bir erkek şeklinde onlara gelirdi. Zîrâ onlar, nurdan meleklere bakmaya güç yetiremezlerdi. «Düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük.» Onlara şüpheli gelen şeyi kendilerine yine şüpheli gösterirdik. Vâlibî İbn Abbâs'ın bu âyeti «Onlara durumu karıştırır ve benzetirdik. (Bir benzerini koyardık.)» şeklinde açıkladığını rivayet etmiştir.

Allah Teâlâ : «Andolsun ki, senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Onlarla eğlenenleri, alaya aldıkları şey çepeçevre kuşatıver-di.» buyurmuştur ki; bu, kavminden kendisini yalanlayanların yalanlamaları hususunda elçisi Muhammed (s.a.) i bir teselli, hem ona ve hem de ona inananlara zafer (veya yardım), dünya ve-âhirette güzel akıbet va'didir.

Allah Teâlâ : «De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da sonra bir görün. Yalanlayanların sonu nice olmuştur?» buyuruyor. Kendinizi düşünün. Allah'ın elçilerini yalanlayıp, onlarla inâdlaşan, geçmiş devirlerdeki kimselere Allah'ın indirdiği azaba, âhirette onlar için biriktirip hazırlamış olduğu acıtıcı azâb ile birlikte dünyadaki cezaya bakınız ve görün elçilerini, inanan kullarını nasıl kurtarmıştır.

12 — De ki: Göklerde ve yerde olanlar kimindir? Allah'ındır, de. Ot rahmeti kendi üzerine yazmıştır. Andol-sun ki, hepinizi, hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Nefislerini ziyana uğratanlar, işte onlar inanmazlar.

13 — Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O'nundur. Ve O, Semî'dir, Alîm'dir.

14 — De ki: Ben Allah'tan bajka bir dost mu edinirim? Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Ve O yedirir, ama yedirilmez. De ki: Doğrusu ben, müslüman olanların ilki olmakla emrolundum. Sakın müşriklerden olma.

15 — De ki: Ben, Rabbıma karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.

16 — O gün, kim ondan döridürülürse; şüphesiz o, rahmete ermiştir. îşte apaçık kurtuluş budur.

Göklerde ve Yerde Olanlar Kimindir?

Allah Teâlâ göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mâliki ve sahibi olduğunu, yüce zâtına rahmeti yazmış olduğunu haber vermektedir. Buhârî ve Müslim'de A'meş kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ yaratıkları yarattığında kendi katında Arş üzerine: Muhakkak rahmetim öfkeme galebe çalmıştır, diye yazdı.

Allah Teâlâ : «Andolsun ki; hepinizi, hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır.» buyurarak kendi nefsine yeminle kullarını mü'min kullan katında hiçbir şek ve şüphe olmayan belli günün belli vaktinde toplayacağını bildiriyor. Onu inkâr ile yalanlayanlar ise şüphelerinde devam edeceklerdir.

Bu âyetin tefsirinde îbn Merdûyeh der ki: Bize Muhammed îbn Ahmed ibn İbrahim'in... ibn Abbâs'tan rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.) ne âlemlerin Rabbı huzurunda durulduğunda orada su olup olmayacağı soruldu. Şöyle buyurdular: Nefsim kudret elinde olan (Allah'a) yemin ederim ki; orada mutlaka su olacaktır. Allah'ın dosttan, peygamberin havuzlarına geleceklerdir. Allah Teâlâ ellerinde ateşten sopalar bulunan yetmişbin melek gönderecek ve bunlar, kâfirleri peygamberlerin havuzlarından uzaklaştıracaktır.

. Bu, garîb bir hadîstir. Tirmizî'de ise şöyle bir hadîs vardır: Her peygamberin mutlaka bir havuzu olacak ve onlar, havuzlarına gelenlerin çokluğu ile birbirlerine karşı övüneceklerdir. Umarım ki havuzuna en çok gelenin bulunduğu kimse ben olacağım.

Allah Teâlâ: «Nefislerini ziyana uğratanlar, işte onlar inanmazlar.» buyuruyor ki, onlar âhireti doğrulamaz ve o günün kötülüğünden korkmazlar.

Allah Teâlâ : «Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O'nun-dur.» buyuruyor. Göklerde ve yerdeki her canlı, herkes O'nun kulu ve yaratığıdır. O'nun galebesi (kahrı) ve idaresi altındadır. O'ndan başka ilâh da yoktur.

«Ve O, Semî'dir, Alîm'dir.» Kullarının sözlerini işiten, onların davranışlarını, gönüllerindeki gizlilikleri bilendir.

Sonra Allah Teâlâ güçlü şerîati ve büyük sevgi ile göndermiş olduğu kulu ve elçisi Muhammed (s.a.) e hitâb ederek, insanları doğru yola çağırmasını emrediyor ve: «De ki: Ben Allah'tan başka bir dost mu edinirim? Gökleri ve yeri yoktan vareden O'dur.» buyuruyor. Başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır : «De ki: Allah'dan başkasına ibâdet etmemi mi buyurursunuz ey câhiller?» (Zümer, 64). Buranın anlamı şudur: Tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka bir dost edinmem. Göklerin ve yerin daha önce geçmiş bir örneği olmaksızın yoktan var edicisi O'dur.

«Ve O, yedirir, ama yedirilmez.» Yaratıklarına muhtaç olmaksızın bol bol nzık veren O'dur. Başka bir âyette de şöyle buyurur : «Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.» (Zâriyât, 56). Bazıları bu âyeti: ( piJSlj Süheyl îbn Ebu Salih kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre; o, şöyle demiştir: Kubâ halkından ve ansârdan birisi Hz. Peygamber (s.a.) i davet etmişti. Onunla birlikte gittik. Hz. Peygamber (s.a.) yemek yeyip ellerini yıkadığında şöyle duâ buyurdular: Yediren ve yemeyen, bize nimet verip hidâyet bahşeden, bize yediren ve bizi sulayan, her bir güzel imtihanla bizi imtihan eden Allah'a hamde-derinı. Terkedilmemiş, cezalandırılmamış, inkâr edilmemiş ve O'ndan müstağni olmamışken Allah'a hamdolsun. Yemeklerden bize yediren, içeceklerden bize içiren, çıplaklıktan bizi giydiren, sapıklıktan bizi hidâyete erdiren, körlükten bizi kurtaran, yarattıklarının bir çoğundan bizi üstün kılan Allah'a hamdolsun. Âlemlerin Rabbı olan Allah'a hamdederim.

«De ki : Doğrusu ben müslümanlarm ilki olmakla emrolundunı. Sakın müşriklerden olma. De ki: Ben Rabbıma karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım. O gün kim (azâbdan) döndürülürse, şüphesiz o (Allah kendisine merhamet ettiği için) rahmete ermiştir. îşte apaçık kurtuluş budur.» Başka bir âyette de Allah Teâlâ : «O vakit kim ateşten uzaklaştırılır, cennete sokulursa; artık o kurtulmuştur.» (Âl-i îmran, 185) buyurmuştur.

17 — Eğer Allah, sana bir sıkıntı dokundurursa; onu kendisinden başka giderecek hiçbir kimse yoktur. Şayet sana bir hayır da dokundurursa; işte O, her. şeye Kadirdir.

18 — O, kullarının üstünde yegâne mutasarrıftır. Ve O, Hakîm'dir, Habîr'dir.

19 — De ki: Şâhid olarak hangi şey daha büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şâhiddir. Bu Kur'an; bana sizi de, ulaştığı kimseleri de, uyarmam için vahyo-lundu. Siz mi şâhidlik ediyorsunuz ki, Allah'la beraber başka tanrılar vardır? De ki: Ben şehâdet etmem. De ki: O, ancak tek bir tanrıdır. Ve ben gerçekten sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.

20 — Kendilerine kitab verdiklerimiz; onu, öz okullarını tanıdıkları gibi tanırlar. ^Nefislerini ziyana uğratanlar, işte onlar inanmazlar.

21 — Allah'a karşı yalan uyduran ve âyetlerini yalan sayandan daha zâlim kimdir? Muhakkak ki zâlimler, felaha ermezler.

Kullan Üzerinde Biricik Hâkim Odur.

Allah Teâlâ zarar ve faydanın mâliki olduğunu, yaratıkları üzerinde dilediği gibi tasarrufda bulunduğunu, hükmünü ve kazasını geri çevirecek (veya geciktirerek) hiç bir şey olmadığını haber vererek : «Eğer Allah, sana bir sıkıntı dokundurursa; onu kendisinden başka giderecek hiçbir kimse yoktur. Şayet sana bir hayır da dokundurursa; işte O, herşeye Kadirdir.» buyuruyor. Başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır : «Allah'ın insanlar için açtığı rahmeti tutacak yoktur, tuttuğunu da ardından döndürecek yoktur.» (Fâtır, 2). Sahîh bir hadîste Allah Rasûlü (s.a.) şöyle duâ buyururdu : Ey Allah'ım, Senin verdiğine mâni olacak (engelleyecek), Senin engellediğini de verecek yoktur. Sana karşı zenginin zenginliği hiçbir fayda vermez. Bunun içindir ki Allah Teâlâ : «O kullarının üstünde yegâne mutasarrıftır.» buyurmuştur. Kullar O'na boyun eğer. Güçlüler O'nun karşısında zelil olur, yüzler O'na baş eğer, karşısında eğilir, her şey O'nun karşısında mağlûb olur, yaratıklar O'na 'karşı alçalır, eşya O'nun kudreti, yüceliği, azameti ve celâlinin büyüklüğü karşısında yerlere serilir, O'nun önünde, kahrı ve hükmü altmda alçalır, zayıflar.

«Ve O, (yaptığı her şeyde) Hakîm'dir. (Eşyanın yerlerinden) Ha-bîr'dir. (Ancak hak edene verir ve ancak hak edene vermez.)»

Allah Teâlâ : «De ki: Şâhid olarak hangi şey daha büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şâhiddir. (Size getirdiğimi ve sizin bana söylediklerinizi bilendir O) Bu Kur'an; bana, sizi de; ulaştığı kimseleri de, uyarmam için vahyolundu.» buyuruyor ki Kur'an, kendisine ulaştığı herkesi uyarıcıdır. Başka bir âyette de Allah Teâlâ şöyle buyurur : ((Herhangi bir güruh onu inkâr ederse onun varacağı yer ateştir.» (Hûd, 17).

İbn Ebu Hatim der M: Bize Ebu Saîd el-Eşecc'in... Muhammed İbn Kâ'b'dan rivayetine göre o, «Ulaştığı kimseleri de uyarmam için...» âyeti hakkında Kur'an kendisine ulaşan kimse Hz. Peygamber (s.a.) i görmüş gibidir, demiştir. Râvî Ebu Hâlid şöyle ilâve eder: Onunla konuşmuş gibidir. İbn Cerîr'in Ebu Ma'şer kanalıyla Muhammed İbn Kâ'b'dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Kime Kur'an ulaşmışsa onu Muhammed (s.a.) ulaştırmıştır.

Abdürrezzâk'ın Ma'mer'den, onun Katâde'den «Bu Kur'an; bana, sizi de; ulaştığı kimseleri de uyarmam için vahyolundu.» âyeti hakkında rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: Allah'ın emrilerini tebliğ edin. Allah'ın kitabından kime bir âyet ulaşmışsa muhakkak ona Allah'ın emri ulaşmıştır.

Rebî' İbn Enes der ki: Allah Rasûlü (s.a.) ne tâbi olan kişinin Allah Rasûlü (s.a.) nün davet ettiği gibi davet etmesi, onun uyardığı gibi uyarması bir görevdir.

Allah Teâlâ: Ey müşrikler, «siz mi şâhidlik ediyorsunuz ki, Allah'la beraber başka tanrılar vardır? De ki: Ben şehâdet etmem.» buyuruyor. Nitekim Allah Teâlâ başka bir âyette de : «Eğer onlar şâhidlik ederlerse; sen onlarla beraber olup da tasdik etme.» (En'âm, 150) buyurmaktadır. Burada devamla şöyle buyuruyor: «De ki: O, ancak tek bir tanrıdır. Ve ben gerçekten sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.»

Allah Teâlâ kitab ehlinden haber vererek, onların daha önce geçen nebî ve rasûllerden yanlarında bulunan haberler vasıtasıyla çocuklarını bildikleri gibi, Hz. Peygamberin kendilerine getirdiği gerçeği tanıdıklarını bildirmektedir. Zîrâ bütün rasûller Muhammed (s.a.) in varlığını, peygamber olarak gönderileceğini, niteliğini, memleketini, hicret edeceği yeri ve ümmetinin niteliklerini müjdelemişlerdir. Bunun içindir ki, bundan sonra şöyle buyurmaktadır : «Nefislerini (bütünüyle) ziyana uğratanlar, işte onlar (peygamberlerin müjdelediği, eski ve yeni zamanlarda ismi yüceltilen bu açık ve zahir emre duruma) inanmazlar. Allah'a karşı yalan uyduran ve âyetlerini yalan sayandan daha zâlim kimdir?» Allah Teâlâ; kendisini elçi olarak göndermemişken, Allah'ın kendisini elçi olarak gönderdiğini ileri sürerek Allah'a karşı yalan söyleyenden daha zâlim kimse yoktur. Allah'ın âyetlerini, hüccetlerini, burhanlarını ve delillerini yalanlayandan daha zâlim kimse de v yoktur. «Muhakkak ki, zâlimler felaha ermezler.» Ne o, ne öteki; ne yalan uyduran ve ne de yalanlayan asla kurtuluşa ermeyecektir.

22 — Ve onların hepsini toplayıp sonra da şirk koşanlara: Nerede iddia ettiğiniz ortaklarınız? diyeceğimiz gün.

23 — Sonra onların; sâdece: Andolsun Allah'a ki, ey Rabbımız; bizler müşriklerden değildik, demelerinden başka çâreleri kalmaz.

24 — Bak, kendilerine nasıl yalan söylediler? Yalan yere uydurdukları kendilerinden nasıl kayboluverdi?

25 — İçlerinden seni dinleyenler vardır. Halbuki Biz, onu anlarlar diye, kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her âyeti görseler de yine inanmazlar. Hattâ sana geldiklerinde, seninle çekişirler. O küfredenler derler ki: Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.

26 — Onlar, hem bundan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar sâdece kendilerini helake sürüklerler de farkına varmazlar.

Mahşer Günü Toplandıklarında

Allah Teâlâ : «Ve onların hepsini toplayacağımız gün...» buyurarak, müşriklerden haber vermektedir. Kıyamet günü Allah Teâlâ: Allah'ın dışında ibâdet etmiş oldukları putlar ve ortaklarım : «Nerede iddia ettiğiniz ortaklarınız?» diyerek şirk koşanlara soracaktır. Allah Teâlâ Kasas sûresinde de : «O gün Allah onlara seslenip : Benim ortağım olduklarını ileri sürdükleriniz nerededirler? der.» (Kasas, 62) buyurmaktadır.

Allah Teâla: «... Başka çâreleri kalmaz.» buyurmaktadır ki; onların âyette belirtilen sözleri söylemekten başka dayanakları yoktur, îbn Abbâs'tan rivayetle Atâ el-Horasânî; onların ma'zeretlerinin olmayacağını, söylemiştir. Katâde de böyle söyler, ibn Abbâs'tan rivayetle İbn Cüreyc; onların âyette belirtilen sözlerinden başka sözleri olmayacağım söylemiştir. Dahhâk da böyle söyler. Atâ el-Horasânî der ki: Onlar imtihana (hesaba) çekildiklerinde; onların imtihanları «andol-sun Allah'a ki, ey Rabbıımz, bizler müşriklerden değildik.» demelerinden ibarettir.

ibn Cerîr der ki: Doğru olan şudur: Biz onları imtihan ettiğimiz esnada, daha önceki Allah'a şirjf koşmalarından özür dileyerek «An-dolsun Allah'a ki, ey Rabbum^ bizter müşriklerden değildik, demelerinden başka sözleri olmayacakör:»

îbn Ebu Hatim der ki: Bize fc'bu Saîd el-Eşecc'in... Saîd ibn Cü-beyr'den rivayetine gör.e; bir adam .İbn Abbâs'a gelerek : Ey Ebu Abbâs, Allah Teâlâ'nın «Allah'a andolsun ki, ey Rabbımız, bizler müşriklerden değildik.» sözünü işittim. Sen ne dersin? diye sordu. îbn Abbâs şöyle dedi: «Allah'a andolsun ki, ey Rabbımız, bizler müşriklerden değildik.» sözüne gelince; onlar cennete ancak namaz ehlinin gireceğini görünce ((Gelin inkâr edelim?» derler. İnkâr ederler de Allah Teâlâ onların ağızlarını mühürter, «ileri ve ayakları ?ehâdet eder ve Allah'tan bir sözü gizleyemezler. Şimdi kalbinde bir şey (bir şüphe) var mı? Kur'an'da, hakkında bir şey nazil olmayan hiçbir kısım yoktur. Ancak siz onun te'vîlini bilmezsiniz.

îbn Abbâs'tan rivayetle Dahhâk; bu âyetin münafıklar hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Ancak bu şüphelidir. Zîrâ bu âyet, Mekke'de nazil olmuştur. Münafıklar ise Medine'de ortaya çıkmışlardır. Münafıklar hakkında nazil olan, Müeâdile süresindeki: «Allah hepsini dirilteceği gün,... O'na da yemîn ederler.» (Mücâdile, 18) âyetidir. Böylece onlar hakkında «Bak kendileriae nasıl yalan söylediler, yalan yere' uydurdukları (ma'bûdlan) kendilerinden nasıl kayboluverdi?» buyurmuştur. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurur: «Sonra onlara denilir ki: Nerde şirk koştuklarınız? Allah'tan başka. Derler ki: Bizden uzaklaştılar.» (Ğâfir, 73-74).

Allah Teâlâ : «İçlerinden seni dinleyenler vardır. Halbuki Biz onu anlarlar diye kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk.» Sana, senin okumam işitmek (dinlemek) üzere gelirler. Ancak bu, onlara hiçbir fayda getirmez. Zîrâ Aflaîı Teâlâ Kur'an'ı anlamamaları için «Kalb-lerine örtüler.» Faydalı bir işitmeyi engellemek üzere «kulaklarına da ağırlık.» koymuştur. Onlar Allah Teâlâ'nın şu âyette nitelediği gibidirler : «Küfredenleri çağıranın misâli; bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan (hayvanlara) haykıramnki gibidir...» (Bakara, 171).

Allah Teâlâ : «Onlar her âyeti görseler de yine inanmazlar.» buyuruyor. Onlar her ne kadar âyetleri, delâletleri, açık hüccetleri görseler de; inanmazlar, Zîrâ onlarda, ne anlayış ne de insaf vardır. Nitekim başka bir âyette de Allah Teâlâ : «Şayet Allah onlarda bir hayır görseydi onlara işittirirdi...» (Enfâl, 23) buyurmuştur.

Allah Teâlâ buyurur ki: «Hattâ sana geldiklerinde seninle (hak hususunda bâtıl ile münazara ve mücâdele ile) çekişirler. O küfredenler derler ki: Bu (senin getirdiğin) eskilerin kitaplarından alınma, (onlardan nakledilme) eskilerin masallarından başka bir şey değildir.»

Allah Teâlâ : «Onlar hem bundan vazgeçmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar.» buyuruyor. «Onlar bundan vazgeçmeye çalışırlar.)) âyetinin anlamında iki görüş vardır :

1 — Burada kasdedilen anlam şudur: Onlar, insanları hakka uymaktan, Allah Rasûlünü doğrulamak ve Kur'an'a boyun eğmekten alı-korlar. Hiç kimseyi ondan faydalanmaya bırakmazlar.

Ali İbn Ebu Talha, «Onlar bundan vazgeçirmeye çalışırlar.» âyeti hakkında İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakleder: İnsanları Muhanımed (s.a.) e îmân etmekten men'ederlerdi.

Muhammed İbn el-Hanefiyye de der kî: Kureyş kâfirleri Hz. Peygamber (s.a.) e gelmezler ve ona gelmeyi engellerlerdi. Mücâhid, Ka-tâde, Dahhâk ve birçokları da böyle söylemiş olup en kuvvetli görüş budur. En doğrusunu Allah bilir. İbn Cerîr de bu görüşü tercih etmiştir.

2 — Süfyân es-Sevrî'nin... İbn Abbâs'tan rivayetine göre o, «Onlar bundan vazgeçirmeye çalışırlar.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Ebu Tâlib hakkında nazil oldu. O, Hz. Peygamber (s.a.) e eziyyet edilmesini engellerdi.

Kasım İbn Muhaymera, Habîb İbn Ebu Sabit ve Atâ îbn Dînâr da bu âyetin Ebu Tâlib hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.

Saîd İbn Ebu Hilâl de der ki: Bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.) in amcaları hakkında nazil olmuştur. Onlar on kişi idiler. Zahiren onunla birlikte olmada insanların en şiddetlisi, gizlice ise onun aleyhinde olma hususunda yine insanların en şiddetlisi idiler. Saîd İbn Ebu Hi-lâl'in bu sözünü îbn Ebu Hatim rivayet etmiştir. Muhammed İbn Kâ'b el-Kurazî ise «Onlar bundan vazgeçirmeye çalışırlar.» âyetini; insanları onu öldürmekten alıkorlar. (İnsanların onu öldürmesini engellerler.) şeklinde anlamıştır.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Hem kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar sadece (bu hareketleriyle) kendilerini helake sürüklerler (ve bunun vebali sadece kendilerine döner) de farkına varmaz (hissetmezler)».

27 — Bir görsen; ateşin başında durdukları: Keski geri döndürülseydik ve Rabbımızın âyetlerini yalan say-masaydık da mü'minlerden olsaydık, dedikleri zaman.

28 — Hayır, öteden beri gizleyegeldikleri şeylerle karşılarına çıktık. Eğer geri döndürülselerdi yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdi. Doğrusu onlar, yalancılardır.

29 — Ve dediler ki: Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ve biz dirilecek değiliz.

30 — Bir görseydin eğer; Rablarının huzurunda durdukları zaman, O: Bu, hak değil miymiş? deyince; onlar da; Rabbımız hakkı için evet, derler. Allah da buyurur ki: Öyleyse küfür edegeldiğinizden dolayı tadın azabı.

Ateşin Başında Durduklarında

Alah Teâlâ kıyamet gününde ateşin başında durdukları, ondaki zincir ve bukağılan gördükleri, bu büyük işleri ve korkulan gözleri ile müşahede ettikleri zamanda kâfirlerin durumunu anlatıyor. O sırada onlar: «Keski geri döndürülseydik ve Rabbımızın âyetlerini yalan say-masaydık da mü'minlerden olsaydık.» diyerek sâlih ameller işlemek, Rablarının âyetlerini yalanlamamak ve mü'minlerden olmak üzere dünya yurduna geri getirilmelerini temenni edeceklerdir. Allah Teâlâ da; «Hayır, öteden beri gizleyegeldikleri şeyler karşılanna çıkacak.» buyuruyor. Gerek dünyada ve gerekse âhirette hoşlanmasalar da içlerinde gizlemiş olduklan küfür, yalanlama ve inâdlaşma onlann karşılanna çıkacaktır. Nitekim biraz Önce de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştu : «Sonra onlann, sadece : AndoLsun Allah'a ki, ey Habbımız, bizler müşriklerden değildik, demelerinden başka çâreleri kalmaz.» buyurmuştur.

Muhtemeldir ki; kendilerine uyanlara aksini gösterseler bile, dünyada iken içlerinden bilmekte olduklan peygamberlerin getirdiklerinin doğruluğu onlara zahir olacaktır. Nitekim Allah Teâlâ Musa'dan haber vererek onun Firavun'a: «Andolsun ki; sen, bunları göklerin ve yerin Rabbınm açık deliller olarak indirmiş olduğunu biliyorsun.» (îsrâ, 102) dediğini bildirmektedir. Başka bir âyette de Allah Teâlâ Firavun ve kavminden haber vererek : «Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde zulüm ve kibirle bunları bile bile inkâr ettiler.» (Nemi, 14) buyurmuştur.

Burada insanlara mü'min görünüp te içlerinde küfür gizleyen münafıklar da kasdedilmiş olabilir. Bu ifâde; kıyamet günü kâfirlerden bir grubun diliyle vuku bulacakları haber verme tarzında da olması mümkündür. Bu, münafıklık Medine halkının bazısı ile Medine civarındaki araplarda meydana gelmişken bu âyetin Mekke'de nazil olmasına münâfî değildir. Allah Teâlâ münafıkların ortaya çıkışını, Mekkî sûrelerden biri olan Ankebût sûresinde şöylece zikretmektedir: «Elbette Allah inananlan bilir ve doğrusu O, münafıkları da bilir.» (Ankebût, 11). Buna göre bu, âhiret yurdunda azabı gördüklerinde münafıkların halini haber vermekten ibarettir. O zaman küfrü, fâsıklığı ve münafıklığı gizlemiş olmalarının akıbeti onlara görünecektir. En doğrusunu Allah bilir.

«Hayır, öteden beri gizleyegeldikleri şeyler karşılarına çıktı.» âye-tindeki yüzçevirmeye gelince : Onlar, îmân etmeyi arzuladıklarından dolayı dünyaya dönüşü istememektedirler. Bilakis içinde bulundukları küfrün bir cezası olarak müşahede etmiş oldukları azâbdan korktukları için dünyaya dönmeyi, görmüş oldukları ateşten kurtulmak için isteyeceklerdir. Bunun içindir ki Allah Teâlâ : «Eğer geri döndürülse-lerdi yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdi. Doğrusu onlar (îmân sevgisi ve arzusuyla dönme temennilerinde) yalancılardır.» buyurmuştur.

Allah Teâlâ onların şayet dünya evine döndürülselerdi, kendilerine yasaklanan şeylere mutlaka döneceklerini haber vererek «Doğrusu onlar; keski geri döndürülseydik ve Rabbımızm âyetlerini yalan sayma-saydık da mü'minlerden olsaydık.» demelerinde, «(yalancılardır», buyuruyor. Bilakis onlar «Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ve biz dirilecek de değiliz.» deyip kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdir. Ve onlar muhakkak ki yalancılardır. «Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır. (Bu dünyadan başka hayat yoktur, bundan sonra dönüş ve hayat yoktur.) Ve biz diriltilecek de değiliz.» diyeceklerdir.

Sonra Allah Teâlâ : «Bir görseydin eğer Rablannın huzurunda durdukları zaman O; bu, hak değil miymiş? deyince...» buyuruyor. Sizin sandığınız gibi bâtıl olmayıp bu dönüş gerçek değil miymiş? diye Allah onlara soracak. Onlar da : «Rabbımız hakkı için evet.» diyecekler. Allah Teâlâ da şöyle buyuracak : «Öyleyse küfür edegeldiğinizden (ve yalan-layageldiğinizden) dolayı tadın azabı.» «Bu bir büyü müdür, yoksa siz görmüyor musunuz?» (Tûr, 15).

31 — Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, gerçekten kaybetmişlerdir. Nihayet kıyamet ansızın gelip çattığı zaman yüklerini sırtlarına yüklenerek: Orada yaptığımız eksikliklerden dolayı yazıklar olsun bize, derler. Dikkat edin, ne kötüdür yüklendikleri şeyler.

32 — Dünya hayatı, ancak oyun ve eğlenceden ibarettir. Âhiret yurdu ise, müttakîler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başımza almayacak mısınız?

Gerçek Kaybedenler

Allah Teâlâ kendine kavuşmayı yalanlayanların kıyamet ansızın geliverdiğindeki kaybım, eksik bıraktığı amellerine, geçmişte yaptığı çirkin işlere pişmanlığım haber vererek : «Nihayet kıyamet ansızın gelip çattığı zaman yüklerini sırtlarına yüklenerek : Orada yaptığımız eksikliklerden dolayı yazıklar olsun bize, derler.» buyurmaktadır.

îbn Ebu Hatim der ki: Bize Ebu Saîd el-Eşecc'in... Ebu Merzûk'-dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Kâfir —veya günahkâr— kabrinden çıkışı sırasında çok çirkin suratlı ve çok pis kokan bir şey tarafından karşılanır ve sen kimsin? diye sorar. O da: Beni tanımıyor musun? der. O kişi: Hayır, ancak şurası var ki Allah senin yüzünü çirkinleştirmiş ve kokunu pis kılmıştır, der. O şey de : Ben senin kötü işinim. Sen, dünyada böylece çirkin amelde bulunan birisiydin. Madem ki dünyada sen bana bindin, o halde şimdi gel, ben de sana bineceğim, diyecek. İşte Allah TeâlâJnın «Yüklerini sırtlarına yüklenerek...» sözünün anlamı budur.

Esbât, Süddî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Zâlim bir kişi ölüp de kabrine girdiğinde; ona çirkin yüzlü, siyah renkli, pis kokulu ve üzerinde kirli bir elbise olan birisi onunla birlikte kabrine girer. Zâlim kişi onu gördüğünde : Yüzün ne kadar çirkin? der. O kişi: Senin amelin de böylece çirkindi, diye cevab verir. Kokun ne kadar pis? sözüne de senin amelin de böyle pis kokuluydu, cevabını alır. Elbisen ne kadar pis? dediğinde de; o kişi: Muhakkak ki senin amelin de pis idi, diye cevab verir. Zâlim kişinin; sen kimsin? sorusuna; ben, senin amelinim, diye cevab verir. Onunla beraber kabrinde kalır. Kıyamet günü diril-tildiğinde de kendisine şöyle söyler: Ben dünyada seni lezzet ve arzularla taşımıştım. Bu gün de sen beni taşıyacaksın. Onun sırtına biner ve onu ateşe sokuncaya kadar sürer. İşte Allah Teâlâ'nin : «Yüklerini sırtlarına yüklenerek... dikkat edin. Ne kötüdür yüklendikleri şeyler.» sözünün tefsiri böyledir.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Dünya hayatı (nın büyük bir çoğunluğa) ancak oyun ve eğlenceden ibarettir. Âhiret yurdu ise; müttâkîler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?»

33 — Gerçekten biliyoruz ki; söyledikleri söz, seni üzüyor. Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

34 — Andolsun ki; senden önce de nice peygamberler yalanlandı da yalanlanmalarına ve eziyyet edilmelerine sabrettiler. Nihayet onlara yardımımız gelip yetişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur. Andolsun ki; peygamberlerin haberinden bir kısmı sana gelmiştir.

35 — Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyorsa; yeri delmeğe ve göğe merdiven dayamaya gücün yetmiş olsaydı; onlara bir âyet gösterirdin. Şayet Allah dileseydi; onları hidâyet üzerinde birleştirirdi. Sakın bilgisizlerden olma.

36 — Ancak dinleyenler icabet ederler. Ölülere gelince; onları Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.

Peygamberleri Yalanlayanlar

Allah Teâlâ peygamberi (s.a.) ni, kavminin kendisini yalanlaması ve ona muhalefet etmelerinden dolayı teselli ederek: «Gerçekten biliyoruz ki; söyledikleri söz seni üzüyor.» buyurmaktadır. Yani kavminin seni yalanlaması ve senin onlara üzülmeni ve esef etmeni biz çok iyi biliyoruz. Allah Teâlâ başka âyetlerde de şöyle buyurur: «Öyleyse onlara üzülerek kendini harâb etme.» (Fâtır, , «İnanmıyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.» (Şuarâ, 3), «Demek ki bu söze (Kur1 an'a) inanmayanların ardından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin.» (Kehf, 7).

Allah Teâlâ buyuruyor ki : «Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. (Gerçekte seni yalanla itham etmiyorlar). Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.» Hak ile inâdlaşıyorlar ve onu göğüslerinden çıkarıp atıyorlar. Nitekim Süfyân es-Sevrî, Ebu îshâk kanalıyla... Ali'den rivayet eder ki; Ebu Cehil Hz. Peygamber (s.a.) e : Biz seni yalanlamıyoruz, fakat biz senin getirdiklerini yalanlıyoruz, demiş ve Allah Teâlâ da : «Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.» âyetini indirmiştir. Hadîsi İsrail kanalıyla Ebu İshâk'dan rivayet eden Hâkim: Buhârî ile Müslim'in şartlarına göre sahihtir, ancak tahrîc etmemişlerdir, der.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize Mekke'de Muhammed İbn el-Vezîr el-Vâsikî'nin... Ebu Yezîd el-Medenî'deh rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.) Ebu Cehil ile karşılaşmış ve onun elini sıkmıştı. Bir adam ona : Nasıl olur, seni bu Sâbiî ile el sıkışırken görüyorum? demişti. Bunun üzerine Ebu Cehil: Allah'a yemîn ederim ki, ben onun bir peygamber olduğunu kesinlikle biliyorum.. Fakat, biz ne zaman Abd Me-nâfdan bir peygambere uyduk? diye cevab verdi. Râvî Ebu Yezîd : «Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar» âyetini okudu.

Ebu Salih ve Katâde derler ki: «Senin muhakkak ki Allah'ın elçisi olduğunu biliyor da inkâr ediyorlar.»

Ebu Cehil kıssasını Muhammed İbn İshâk Zührî'den rivayetle şöyle anlatır : Geceleyin Ebu Cehil, Ebu Süfyân, Sahr îbn Harb, Ahnes İbn Şerik Hz. Peygamber (s.a.) in (Kur'an) okuyuşunu dinlemek üzere gelmişler ve biri diğerini hissetmemişti. Sabaha kadar onun (Kur*an) okuyuşunu dinlediler. Sabah yaklaşınca dağıldılar da yolda karşılaştılar. Onlardan her biri diğerine : Seni getiren nedir? diye sormuş, o da başına geleni anlatmıştı. Sonra Kureyş'in gençleri olanları öğrenir ve onların gelişi ile fitneye dûçâr kalır korkusuyla bir daha dönmemek üzere anlaştılar. İkinci gece olunca, onlardan her bireri daha önce geçen anlaşmaları gereğince diğer ikisinin gelmediği zannıyla tekrar geldi. Toplanınca yine yolda buluştular ve karşılıklı olarak birbirleri-. ni ayıpladılar. Bir daha dönmeyeceklerine andiçtiler. Üçüncü gece olunca yine geldiler ve sabahleyin bu duruma bir daha dönmemek üzere yine andiçtiler.

Sabah olunca Ahnes İbn Şerîk bastonunu aldı ve çıkarak Ebu Süf-yân îbn Harb'ın evine geldi. Şöyle konuştu: Ey Ebu Hanzala; Mu-hammed'den işittiğin şey hususunda görüşünü bana söyle. Ebu Süf-yân şöyle dedi: Ey Ebu Salebe, Allah'a yemîn ederim ki; bildiğim ve ne kasdettiğini anladığım şeyler işittiğim gibi, mânâsını ve ne kas-dettiğini anlayamadığım şeyler de işittim. Ahnes ona: Senin yemîn ettiğine ben de yemîn ederim ki ben de öyleyim, dedi. Sonra onun yanından çıkıp Ebu Cehil'e geldi ve evine girerek; Ey Ebu'l-Hakem, Muhammed'den işittiklerin konusunda görüşün nedir? diye sordu. Ebu Cehil şöyle cevâb verdi: Ne işittin? Biz ve Abdmenâf oğulları şeref hususunda tartıştık. Onlar yedirdi, biz de yedirdik. Onlar yüklendi, biz de yüklendik. Onlar verdi, biz de verdik. Nihayet diz üstü çöküp yararlı yarış atları gibi kalınca; bizden bir peygamber var. Gökten ona vahiy geliypr, dediler. Biz bunu ne zaman anladık (kabul ettik)? Allah'a yernîn olsun ki, asla ona îmân etmeyeceğiz ve onu doğrulama-yacâğız. Ahnes onun yanından kalkıp gitti.

İbn Cerîr, Esbât kanalıyla Süddî'den rivayet ediyor ki: «Gerçekten biliyoruz ki; söyledikleri söz seni üzüyor. Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.» âyeti hakkında şöyle demiş : Bedr günü Ahnes İbn Şerîk, Zühre oğullarına şöyle seslendi: Ey Zühre oğulları, muhakkak ki Muhammed, sizin kız kardeşinizin oğludur. Ondan geri durmaya en lâyık olan sizlersiniz. Şayet o peygamber ise, bugün onunla savaşmamış olursunuz. Şayet yalancı ise; kız kardeşinizin oğlundan geri durmuş olanların en lâyığı olursunuz. Ebu'l-Hakem onlara kavuşuncaya kadar burada durunuz. Şayet Muhammed mağlûb olursa salim olarak dönersiniz. Eğer Muhammed gâlib gelirse muhakak ki kavminiz size bir şey yapmayacaktır. İşte o gün ona Ahnes adı verildi. Daha önce ismi Übeyy idi. Ahnes ve Ebu Cehil karşılaştılar da Ahnes Ebu Cehl'i tenhâ bir yere çekip : Ey Ebu'l-Hakem, bana Muhammed'den haber ver; o, doğru sözlü mü, yoksa yalancı mıdır? dedi. Burada; benden ve senden başka Kureyş'ten sözümüzü işitecek kimse yok. Ebu Cehil şöyle karşılık verdi : Yazıklar olsun sana, Allah'a yemin olsun ki Muhammed, doğru sözlüdür. Muhammed asîâ yalan söylememiştir. Fakat Kusayy oğulları sancağı, hacılara su vermeyi, Kâ'be'nin perdedârlığmı ve peygamberliği alıp götürürse, Kureyş'in diğerlerine ne kalacak? İşte Allah Teâlâ'nm «Onlar hakikatte seni yalanlamıyorlar. Lâkin o zâlimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.» kavli budur ve Allah'ın âyetleri Mu-hemmed (s.a.)dir.

Allah Teâlâ'mn: «Andolsun ki; senden önce nice peygamberler yalanlandı da yalanlanmalarına ve eziyyet edilmelerine sabrettiler. Nihayet onlara yardımımız gelip yetişti.» âyeti; kavminden kendini yalanlayanlar hususunda Hz. Peygamber (s.a.)i teselli etmektedir. Ulü'1-Azm olan peygamberlerin sabrettiği gibi Hz. Peygamberin de sabretmesini emretmekte, daha önceki peygamberlere nasıl yardım olunmuşsa ona da yardım olunacağını va'd etmektedir. Kavimlerinin yaptıkları şiddetli eziyyet ve yalanlamadan sonra âkibet peygamberlerin olacağına dair bir zafer müjdesidir. Nasıl âhirette yardım onlar içinse, dünyada da en sonunda yardım onlara (peygambere) gelmiştir. Bunun içindir ki; Allah Teâlâ : «Allah'ın (mü'min kullarına dünya ve âhirette yardımı va'd ettiği, yazdığı) kelimelerini değiştirebilecek yoktur», buyurmuştur. Nitekim başka âyetlerde de şöyle buyurur: «Andolsun ki; bizim peygamber kullarımıza sözümüz vardır. Onlar mu-hakak ki yardım görenlerdir ve şüphesiz ki bizim askerlerimiz, gâlib-lerdir.» (Sâffât, 171 -173), «Allah : Ben ve peygamberlerim elbette gâ-lib geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah Kavî'dir, Azîz'dir.» (Mü-câdile, 21).

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Andolsun ki; peygamberlerin haberinden (nasıl yardım olunmuşlar, kavimlerinden kendilerini yalanlayanlara karşı nasıl desteklenmişler) bir kısmı sana gelmiştir.» Onlarda senin için güzel bir örnek vardır. Onlar senin için uyulacak (davranışları örnek alınacak) kimselerdir. Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Eğer onların (senden) yüz çevirmeleri sana ağır ve zor geliyorsa; yeri delmeğe, (gücün yetip oraya gitmek suretiyle) ve göğe merdiven dayamaya gücün yetip de (onda yükselip getirdiğin âyetlerden daha üstün bir âyet getirmek ister ve) onlara bir âyet gösterirdin.» Katâde, Süddî ve başkaları da âyeti bu şekilde anlamışlardır.

Allah Teâlâ burada: «Şayet Allah dileseydi, onları hidâyet üzerinde birleştirirdi. Sakın bilgisizlerden olma.» buyururken; başka bir âyette de : «Eğer Rabbın dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi îmân ederdi.» (Yûnus, 99) buyurmuştur. Ali İbn Ebu Talha'mn rivayetine göre ((Şayet Allah düeseydi onları hidâyet üzerinde birleştirirdi.» âyeti hakkında İbn Abbâs şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.) bütün İnsanların îmân ederek hidâyet üzre ona uymaları hususunda çok istekli idi. Allah Teâlâ da ancak birinci bikirde kendileri için mes'ûd olduklarına dâir Allah'dan bir söz sâdır olanların îmân edeceğini haber verdi.

Allah Teâlâ: «Ancak dinleyenler icabet ederler.» buyuruyor. Ey Muhammed senin çağrına ancak sözü işiten, onu anlayan kimseler icabet ederler. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurulur: «(Bu Kur'an'ı ona verdik ki) diri olanları uyarsın ve kâfirlerin üzerine söz hak olsun.» (Yâsîn, 70). «Ölülere gelince; onları Allah diriltir.» âyetinde bu kâfirler kasdedilmektedir. Zîrâ onların kalbleri ölüdür. Böylece Allah Teâlâ onları cesedleri ölü kimselere benzeterek: «Ölülere gelince; onları Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.» buyurmuştur ki bu, onlarla alay ve onları hafife alma kabîlindendir.

37 — Ve dediler ki: Ona Rabbından bir âyet indirilmeli değil miydi? De ki: Şüphesiz Allah, âyet indirmeye kadirdir. Ne var ki, onların çoğu bilmezler.

38 — Yerde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitabta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Rablanna toplanırlar.

39 — Âyetlerimizi yalanlayanlar ise; karanlıklarda kalmış sağırlar, dilsizlerdir. Allah; kimi dilerse, onu şaşırtır. Kimi de dilerse; onu dosdoğru yol üstünde tutar.

Mucize Gelmesini İsteyenler

Allah Teâlâ müşriklerden haber vererek buyuruyor ki: «Ve dediler ki: Ona Rabbından (onların hakkında çekişip inkâr ettikleri ve isteklerinin gereğinden daha üstün) bir âyet indirilmeli değil miydi?» Nitekim başka bir âyette haber verildiği üzere onlar şöyle demişlerdi : «Dediler ki: Sen bize yerden bir kaynak fışkırtıncaya kadar sana asla inanmayacağız.» (İsrâ, 90).

Allah Teâla da buyuruyor ki: «Şüphesiz Allah âyet indirmeye kadirdir. Ne var ki, onların çoğu bilmezler.» Evet, Allah Teâlâ'mn buna gücü yeter. Ancak onun hikmeti bunun geciktirilmesini gerektirmektir. Zîrâ onların istekleri üzere Allah Teâlâ âyet indirse de onlar îmân etmemiş olsalardı; geçmiş ümmetlerde olduğu gibi Allah Teâlâ onların cezasını (azabını) çabuklaştınverirdi. Nitekim Allah Teâlâ, başika âyetlerde de şöyle buyurur: «Bizi, âyetler göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a da gözleri göre göre bir dişi deve vermiştik. Ona zulmetmişlerdi. Halbuki biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz.» (İsrâ, 59), «Dilersek, onlara gökten bir âyet indiririz de ona boyunları eğik kalır.» (Şuarâ, 4).

Allah Teâlâ : «Yerde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir küş yoktur ki; onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar.» buyuruyor. Mücâhid der ki: İsimleriyle bilinen tasnif edilmiş sınıflar olmasın, demektir. Katâde ise şöyle der : Kuşlar bir ümmet, insanlar bir ümmet ve cinler de bir ümmettir. Süddî ise «Onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar.» âyetini; sizin gibi yaratılmış olmasınlar, şeklinde anlamıştır.

Allah Teâlâ : «Biz kitabda hiçbir şeyi eksik bırakmadık.» buyuruyor ki; hepsinin ilmi Allah katındadır. Karada olsun, denizde olsun onlardan hiçbirinin rızkını ve idaresini asla unutmaz. Başka bir âyette de Allah Teâlâ : «Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki; rızkı Allah'a âit olmasın. Onların durup dinlenecek ve saklanacak yerlerini de bilir. Hepsi apaçık kitabtadır.» (Hûd, 6) buyurur. Onların isimlerini, sayılarım ve yerlerini açıkça bilen, hareket ve duruşlarım kuşatan O'dur. Nitekim başka bir âyette de : «Nice canlılar vardır ki; rızkını kendi taşımaz. Sizin de, onlann da rızkını Allah verir. Ve O Semî'dir, Alîm'dir.» (Ankebût, 60) buyurmuştur.

Hafız Ebu Ya'lâ der ki: Bize Muhammed İbn el-Müsennâ'nın... Câbir İbn Abdullah'dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.)in halifelik yıllarından birinde çekirge azaldı. Bunu sordu da kendisine bir haber verilmedi. Buna kederlendi ve çekirge görülüp görülmediğini sormak üzere bir atlıyı falan yere, bir diğerini Şam'a ve bir diğerini de Irak'a gönderdi. Yemen taraflarından bir atlı, bir avuç çekirge getirip Hz. Ömer'in önüne bıraktı. Çekirgeleri görünce; Ömer, üç kere tekbîr getirip Allah Rasûlü (s.a.) nü şöyle buyururken işitmiştim: Allah Tealâ bin ümmet yaratmıştır. Bunlardan altıyüzü denizde, dörtyüzü karadadır. Bu ümmetlerden ilk helak olacak olan ise çekirgedir. O helak olduğunda bir tertîb üzere yollan kesilinceye kadar peşpeşe geleceklerdir.

Allah Teâlâ : «Sonra onlar Rablanna toplanırlar.» buyuruyor. îbn Ebu Hâtim'in Ebu Saîd el-Eşecc kanalıyla îbn Abbâs'tan rivayetine göre; o, «Sonra onlar Rablanna toplanırlar.» âyeti hakkında şöyle demiştir : Onları ölüm toplar.

Yine İbn Cerîr'in İsrail kanalıyla... İbn Abbâs'tan rivayetine göre; o, hayvanların ölümü, toplanmalarıdır, demiştir. Aynı açıklamayı İbn Abbâs'tan Avfî de rivayet etmiştir. İbn Ebu Hâtim'in söylediğine göre; aynı görüş Mücâhid ve Dahhâk'dan da rivayet edilmiştir.

İkinci görüşe göre ise; hayvanlann toplanmalan kıyamet günü diriltilmeleridir. Nitekim başka bir âyette de Allah Teâlâ: «Vahşî hayvanlar bir araya toplandığı zaman.» (Tekvîr, 5) buyurmaktadır. İmâm Ahmed der ki: Bize Muhammed İbn Ca'fer'in... Ebu Zerr'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) toslaşan iki koyun görmüş ve : Ey Ebu Zerr, neden toslaştıklarını biliyor musun? diye sormuş. Ebu Zerr'in hayır cebabı üzerine : Fakat Allah biliyor ve aralarında hükmedecektir, buyurmuş.

Abdürrezzâk'ın Ma'mer kanalıyla... Ebu Zerr'den rivayetinde ise o, şöyle demiştir : Ben Allah Rasûlü (s.a.) nün yanında iken birden iki keçi toslaştı. Allah Rasûlü (s.a.) : Niçin toslaştıklannı biliyor musunuz? diye sordu. Bilmiyoruz, cevabı üzerine de şöyle buyurdu : Fakat Allah biliyor ve aralarında hükmedecektir. Hadîsi İbn Cerîr rivayet etmiştir. Yine İbn Cerîr'in Münzîr es-Sevrî kanalıyla Ebu Zerr'den rivayetinde şu fazlalık vardır : Ebu Zerr der ki: Biz Allah Rasûlü (s.a.) nü terkettiğimizde gökte iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki ondan bize bir ilim zikredilmiş olmasın.

Abdullah îbn İmâm Ahmed, babasının Müsned'inde der ki: Bana Abbâs îbn Muhammed ve Ebu Yahya el-Bezzâr'ın... Hz. Osman (r.a.) dan rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) : Kıyamet günü boynuzsuz koyun ile boynuzlu koyun arasında mutlaka kısas yapılacaktır, buyurmuşlardır.

Abdürrezzâk der ki: Bize Ma'mer'in... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre; o, «Onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Rablanna toplanırlar.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Bütün yaratıklar kıyamet günü. toplanır: Hayvanlar, kuşlar ve herşey. O gün Allah Teâlâ'nın adaleti boynuzsuz koyunun boynuzludan hakkım alması derecesine ulaşacaktır. Râvî şöyle devam eder: Sonra Allah Teâlâ: Toprak olun, buyuracak. İşte bunun içindir ki, kâfir: «Keşke ben de toprak olaydım.» (Nebe', 40) diyecektir. Bu, su hadîsinde merfû' olarak da rivayet edilmiştir.

Allah Teâlâ: «Ayetlerimizi yalanlayanlar ise karanlıklarda kalmış sağırlar, dilsizlerdir.» buyurmuştur. Bilgisizliklerinde, ilimlerinin azlığında ve anlayışsızlıklarında onların misali; duymayan sağır, dilsiz gibidir. O, bunlarla birlikte görülmeyen (hiçbir şeyi görmesi mümkün olmayan) bir karanlık içindedir. Bunun gibisi nasıl yol bulacak, veya İçinde bulunduğu durumdan nasıl çıkacaktır? Nitekim Allah Teâlâ başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: «Onların misâli; ateş yakanın misâli gibidir ki, ateş çevresindekileri aydınlatınca, Allah onların ışığını giderdi. Karanlıklar içerisinde görmez halde bırakıverdi. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.» (Bakara, 17-18), «Veya (kâfirlerin ameli) engin denizin karanlıklarına benzer. Onu üs-tüste dalgalar burur ve dalgaların üstünde de bulutlar örter. Karanlık üstünde karanlıklar. İnsan, elini uzattığı zaman neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nûr vermediği kimsenin asla nuru olmaz.» (Nûr, 40). Yine bunun için burada da : «Allah kimi dilerse onu şaşırtır, kimi de dilerse, onu dosdoğru yol üzerinde tutar. (Yaratıkları hakkında dilediği ile tasarruf da bulunan O'dur.)» buyurmaktadır.

40 — De ki: Bana haber verir inisiniz, eğer üzerinize Allah'ın azabı gelse veya size kıyamet gelirse Allah'tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer sâdıklardan iseniz.

41 — Hayır, ancak O'nu çağırırsınız da; isterse çağır-dığmz şeyi giderir ve siz de şirk koştuğunuz eşleri unutursunuz.

42 — Andolsun ki; Biz, senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Yalvarsmlar diye, onları darlık ve sıkıntıya soktuk.

43 — Onlar, hiç değilse kendilerine bir azabımız geldiği zaman; yalvarmalı değiller miydi? Faka kalbleri katılaşmış, şeytân da onlara yaptıklarını süsleyip püslemişti.

44 — Onlar kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca; Biz de kendilerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen o şeyler yüzünden sevinince; onları, ansızın yakaladık ve bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.

45 — Ve böylece zulmedenler güruhunun kökü kesilmişti. Hamd âlemlerin Rabbı olan Allah'a mahsûstur.

Allah'ın Azabı Gelip Çattığında

Allah Teâlâ, kendisinin dilediğini yapan, yaratıkları hakkında dilediği şekilde tasarrufda bulunan olduğunu; O'nun hükmünü değiştirecek hiçbir şey olmadığını, yaratıklarından O'nun hükmünü çevirmeye hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini, O'nun tek ve ortağı olmadığını, kendisinden bir şey istenildiğinde dilediğine icabet ettiğini haber vermektedir. Bunun içindir ki burada: «De ki: Bana haber verir misiniz, eğer üzerinize Allah'ın azabı gelse, veya size kıyamet gelirse, Allah'tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer sâdıklardan iseniz.» buyurmaktadır. O'ndan başka hiç kimsenin bunu defetmeye gücü yetmeyeceğini bildiğinizden dolayı başkasını çağırmazsınız. Bunun için: «(Onunla birlikte ilâhlar edinmenizde) eğer sâdıklardan iseniz. Hayır, ancak onu çağırırsınız da isterse çağırdığınız şeyi giderir ve siz de şirk koştuğunuz şeyleri unutursunuz.» buyurmuştur. Zaruret zamanı O'ndan başka hiç kimseyi çağırmazsınız. Ve putlarınız, Allah'a koştuğunuz eşler yokoluverir. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurulmuştur: «Denizde size Mr sıkıntı dokununca yalvardıklarınızm hepsi kaybolur. Ancak Allah kalır.» (îsrâ, 67).

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Andolsun ki; Biz, senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Yalvarsınlar (Allah'a duâ etsinler ve O'na boyun eğsinler.) diye, onları darlık (fakirlik ve geçim darlığına) soktuk. Onlar hiç değilse kendilerine bir azabımız geldiği (onları bununla imtihan ettiğimiz) zaman; (Bize) yalvarmalı (ve Bize sarılmalı) değiller miydi? Fakat kalbleri (incelme ve boyun eğme yerine) katılaşmış, şeytân da onlara yaptıklarını (şirk koşma ve günâhlarını) süsleyip püslemişti. Onlar kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca; (yüz çevirince, unutmuş görününce ve arkalarına atınca) Biz de kendilerine her şeyin (seçtikleri her şeyden rızık) kapılarını açtık. (Bu, Allah Teâlâ tarafından onların küfürlerini bir arttırma ve onlara bir mühlet verme idi. Allah'ın hilesinden yine Allah'a sığınırız.) Nihayet kendilerine verilen (mallar, çocuklar ve rızıklar) yüzünden sevinince; onları, ansızın (gaflet halinde) yakaladık ve bütün (hayır) ümitlerinden mahrum kaldılar (ümitlerini kestiler).»

Hasan el-Basrî der ki: Allah kimin rızkım genişletir de kendisinin imtihan edildiğini görmezse; onun sıhhatli bir görüşü yoktur. Allah kimin rızkını daraltır da o kişi kendisine yardım edildiğini görmezse; onun da sıhhatli bir görüş ve aklı yoktur. Sonra Hasan el-Basrî: «Onlar kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca; Biz de kendilerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen yüzünden sevinince; onları ansızın yakaladık ve bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.» âyetini okuyup: Kâ'be'nin Rabbma yemîn ederim ki; istedikleri kendilerine verilip te sonra geri alman kavim, hileleri karşılığında cezaya uğratılmıştır, demiş.

Yine İbn Ebu Hâtim'in rivayetine göre; Katade şöyle demiştir : Bir kavim Allah'ın enirine karşı gelmişti. Allah Teâlâ bir kavmi ancak onların sarhoşluğu, gafleti ve nimet içinde oldukları zamanda alıp yaka-layıverir. Allah'ın nimeti ile gururlanmayınız. Allah'ın nimeti ile ancak günahkâr kavimler gururlanır.»

İmâm Ahmed der ki: Bize Yahya İbn Ğıylân'm... Ukbe İbn Âmir'-den rivayetine göre; Allah Rasûlü: Günâhlarına rağmen Allah Teâlâ'-nın bir kula arzulayıp istediği şeyleri verdiğini görürsen; bil ki bu, onun günâhlarını arttırmaktır, buyurup «Onlar kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca, Biz de kendilerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen o şeyler yüzünden sevinince' onları ansızın yakaladık ve bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.» âyetini okudular. Hadîsi îbn Cerîr ve İbn Ebu Hatim, Harmele ye İbn Lehîa kanalıyla... Ukbe İbn Âmir'den rivayet etmişlerdir.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize babamın... Ubâde İbn Sâmit'ten rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyururdu : Allah Teâlâ bir kavmin kalmasını veya gelişmesini dilerse; .onlara* adalet ve iffet verir. Bir kavmin de kökünün kesilmesini dilerse; onlara ihanet kapısını açar.

Allah Teâlâ : «Nihayet kendilerine verilen o şeyler yüzünden sevinince; onları yakaladık ve bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.» dedikten sonra «Ve -böylece -zulmedenler güruhunun kökü kesilmişti. Hamd âlemlerin Rabbı, olan Allah'a mahsûstur.» buyuruyor.

46 — De ki: Bana haber verir misiniz; eğer Allah kulağınızı, gözlerinizi alır ve kalblerinizin üstüne mühür vurursa; Allah'tan başka onları size getirecek ilâh kimdir? Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz da sonra onlar yüz çeviriyorlar.

47 — De kî;: Bana haber verir misiniz; Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse; zâlimler güruhundan başka kimse helake uğratılmış olur mu?

48 — Biz, peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Öyleyse her kim ki inanır ve ıslâh ederse; artık onlar için korku yoktur. Ve onlar üzülecek de değillerdir.

49 — Âyetlerimizi yalanlayanlara ise fâsıklık eder olmalarından dolayı âzâb dokunacaktır.

Peygamberler Ancak Uyarıcı ve Müjdecidirler

Allah Teâlâ elçisi (s.a.) ne kitabına karşı çıkıp yalanlayanlara; «Bana haber verir misiniz; eğer Allah kulağınızı, gözlerinizi (size verdiği gibi) alırsa...» demesini emreder. Zîrâ «Sizi yaratan ve sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur.» (Mülk, 33).

Bunun, onlardan meşru' faydalanma İle istifâdenin men'edüme-sinden ibaret olması da mümkündür. Bunun içindir ki: «Kalblerini-zin üstüne mühür vurursa.» buyurmuştur. Nitekim başka âyetlerde de şöyle buyurmaktadır: «Kulak ve gözlere hükmeden kimdir?» (Yûnus, 31), «Hem bilin ki, Allah şüphesiz kişi ile kalbi arasına girer.» (Enfâl, 24).

Allah Teâlâ : «Allah'tan başka onları size getirecek ilâh kimdir?» buyuruyor ki, Allah Teâlâ bunları sizden soyup aldığında, size bunları geri vermeye Allah'tan başka güç yetirecek birisi var mıdır? Hayır, Allah'tan başka hiç kimse buna güç yetiremez. Bunun içindir ki; «Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz.» buyurmuştur. Yani Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun dışında ibâdet ettiklerinin bâtıl ve sapıklık olduğuna delâlet etmek üzere bunları beyân ediyor, açıklıyor ve tefsir ediyoruz. «Sonra onlar yüz çeviriyor.».Bu açıklama ile beraber onlar haktan yüz çeviriyorlar ve insanları, ona uymaktan men'ediyorlar.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «De ki: Bana haber verir misiniz; AJlah'ın azabı size (siz onu hissetmeden) ansızın veya açıkça gelirse, zâlimler güruhundan başka kimse helake uğratılmış olur mu?» Allah'a şirk koşmaları yüzünden sâdece zâlimleri kuşatmış olur ve şeriki olmaksızm Allah'a ibadet etmiş olanlar ise kurtulurlar. Onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Nitekim başka bir âyette de Allah Teâlâ : «îmân edenler; îmânlarını zulüm ile bulaştırmayanlar, işte onlara emniyet vardır.» (En'âm, 82) buyurmuştur.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: Biz, peygamberleri ancak (Allah'ın îmân eden kullarına hayırları) müjdeleyici ve (Allah'ı inkâr edenleri de musibetler ve cezalarla) uyarıcı olarak göndeririz. Öyleyse her kim (kalbi onların getirdiklerine) inanır ve (onlara uyması ile işlerini) ıslâh ederse; artık onlar için (İlerde başlarına gelecek şeyler hususunda) korku yoktur ve onlar (geçenlere ve dünya işlerinden arkalarında bıraktıklarına) üzülecek de değillerdir.» Zîrâ onların arkada bıraktıklarının velîsi, terkettiklerinin koruyucusu da Allah'tır.

Allah Teâlâ: ((Âyetlerimizi yalanlayanlara ise fâsıklık eder olmalarından dolayı azâb dokunacaktır.» buyuruyor ki, peygamberlerin getirdiklerini inkâr etmeleri, Allah'ın emirlerinden ve itâatından çıkmaları, haramlarını ve yasaklarını işlemeleri ve haramlarına dalmaları yüzünden azâb onları yakalayacaktır.

50 — De ki: Size, Allah'ın hazîneleri benim yanımda-dır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Ve size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben; bana vahyolunandan başkasına uymam. De ki: Hiç görenle görmeyen bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?

51— Rablarına toplanacaklarından korkanları, sen onunla uyar. O'ndan başka bir dost ve şefâatçüları yoktur. Umulur ki sakınalar.

52 — Sabah akşam Rablarına, rızâsını dileyerek dua edenleri kovma. Onların hesabından sana bir şey yoktur, senin hesabından onlara bir şey yoktur ki onları kovasın da zâlimlerden olasın.

53 — Biz, böylece onların bir kısmını bir kısmıyla denedik ki: Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti? desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?

54 — Âyetlerimize îmân edenler, sana geldiklerinde de ki: Selâm size. Rabbmız rahmeti kendi üzerine yazdı. İçinizden her kim ki; bilmeyerek bir fenalık yapar da arkasından tevbe eder ve ıslâh ederse; şüphesiz O, Ğafûr'-dur, Rahîm'dir.

Allah'ın Hazîneleri Benim Yanımda Değildir

Allah Teâlâ, elçisi (s.a.) ne şöyle emrediyor : «De ki: Size, Allah'ın hazîneleri benim yanımdadır, demiyorum.» Ben onlara sahip değilim. Onlarda tasarruf eden de değilim. «Ben gaybı da bilmem.» Ben demiyorum ki gaybi biliyorum. Bu, ancak Allah'ın indindendir. Allah'ın beni muttali' kıldıkları dışında gaybdan hiçbir şeye muttali' değilim. «Ve size bir melek olduğumu da söylemiyorum.)) Ben, melek olduğumu ileri sürmüyorum. Ben, ancak bir beşerim. Allah Teâlâ tarafından bana vahyolunuyor. Allah beni bununla şereflendirip bununla bana nimet vermiştir. «Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam.» Ondan ne bir karış ne de daha az olmak üzere çıkacak değilim. «De ki: Hiç görenle görmeyen bir olur mu?» Hakk'a uyup ona ileten ile, ondan sapan ve ona boyam eğmeyen bir olur mu? «Hiç düşünmüyor musunuz?» Bu, Allah Teâlâ'mn şu sözü gibidir: «Sana Rabbından indirilenin gerçek olduğunu bilen, hiç kör gibi midir? Ancak akıl sahipleri ibret ahrlar.» (Ra'd, 19).

Allah Teâlâ : «Rablarına toplanacaklarından korkanları sen onunla uyar. O'ndan başka bir dost ve şefaatçıları yoktur.» Ey Muhamnıed sen bu Kur'an ile : «Rablarmdan korkarak titreyenler» i (Mü'mi-nûn, 57), «Rablarmdan korkan ve kötü hesâbtan ürkenler» i (Ra'd, 21) uyar.

«(Kıyamet günü) Rablarına toplanacaklarından korkanları sen onunla uyar. (O gün) senin onlar için dilemiş olduğun azâb hususunda) bir dost (bir yakınları) ve şefâatçılan yoktur. Umulur ki sakına-lar.» Allah'tan başka hiçbir hâkimin bulunmayacağı o günle onları uyar. «Umulur ki sakınalar.» Ve bu dünyada kıyamet günü kendilerini Allah'ın azabından kurtaracak, onlar için sevabı kat kat arttırılacak ameller işleyeler.

Allah Teâlâ : «Sabah akşam Rablarına, rızasını dileyerek dua edenleri kovma.» buyuruyor. Bu sıfatla muttasıf olanları kendinden uzaklaştırma. Bilakis onları, birlikte oturduğun yakın dostlarından kıl. Nitekim başka bir ayette de Allah Teâlâ şöyle buyurur: «Bizi anmasını unutturduğumuz, hevâ ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme.» (Kehf, 28).

Allah Teâlâ: «Sabah akşam Rablarına (ibâdet edip) dua edenler...» buyurmaktadır. Saîd îbn el-Müseyyeb, Mücâhid, Hasan ve Ka-tâde bununla farz namazların kasdedüdiğini söylemişlerdir. Bu, «Rab-bmız; Bana kulluk edin ki, size karşılığını vereyim (kabul edeyim) buyurdu.» (Ğâfir, 60) âyeti gibidir.

Allah Teâlâ : «Rablannın rızâsını dileyerek...» buyurmaktadır ki; onlar, bu amelleri ile yüce Allah'ın rızâsını dilerler. Onlar, işlemiş oldukları ibâdet ve tâatlarda ihlâs sahibidirler.

Allah Teâlâ : «Onların hesabından sana bir şey yoktur. Senin hesabından da onlara bir şey yoktur.» buyuruyor ki Nûh (a.s.) da ((Alçak ve hakîr kimseler sana uymuşken biz sana îmân mı edeceğiz?» diyenlere cevaben şöyle demişti: «Onların yapmakta oldukları şeyler hakkında bir bilgim yoktur. Onların hesabı ancak Rabbıma aittir. Keski düşünseniz.» (Şuarâ, 112-113). Onların hesabı ancak Allah'a aittir. Benim hesabımdan onlara 'birşey olmadığı gibi, onların hesabından da bana bir şey yoktur. «Ki onları kovasın da zâlimlerden olasın.»

İmâm Ahmed der ki: Bize Esbât İtan Muhammed'in... îbn Mes'ûd'-dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Kureyş'den bir grup Allah Ra-sûlü (s.a.) ne uğramıştı. Onun yanında Habbâb, İbn Eret Suheyb er-Rûmî, Bilâl el-Habeşî ve Ammâr İbn Yâsir vardı. Ey Muhammed, bunlardan hoşnûd oldun mu? dediler de onların hakkında «Rablarına toplanacaklarından korkanları sen onunla uyar... Allah şükredenleri daha iyi bilen değil midir?» âyetleri nazil oldu.

Hadîsi İbn Cerîr, Eş'as kanalıyla... İbn Mes'ûd'dan şöyle rivayet eder : «Allah Rasûlü (s.a.) nün yanında Suheyb, Bilâl, Ammâr, Habbab ve müslümanlann zayıflarından diğerleri varken ona, Kureyş'ten bir grup uğradı: Ey' Muhammed, kavminden bunlara mı razı oldun? Aramızdan Allah'ın kendilerine nimet verdikleri bunlar mı? Biz, -bunlara mı uyacağız? Onları yanından kov. Onları kovduğun takdirde belki sana uyabiliriz, dediler de : «Sabah akşam Rablarına, rızasını dileyerek duâ edenleri kovma...» ve «Biz böylece onların bir kısmını bir kısmıyla denedik...» âyetleri nazil oldu.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ebu Saîd İbn Yahya İbn Saîd el-Kat-tân'ın... Habbâb'dan rivayetine göre «Sabah akşam Rablanna, rızâsını dileyerek duâ edenleri kovma.» âyeti hakıknda o, şöyle demiştir: Akra' îbn Habis et-Temîmî ve Uyeyne İbn Hısn el-Fezarî geldiler. Allah Rasûlü (s.a,) nü Suheyb, Bilâl, Ammâr ve Habbâb ile müslümanlann zayıflarından bir grup içinde oturur buldular. Onları Hz. Peygamber (s.a.) in etrafında görünce, küçümsediler. Allah Rasûlü'ne gelip onunla başbaşa oturarak dediler ki: «Biz, bize ayrı bir oturma yeri yapmanı istiyoruz. Araplar bizim üstünlüğümüzü biliyor. Arap elçileri sana geliyorlar. Arapların bizi bu kölelerle birlikte görmelerinden utanıyoruz. Biz sana geldiğimizde onları bizden ayrı oturt. Biz bitirince onlarla dilediğin kadar otur. Allah Rasûlü -bu isteğe pekiyi, dedi. Onlar: Bunu bize bir mektup olarak yaz, dediler. Allah Rasûlü bir sayfa ile yazmak üzere Hz. Ali'nin gelmesini istedi. Biz, bir köşede oturuyorduk. Cibril gelerek: «Sabah akşam Rablanna rızâsını dileyerek duâ edenleri kovma...» dedi. Allah Rasûlü (s.a.) sayfayı atarak bizi çağırdı ve biz de onun yanına geldik. Hadîsi Esbât kanalıyla ibn Cerîr rivayet etmiştir. Ancak bu hadîs garîbtir. Zırâ âyet mekkî olup, Akra' îbn Habis ve Uyeyne ancak hicretten bir süre sonra müslüman olmuşlardır.

Süfyân es-Sevrî Mikdâm İbn Şüreyh kanalıyla... Sa'd'dan rivayet ediyor ki; o, şöyle demiştir: Bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.) in ashabından altı kişi hakkında nazil olmuştur. İbn Mes'ûd onlardandır. Biz Hz. Peygamber (s.a.) e koşar, ona yakın olur ve ondan dinlerdik. Kureyş : Bunları bizden yakın tutuyor, dediler de: «Sabah akşam Rablanna, rızâsını dileyerek duâ edenleri kovma.» âyeti nazil oldu. Müstedrek'inde hadîsi Hâkim de Süfyân kanalıyla rivayet etmiş ve Buhârî ile Müslim'in şartlarına uygundur, demiştir. Hadîsi ibn Hibbân da Sahîh'inde Mikdâm İbn Şüreyh kanalıyla tahrîc etmiştir.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Biz böylece onların bir kısmını bir kısmıyla denedik (imtihan etik) ki; Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti? desinler.» Peygamberliğin başlangıcında Allah Rasûlü (s.a.) ne tâbi olanların çoğunluğu kadın, erkek, köle ve cariyelerden insanlann en zayıflan idi. Eşraftan çok az kişi ona tâbi olmuştu. Nitekim Nûh (a.s.) un kavmi ona şöyle demişti: «İçimizde sadece ayak takımının, başlangıçta düşünmeden sana uydukları gözümüzün önündedir.» (Hûd, 27). Rûm kralı Heraklius da Eıbu Süfyân'a: Ona insanların zaafları mı yoksa eşrafı mı tâbi oldu? diye sormuş; onun Bilâkis zayıflan, cevâbı üzerine de : Onlar peygamberlerin tâbileridir. (Onlar peygamberlere uyanlardır.) demişti.

Kureyş müşrikleri, zayıflardan Hz, Peygambere îmân edenlerle alay ediyor ve onlardan güç yetirebildiklerine işkence ediyorlardı. Onlar diyorlardı ki: «Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti?» Allah bizi bırakıp da bunları —şayet ulaştıkları hayır ise— hayra ulaştıracak değildir. Nitekim" onlar: «Bu iş, bir hayır olsaydı onlar bizi geçemezlerdi.» (Ahkâf, 11) demişlerdir. Yine Allah Teâlâ basjka bir âyette şöyle buyurmuştur: «Âyetlerimiz kendilerine açıkça okunduğu zaman; küfreden o adamlar mü'minlere : Bu iki takım insanın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? derler.» (Meryem, 73). Allah Teâlâ böyle diyenlere cevab olarafe şöyle 'buyurur: «Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, varlıkça ve gösterişçe bunlardan çok daha üstündüler.» (Meryem, 74). Onların «Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti?» demelerine karşılık ise Allah Teâlâ: «Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?» buyurmuştur. Allah Teâlâ sözleri ile, işleri ve gönülleri (kalbleri) ile Allah'a şükredenleri en iyi bilen.değil midir? Onları muvaffak kılıp selâmet yollarına ulaştıracak, onları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak ve kendisine varan doğru yola ulaştıracaktır. Nitekim başka bir âyette şöyle buyurmuştur: «Bizim uğrumuzda mücâhede edenleri elbette yollarımıza eriştiririz. Şüphesiz ki Allah, ihsan edenlerle beraberdir.» (Ankebût, 69). Sahih bir hadîste şöyle buyurulmuştur:

Allah Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalelerinize ve. işlerinize bakar.

îbn Cerîr der ki: Bize Kâsım'ın... îkrime'den rivayetine göre; o, «Rablarına toplanacaklarından korkanları sen onunla uyar.» âyeti haKkında şöyle demiştir: Kâfirlerden ve Abdmenâf oğullarının eşrafından bir grup, aralarında Utbe İtan Rabîa, Şeybe İbn Rabîa, Mut'im îbn Adiyy, Haris İbn Nevfel ve Karaza İbn Abdamr îbn Nevfel, Ebu Tâlib'e gelerek şöyle etedüer: «Ey-Ebu Tâlib, kardeşin oğlu Muham-med köleleri ve bize karşı anlaşmış olanları yanından kovsa ya. Mu-hakak ki onlar, bizim kölelerimiz ve işçilerimizdir. Böyle yapsaydı bizim gönüllerimizde daha büyük, bizim katımızda itaate daha lâyık, kendisine uymamız ve onu doğrulamamıza daha yakın olurdu. Ebu Tâlib Hz. Peygamber (s.a.)e gelerek onların söylediklerini nakletti. Ömer İtin Hattâb (r.a.) şöyle dedi: Onların ne istediklerini ve bu sözleri ile nereye varacaklarını görmen için keski bunu yapsaydın. Bunun üzerine Allah Teâlâ: «Rablânna toplanacaklarından korkanları sen onunla uyar... Allah şükredenleri daha iyi bilen değil midir?» âyetlerini indirdi. Onlar: Bilâl, Anınıâr İbn Yâsir, Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim ve Üseyd'in kölesi Sabîha idiler. İbn Mes'ûd, Mikdâd İbn Amr, Mes'ûd İbn el-Kârî, Vâkıd İbn Abdullah el-Hanzalî, Amr İbn Abdamr, Zû'ş-Şimâleyn, Mersed İbn Ebu Mersed ve Hanıza İbn Abdülmutta-lib'in dostu Ebu Mersed'in müttefikleri idiler. Bunlar ve benzeri müttefikler ile yukarda isimleri sayılanlar bu kadardır. Kureyş'in küfürde ileri gelenleri, köleler hakkında ise «Biz, böylece onların bir kısmını bir kısmıyla denedik ki: Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti?» desinler...» âyeti nazil olmuştur. Bu âyet nazil olunca, Ömer (r.a.) gelerek yukarda zikredilen sözünden dolayı özür dilemiş ve Allah Teâlâ da: «Âyetlerimize îmân edenler sana geldiklerinde...» âyetini indirmiştir.

Allah Teâlâ : «Âyetlerimize îmân edenler, sana geldiklerinde de ki: Selâm size» buyuruyor. Onların selâmlarına, karşılık vermekle onlara ikramda bulun. Allah'ın onlara geniş ve şümullü rahmetini müjdele. Allah Teâlâ bunun içindir ki: «Habbımız rahmeti kendi üzerine yazdı.» buyurmuştur. Lutfu, ihsanı ve nimeti olarak kendi nefsine rahmeti vâcib kılmış, yazmıştır.

Allah Teâlâ: (ficinizden her kim ki bilmeyerek bir fenalık yapar...» buyuruyor ki seleften birisi : Allah'a isyan eden herkes bilgisiz, câhildir, demiştir.

Mu'temer İbn Süleyman'ın... îkrime'den rivayetine göre o: «İçinizden her kim ki bilmeyerek bir fenalık yaparsa...» âyeti hakkında : Dünya bütünü ile bilgisizliktir, demiştir. İkrinıe'nin bu sözünü İbn Ebu Hatim rivayet etmiştir.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Bundan sonra tevbe eder ve işlerini düzeltir (yapagelmekte olduğunuz kötülüklerden döner, onları atar, onlara asla dönmemeye azmeder ve gelecekteki işlerini düzeltirseniz) muhakkak ki Allah Teâlâ Ğafûr'dur, Rahîm'dir.»

İmâm Ahmed der ki: Bize Abdürrezzâk'm... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdular: Allah Teâlâ yaratmaya hükmettiğinde kendi katında Arş'm üzerindeki kitaba şunları yazdı: «Muhakkak rahmetim gazabımı yenmiştir.»

Hadîsi Buhârî ve Müslim tahrîc etmişlerdir. Hadîsi A'meş de... Ebu Hüreyre'den bu şekilde rivayet etmiştir. Mûsâ İbn Ukbe ise A'reç kanalıyla Ebu Hüreyre'den bu hadisi rivayet eder. Leys ve başkaları ise hadîsi Muhammed İbn Aclân kanalıyla... Ebu Hüreyre'den, o da Hz. Peygamberden rivayet etmişlerdir.

İbn Merdûyeh, Hakem İbn Ebân kanalıyla... İbn Abbâs'tan rivayet ediyor ki; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :

Allah Teâlâ yaratıklar arasındaki hükmünü bitirince; Arş'm altından : Muhakkak rahmetim, gazabımı geçmiştir. Ben merhametlilerin en merhametlisiyim, yazısını çıkarır. Bir veya iki avuç alır da hiçbir hayır işlememiş olan yaratıkları ateşten (cehennemden) çıkarır. Bunların gözleri arasında (alınlarında) «Allah'ın azâdlılan» yazılıdır.

Abdürrezzâk der ki: Bize Ma'mer'in... Selmân'dan rivayetine göre; o, (iRabbımız kendine rahmeti yazdı.» âyeti hakkında şöyle demiştir : Biz, Tevrât'da iki sevgi (şefkat) buluyoruz. Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratmış; yaratıkları yaratmazdan önce de yüz rahmet halketmiş, sonra yaratıkları vücûda getirerek onların arasına bir tek rahmet bırakmış ve doksandokuz rahmeti kendi katında alıkoymuştur. Onunla birbirlerine merhamet eder, birbirlerine şefkat taşır, birbirlerine verir, birbirlerini ziyaret ederler. Onunla deve inler (şefkatinden), onunla inek sevgi taşır, koyun meler, kuşlar birbirlerinin peşisıra gider ve denizde balıklar birbirini ta'kîb eder. Kıyamet günü olunca, Allah Teâlâ bu rahmeti katında olanla birleştirir. Onun rahmeti en üstün ve en geniştir.

Bu hadîs başka bir kanaldan ve merfû' olarak da rivayet edilmiştir. Buna uygun hadîsler: «Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.» (A'râf, 156) âyetinin tefsirinde geniş olarak yeralacaktır.

Hadîslerden bu âyete uygun düşenlerden biri şöyledir: Allah Rasûlü (s.a.) Muâz İbn Cebel'e şöyle buyurmuşlardı: Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki hakkı nedir biliyor musun? O'na ibâdet (kulluk) etmeleri, O'na hiçbir şeyle ortak koşmamalandır. Sonra şöyle buyurdular: Bunu yaptıklarında kulların Allah üzerindeki hakkı nedir? Bilir misin? Onlara asla azâb etmemesidir. Hadîsi îmam Ahmed, Kümeyi İbn Ziyâd kanalıyla Ebu Hüreyre'den rivayet etmiştir.

55 — Biz, böylece âyetlerimizi açıklarız ki; suçluların yolu sana besbelli olsun.

56 — De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız başka şeylere tapmaktan men'olundum. De ki: Sizin heveslerinize asla uymam. O takdirde sapmış olurum da hidâyete erenlerden olmam.

57 — De ki: Ben şüphesiz Rabbımdan bir hüccet üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz şey yanımda değildir. Hüküm; ancak Allah'ındır. Doğrusu O, hakkı haber verir ve O, ayırdedenlerin en hayırlısıdır.

58 — De ki: Acele istediğiniz şey, benim yanımda olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu. Allah, zâlimleri çok daha iyi bilendir.

59 — Ğaybın anahtarları O'nun katındadır. O'ndan başka kimse bilmez. Karada ve denizde olanı da O bilir. Bir yaprak düşmez ki; onu bilmesin. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru müstesna olmamak üzere her şey apaçık bir kitabtadır.

Suçluların Yolunu Belirtmek îçin Açıklıyoruz Bütün Bunları

Allah Teâlâ bu âyetlerde buyuruyor ki: «(Hidâyet ve olgunluk yoluna delâlet eden hüccetleri, hak ile mücâdele ve hakka karşı direnmeyi kötüleyen delilleri daha , önce açıkladığımız gibi) Biz, böylece (muhâtablann açıklanmasına ihtiyâç duydukları) âyetlerimizi açıklarız ki, (peygamberlere muhalefet eden) suçluların yolu sana besbelli olsun.»

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «De ki: Şüphesiz ben Rabbımdan (O'-nun bana vahyettiği şeriatına dâir) bir hüccet üzereyim. Siz ise onu (Allah'tan bana gelen gerçeği) yalanladınız. Sizin acele istediğiniz (azâb) yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır.» Bu işler ancak Allah'a aittir. Dilerse bu hususta istediklerinizi sizin için çabuklaştırır. Dilerse kendince bilinen büyük hikmetlerden dolayı geciktirip te'cîl buyurur. Bunun içindir ki «Hüküm ancak Allah'ındır. Doğrusu O, hakkı naber verir. Ve O, ayırdedenlerin en hayırlısıdır.» buyurmuştur. O, hükümleri ayırdedenlerin, kullan arasında hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Allah Teâlâ yine buyuruyor ki: «De ki: Acele istediğiniz şey, benim yanımda olsaydı, (sizin acele istediğiniz şeyin dönüşü bana olaydı sizin müstehak olduğunuzu hemen yerine getirirdim de) benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu. Allah, zâlimleri çok daha iyi bilendir.»

Bu âyet ile Buhârî ve Müslim'de İbn Vehb kanalıyla... Hz. Âişe'-den rivayet edilen şu hadîsin aralarını te'lîf etmek nasıl mümkün olacaktır? Bu hadîste Hz. Aişe Allah Rasûlü (s.a.) ne sormuş : Ey Allah'ın Rasûlü, Uhud gününden sana daha zor gelen bir gün oldu mu? Allah Rasûlü şöyle cevâb vermiş: Senin kavminden öylesi şeylere uğradım ki Akabe gününde onlardan gördüğüm çok daha şiddetli ve ağırdı. Kendimi ibn Abd Yâleyl, İbn Abd Külâl'e arzetmiştim. Onlar, benim arzuladığım cevâbı vermemişlerdi. Onlardan ayrılarak yüzümün dönük olduğu tarafa doğru düşünceli bir halde yürüdüm. Karn-ı Seâlib'e varıncaya kadar ayılmadım. (Orada) başımı kaldırdım ve bir de gördüm ki beni gölgeleyen bir bulut var. Bir de baktım ve gördüm ki Cibril (a.s.) orada ve bana şöyle sesleniyor : Muhakkak ki Allah Teâlâ kavr minin sana olan sözünü, sana verdikleri cevâbı işitti. Onlar hakkında dilediğini emretmen için Allah sana dağların meleğini gönderdi. Dağların meleği bana seslenip selâm verdi ve şöyle dedi: Ey Muhamnıed, Allah Teâlâ kavminin sana olan sözünü işitti ve (dilediğin) emri bana vermen için Rabbm beni sana gönderdi. Ne dilersin? Dilersen, Ahşebân dağlarını onların üzerine kapatıvereyim. Allah Rasûlü ise şöyle buyurdu : Bilakis Allah Teâlâ'mn onların soyundan Allah'a ibadet eden, O'na hiçbir şey ile ortak koşmayanları çıkaracağım umarım. Hadîsin lafzı Müslim'indir. Bu hadîse göre melek, Allah Rasûlü'ne onlara azâb etmeyi ve onların kökünü kazımayı arzetmiş; Allah Rasûlü ise, onların soyundan Allah Teâlâ'mn, Allah'a hiçbir şeyle ortak koşmayanları çıkaracağı ümidi ile bunda acele etmemiş ve onlar için geciktirme isteğinde bulunmuştur. İşte bu hadîs ile Allah Teâlâ'nm bu âyette: «De ki: Acele istediğiniz şey, benim yanımda olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu. Allah, zâlimleri çok daha iyi bilendir.» sözünün te'lîfi nasıl olacaktır? Buna —en doğrusunu Allah bilir ya— cevâbımız şöyle olacaktır: Bu âyet-i kerîme şayet Allah Rasûlünden istemiş oldukları azabın meydana gelmesi ondan bunu istedikleri sırada onun elinde olsaydı, bunu onlar için gerçekleştirebileceğine delâlet etmektedir. Hadîste ise onlar için azabın vuku bulmasını istedikleri yoktur. Bilakis dağların meleği bunu arzetmiş ve dilerse Ahşebân dağlarını onların üzerine kapatacağını söylemiştir. Ahşebân dağları, Mekke'yi güney ve kuzeyden kuşatan ikrdağdır. Bu sebepledir ki, Allah Rasûlü bu azabın hemen yerine getirilmesini istememiş ve onlara rıfk ile muamele etmek istemiştir.

Allah Teâlâ : «Gaybuı anahtarı O'nun kalandadır. O'ndan başka kimse bilmez.» buyuruyor. Buhârî der ki: Bize Abdülazîz İbn Abdullah'ın... Salim İbn Abdullah'tan, onun da babasından rivayetine göre; Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur : Gaybın anahtarı beştir. Onları Allah'tan başka hiç kimse bilmez: «Kıyametin (ne zaman kopacağı) bilgisi O'nun katındadır. Yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir, hiçbir nefis yarın ne kazanacağım bilmez, hangi yerde öleceğini de bilemez. Muhakkak Allah Alîm'dir, Habîr'dir.» (Lukmân, 34).

Ömer'den rivayet edilen bir hadîste Cibril, Allah Rasûlü'ne bir Bedevî şeklinde göründüğünde; ona İslâm'ı, îmânı ve ihsanı sormuş. Allah Rasûlü (s.a.) ona söyledikleri içinde; beş şey var ki onları Allah'tan başka hiç kimse bilmez, buyurmuş ve, «Kıyametin (ne zaman kopacağı) bilgisi Allah katındadır...» (Lukman, 34) âyetini okumuştur.

Allah Teâlâ: «Karada ve denizde olanı da O bilir.» buyuruyor ki, O'nun yüce ilmi denizde ve karada olan bütün varlıkları kuşatmıştır. Bunlardan hiç bir şey, gökte ve yerde bir zerre ağırlığı dahi olsa hiçbir şey O'na gizli değildir. Şâir es-Sarsarî ne güzel söylemiş : «Bakanlara görünsün veya gizli kalsın, O'na zerre bile gizli kalmaz.»

Allah Teâlâ : «Bir yaprak düşmez ki onu bilmesin.» buyuruyor. Cansızlardan gelse bile her hareiketi bilir. O halde hayvanlar hakkındaki bilgisine ne dersin? Bir de bunlar cin ve insan soyundan olan mükellefler ise. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurur : «O, gözlerin hainliğini ve göğüslerin gizlediğini bilir.» (Ğâfir, 19).

İbn Ebu Hatim der ki: Bize babamın... İbn Abbâs'tan rivayetinde o, «Bir yaprak düşmez ki onu bilmesin.» âyeti hakkında şöyle demiştir : Denİ2de olsun, karada olsun; hiçbir yaprak yoktur ki ondan düşeni yazmak üzere onun için görevlendirilmiş bir melek olmasın.

Allah Teâlâ : «Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru müstesna olmamak üzere her şey apaçık bir kitabdadır.» buyuruyor. Muhammed İbn îshâk der ki: Yahya İbn Nadr'dan rivayet edildiğine göre... Abdullah İbn Amr ibn el-Âs şöyle demiş: Üçüncü yerin altında ve dördüncünün üstünde öyle cinler vardır ki; onlar size görünseler siz onlarla birlikte hiçbir aydınlık görmezdiniz. Bunlar yeryüzünün dört bir köşesine dağılırlar. Yeryüzünün dört bir köşesinde Allah Teâlâ' nın mühürlerinden bir mühür vardır. Onlardan her biri üzerine Allah'ın gönderdiği bir melek vardır. Allah Teâlâ onlara katındakilerden her gün bir melek ile «Yanındakileri muhafaza et.» emrini gönderir.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize Abdullah İbn Muhammed İbn Abdur-rahmân'ın... Abdullah İbn el-Hâris'den rivayetinde o, şöyle demiş: Yeryüzünde bir ağaç ve bir iğne yeri kadar hiçbir yer yoktur ki; ıslandığında ıslaklığım, kuruduğunda kuruluğunu Allah Teâlâ'ya iletmekle görevli bir melek olmasın: Bu hadîsi İbn Cerîr de Ebu'l^Hattâb Ziyâd İbn Abdullah kanalıyla Mâlik İbn Sâir'den rivayet etmiştir.

Yine İbn Ebu Hatim der ki: Ebu Huzeyfe'den anlatıldığına göre... İbn Abbâs: «Allah Teâlâ Nûn'u —ki bu kalemdir— ve levhaları yarattı. Yaratılmış bir yaratığın son bulmasına, helâl veya haram bir rızka, iyinin veya günahkârın ameline (işine) varıncaya kadar dünyanın işlerini ona yazdı, demiş ve sonuna kadar «Bir yaprak düşmez ki onu bilmesin...» âyetini okumuş.

60 — O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren. Gündüzün de ne yaptığınızı bilir. Sonra sizi tekrar kaldırır; Ta ki, belirli bir ecelin hükmü yerine gelsin. Sonra sizin dönüşünüz Ona'dır. Sonra ne yaptığınızı size haber verecektir.

61 — O, kulları üzerinde yegâne hâkimdir. Ve size, koruyucular yollar. Nihayet herhangi birinize ölüm gelince, elçilerimiz bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar.

62 — Sonra onlar, gerçek mevlâlarına döndürülürler. Dikkat edin, hüküm O'nundur. Ve O, hesâb görenlerin en sür'atlisidir.

Kulları Üzerinde Hâkim O'dur.

Allah Teâlâ kullarım geceleyin uykularında (kendilerinden geçirmek suretiyle) öldürdüğünü haber veriyor ki; bu, küçük ölümdür. Nitekim Allah Teâlâ başka âyetlerde de şöyle buyurur: «Allah buyurdu ki: Ey îsâ, seni öldürecek olan Benim. Seni kendime yükseltip kaldıracak da... Benim.» (Al-1 İmrân, 55), «Allah, ölüm ânında ruhları alır, ölmeyenin ise uykusunda ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini belli bir süreye Jcadar salıverir.» (Zümer, 42). Bu âyette biri büyük ve diğeri küçük olmak üzere iki ölüm zikredilip, bu iki ölümün hükmü de kaydedilmiş ve: «O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren. Gündüzün de ne yaptığınızı bilir.» buyurulmuştur. «Gündüzün kazandığınız amelleri de bilir.» kısmı bir isti'nâf cümlesi olup Allah Teâlâ' nın, yaratıkları gece ve gündüz sükûnet ve hareket hallerinde ihatalı bir şekilde bildiğine delâlet eder. Nitekim başka âyetlerde de şöyle buyurur : «Aranızdan birisi; ister sözü gizlesin, ister açığa vursun, ister geceye bürünerek gizlensin, ister gündüzün ortaya çıksın hiç fark yoktur.» (Ra'd, 10), «O'nun rahmetindendir ki; dinlenmeniz için geceyi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için gündüzü yaratmıştır. Tâ ki şükredesiniz.» (Kasas, 73). «Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de maişet vakti kıldık.» (Nebe', 10-11). Burada da şöyle buyuruluyor: «O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren. Gündüzün de ne yaptığınızı (ve kazandığınızı) bilir. Sonra sizi tekrar kaldırır.» Bu âyetin tefsirini Mücâ-hid, Katâde ve Süddî; O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren, gündüzün de ne kazandığıma bilir, sonra sizi gündüzün tekrar diriltir, şeklinde yapmışlardır. îbn Cüreyc ise Abdullah İbn Kesîr'den rivayetle; sonra sizi uykunuzda (rü'yâda) tekrar diriltir, açıklamasını getirmiştir. Ancak birinci açıklama daha kuvvetlidir. îbn Merdûyeh kendi isnadı ile... îbn Abbâs'tan rivayet ediyor ki; Hz. Peygamber (s.a,) şöyle buyurmuşlardır : Her insanla birlikte bir melek vardır. Uyuduğu zaman onun nefesini alır. Sonra ona tekrar geri verilir, Allah Teâlâ onun ruhunu kabzetme (canını alma) izni verirse canını alır, değilse ona geri verir. îşte «O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren.» âyetinin delâlet ettiği mânâ budur.

«Tâ ki, belirli bir ecelin hükmü yerine gelsin.» âyetinde insanlardan her birerinin eceli kaydedilmektedir. «Sonra (kıyamet günü) sizin dönüşünüz O'nadir. Sonra ne yaptığınızı haber verecek (bunların karşılığım verecektir. Eğer hayır iseler karşılık da hayır; kötülük ise karşılığı da kötü olacaktır). O, kullan üzerinde yegâne hâkimdir.» Her şeyin hâkimi O'dur. Her şey O'nun celâline ve büyüklüğüne boyun eğer. «Ve size koruyucu (melekler) yollar.» İnsanın bedenini koruyacak melekler gönderdiği gibi, onun işlerini koruyup sayacak melekler de gönderir. Nitekim başka âyetlerde de şöyle buyurmaktadır: «Ardından ve önünden onu ta'kîb edenler vardır. Allah'ın emriyle onu gözetirler.» (Ra'd, 11), «Halbuki sizin üzerinizde koruyucular vardır.» (İnfitar, 10), «Sağında ve solunda onunla beraber oturan ve onun amellerini tesbît etmekte olan iki melek vajdır. O bir söz atmaya dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.» (Kâf, 17 -18). «Nihayet herhangi biriniz (eceli gelip sekerât haline girip) ölüm gelince elçilerimiz (olan ölümle görevli melekler) bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar.» İbn Abbâs ve bir çokları derler ki: Ölüm meleğinin de diğer meleklerden yardamcılan vardır. Bunlar ruhu cesedden çıkarırlar, ölüm meleği de can (rûh) hulkûma gelince onu yakalayıp alır. İbn Abbâs ve başkala-nndan rivayet edilen bu hadîsin doğruluğuna delâlet eden bu konu ile ilgili hadîsler, «Allah, inananları... sağlam bir söz üzerinde tutar.» (İb-râhîm, 27) âyetinin tefsirinde gelecektir.

Allah Teâlâ «Elçilerimiz bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar.» buyurmaktadır ki; onlar öldürülenin ruhunu muhafazada eksiklik yapmazlar. Bilâkis onu muhafaza eder ve Allah Teâlâ'nm dilediği yere götürüp indirirler. Şayet o iyilerden idiyse, illiyyûn cennetlerine; günahkârlardan idiyse —Allah bizleri bundan korusun— Siccîn cehennemlerine götürüp indirirler.

Allah Teâlâ : «Sonra onlar gerçek mevlâlanna döndürülürler.» buyuruyor. İbn Cerir der ki: «Sonra onlar (melekler) gerçek mevlâlanna döndürülürler.» Burada İmâm Ahmed'in rivayet etmiş olduğu şu hadîsi de zikredelim : O der ki: Bize Hüseyn İbn Muhainmed'in... Ebu Hü-reyre'den rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Melekler, ölünün yanında hazır bulunurlar. Eğer o, sâlih bir kişi idiyse şöyle derler : Temiz cesedde bulunan ey temiz nefs, övülmüş olarak rahat ve istirahat ile çık. Öfkeli olmayan Rabbın müjdesi sanadır. Bunlar rûh çıkıncaya kadar söylenmeye devam ederler. Sonra rûh göğe yükseltilir ve açılması istenir. Bu kimdir? diye sorulduğunda, falancadır, denilir. Ona; temiz cesedde bulunan temiz rûh, merhaba. Övülmüş olarak gir, rahat ve istirahat ile. Öfkeli olmayan Rabbından müjde sana, denilir. O, Allah Teâlâ'nın bulunduğu göğe erişinceye kadar bunlar söylenmeye devam ederler. Şayet o, kötü bir kimse idiyse; şöyle derler : Pis cesedde bulunan ey pis nefs çık, kötülenmiş olarak çık. Kavurucu ateş ve irinle buna benzer bir eşini sana müjdeleriz. Rûh çıkıncaya kadar bunlar söylenmeye devam ederler. Sonra o göğe yükseltilip onun için açılması istenilir. Bu kimdir? diye sorulduğunda, falancadır, diye cevab verilir. Bunun üzerine : Pis ceseddeki pis nefs rahat olma, (sana merhaba yok), kötülenmiş olarak dön. Gök kapılan sana açılmayacaktır, denilir ve gökten (geri çevrilip) gönderilir. Sonra kabre gidilir. Salih kişi (orada) oturtulup birinci sözde söylenenlerin bir misli kendisine söylenir. Kötü kişi de oturtularak birinci hadîste söylenenlerin bir benzeri kendisine söylenilir. Bu hadis garîbtir. «Sonra onlar, gerçek mevlâlanna döndürülürler.» âyetinde kıyamet günü bütün yaratıkların Allah'a döndürülüp onlar hakkında Allah'ın adaletiyle hükmedeceği kastedilmiş olabilir. Nitekim başka âyetlerde de Allah Teâlâ : «De ki: Şüphesiz hem öncekiler, hem de sonrakiler, belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır.» (Vakıa, 50), «Hiçbirim bırakmaksızın toplarız onları... Ve Rabbın kimseye asla zulmetmez.» (Kehf, 47-49) buyururken burada da: «Gerçek mevlâlanna döndürülürler. Dikkat edin, hüküm O'nundur. Ve O, hesab görenlerin en sür'atlisidir.» buyurmuştur. tattırmaya Kadir olan O'dur. Bak; onlar iyice anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz.

Karanın ve Denizin Karanlıklarından Kim Kurtarır Sizi?

Allah Teâlâ : «Karanın ve denizlerin karanlıklarında» zor durumda kalmış kullarını kurtarışındafci nimeti hatırlatıyor. Onlar karadaki felâketlere, fırtına patladığında denizdeki dalgalara kapılıp düşmüş ve şaşırmış halde iken sâdece ortağı olmayan Allah'a duâ ederler. Nitekim Allah Teâlâ, başka âyetlerde de şöyle buyurmaktadır: «Denizde size bir sıkıntı dokununca yalvardıklannızın hepsi kaybolur. Ancak Allah kalır.» (îsrâ, 67), «Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgârla götürürken; yolcular neşelenirler. Bir fırtına çıkıp onları her taraftan dalgaların sardığını, çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise; Allah'ın dinine sarılarak : Bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun ki, şükredenlerden oluruz, diye O'na yalvarırlar.» (Yûnus, 22), «Yoksa karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı? Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir.» (Nemi, 63). Burada ise şöyle buyurmaktadır : «De ki: Karanın ve denizlerin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Siz gizlice ve (açıktan) O'na yalvarır yakanrsınız : Bizi bu (sıkmtı ve dar durumdan) kurtarırsa, andolsun (bundan sonra) şükredenlerden olacağız.» Allah Teâlâ da (buna cevaben) şöyle buyurur: «De ki: Allah kurtarır sizi ondan da, her sıkıntıdan da. (Bundan) sonra da siz şirk koşarsımz.» Refah, genişlik ve bolluk halinde onunla birlikte başka ilâhlara da ibâdet edersiniz.

Allah Teâlâ: «Sonra da siz şirk koşarsınız.» buyurduktan sonra bunun peşinden : «De ki: (Sizi azâbdan kurtardıktan sonra) üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye... Kadir olan O'dur.» buyurmaktadır. Nitekim İsrâ sûresinde de şöyle buyurmuştur: «Rabbınız O'dur ki; lutfundan elde edesiniz diye gemileri sizin için denizde yüzdürür. Muhakkak ki O, sizin için Rahim olandır. Denizde size bir sıkıntı dokununca yalvardıklanmzın hepsi kaybolur. Ancak Allah kalır. Ama O, sizi karaya çıkarıp kurtarınca yüz çevirirsiniz. Ve insan zaten pek nankördür. Kara tarafında sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından emîn mi oldunuz? Sonra kendiniz için bir vekîl de bulamazsınız. Yoksa sizi bir kere daha oraya döndürüp üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına göndererek küfretmiş olmanızdan dolayı sizi suda boğmasından mı emîn oldunuz? Sonra bize karşı sizi ta'kîb edecek birini de bulamazsınız, (tsrâ, 66 - 69). îbn Ebu Hatim der ki; Müslim îbni"hrâhîm kanalıyla... Hasan, «De ki rüştünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye... Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Bu, müşrikler içindir. Mücâhid'den rivayetle İbn Ebu Necîh ise bu âyetin Muhammed (s.a..) ümmeti için olduğunu ve Allah'ın onları affettiğini söyler. Burada bu konuyla ilgili olarak vârid olan hadîsleri ve haberleri zikredelim. Allah'tan yardım diler ve O'na güveniriz.

Buhârî der ki: Bize Ebu Nu'mân'm... Câbir îbn Abdullah'dan rivayetinde o, şöyle demiştir : «De ki: Üstünüzden azâb göndermeye...,Kadir olan O'dur.» âyeti indiğinde Allah Rasûlü (s.a.) : Sana sığınırım, dedi. «Altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti inince : Sana sığınırım, buyurdu. «Sizi fırka fırka yapıp, kiminizin hıncını kimine tattırmaya Kadir olan Ö'dur.» âyeti inince de; Allah Rasûlü (s.a.) : Bu daha hafiftir, —ya da daha kolaydır.— buyurdu. Hadîsi İmâm Buhârî Kitab'üt-Tevhîd'de Kuteybe kanalıyla Hammâd'dan rivayet eder. Neseî de tefsirinde bu hadîsi Kuteybe, Muhammed İbn en-Nadr İbn Mesâvir,- Yahya İbn Habîb kanalıyla Hammâd îbn Zeyd'-den rivayet etmiştir. Yine bu hadîsi Hunıeydî Müsned'inde Süfyân İbn Uyeyne kanalıyla... Câbir'den rivayet eder. İbn Hibfcf&n Sahihinde bu hadîsi Ebu Ya'lâ el-Mavsılî kanalıyla... Süfyân İbn Uyeyne'den rivayet etmiştir. îbn Cerîr de tefsirinde Ahmed İbn Velîd, Saîd İbn Rebî' ve Süfyân İbn Vekî kanalıyla Süfyân İbn Uyeyne'den rivayet eder. Hadîsi Ebu Bekr İbn Merdûyeh ise Âdem İbn Ebu İyâz kanalıyla... Süfyân İbn Uyeyne'den rivayet etmiştir. Yine bu hadîsi Saîd İbn Mansûr... Amr İbn Dinar'dan rivayet eder. Hadîsin başka bir kanaldan rivayeti şöyledir : Ebu Bekr İbn Merdûyeh Tefsîr'inde der ki: Bize Süleyman İbn Ahmed'in... Câbir'den rivayetinde o, şöyle demiştir : «De ki: Üstünüzden size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti indiğinde Allah Rasûlü (s.a.) : Bundan Allah'a sığınırım, buyurdu. «Veya altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti indiğinde, Allah Rasûlü (s,a.) : Bundan Allah'a sığınırım, buyurdu. «Fırka fırka yapıp kiminizin hıncını kimine tattırmaya O'dur Kadir olan.» âyeti indiğinde ise : Bu daha kolay, buyurdu. Bu âyet-i kerîme ile ilgili bir çok hadîs vârid olmuştur.

Üstünüzden Ve Altınızdan Gelecek Azâb

İmâm Ahmed İbn Hanbel MÜsned'inde der ki: Bize Ebu Yemmân' m... Sa'd İbn Ebu Vakkâs'tan rivayetinde, o şöyle,demiştir : Allah Rasûlü (s.a.) ne «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur,» âyeti soruldu da : Bu, vuku bulmuştur. Ancak henüz yorumu gelmedi, buyurdular. Hadîsi Tirmizî, Hasan İbn Arefe kanalıyla... Ebu Bekr İbn Ebu Meryem'den tahrîc edip, garib bir hadîstir, demiştir. İmâm Ahmed der ki: Bize Ya'lâ İbn übeyd'in... Sa'd İbn Ebu Vakkâs'tan rivayetinde, o şöyle demiş : Allah Rasûlü (s a.) ile birlikte geldik ve Muâviye oğulları mescidine uğradık. Allah Rasûlü gidip iki rek'ât namaz kıldılar. Biz de onunla birlikte kıldık. Rabbma uzunca duâ etti ve şöyle buyurdu: Rabbımdan üç şey istedim : Ümmetimi boğulma ile helak etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Ümmetimi kuraklıkla helak etmemesini istedim. Bunu da bana verdi. Onların korku, şiddet ve helakinin kendi aralarından olmamasını istedim. Bunu ise bana vermedi. Hadîsi rivayette Müslim tek kalmıştır. Hadîsi Müslim, Kitâb'ül-Fiten'de Ebu Bekr İbn Ebu Şeybe kanalıyla... Osman İbn Ha-kîm'den rivayet eder.

İmâm Ahmed der ki: Abdurrahmân İbn Mehdî okuyarak... Câbir İbn Atîk'ten.rivayet eder ki; o, şöyle demiş : Abdullah İbn Ömer, Muâviye oğulları —ansârm köylerinden birisidir— ile birlikte bize geldi ve bana: Sizin bu mescidinizde Allah Rasûlü (s.a.) nerede namaz kıldı biliyor musun? diye sordu. Evet, diyerek onun bir köşesini işaret ettim. Orada duâ buyurdukları üç şey neydi biliyor musun? diye sordu. Ben yine evet, deyince; Onları bana haber ver, dedi. Ben ; Dışardan bir düşmanın onlara gâlib gelmemesine, kıtlıkla helak olunmamalarına duâ buyurdu ve bu ikisi kendisine verildi. Korku, şiddet ve felâketlerinin kendi aralarından kılınmamasına duâ buyurdular, fakat bu kendilerine verilmedi, dedim. Doğru söyledin, fitne ve karışıklık kıyamet gününe kadar devam edecektir, dedi. Bu hadîs, Kütüb-ü Sitte'de olmamakla birlikte isnadı ceyyid ve 'kuvvetlidir. Hamd ve minnet Allah'a mahsûstur.

Muhammed İbn İshâk der ki: Hakîm İbn Hakîm ibn Abbâd İbn Huneyf kanalıyla... Huzeyfe İbn el-Yemmân'dan rivayete göre; o, şöyle demiştir : Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte Muâviye oğulları taşlığına çıktım. Sekiz rek'at namaz kılıp rek'atlan uzattı. Sonra bana dönüp, seni alakoydum mu? buyurdu. Ben : Allah ve Rasûlü en iyi bilendir, dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu : Allah'tan üç şey istedim, ikisini verdi, birini vermedi: Ümmetim üzerine kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Onları boğulma ile helak etmemesini istedim. Bunu da bana verdi. Felâket ve korkularının kendi aralarından kılınmamasım istedim. Bunu bana vermedi. Hadîsi İbn Merdûyeh, İbn İshâk kanalıyla rivayet etmiştir.

İmâm Ahmed der ki: Bize Ubeyde İbn Humeyd'in... Muâz İbn Ce-bel'den rivayetinde o, şöyle demişti: Allah Rasûlü (s.a.) nü aramak üzere gelmiştim. Bana; biraz önce çıktı, denildi. Her kime uğradıysam bana; biraz önce uğradı, diyordu. Gittim ve nihayet onu ayakta namaz kılarken buldum. Vanp arkasına durdum. Namazı uzattılar. Namazlarım bitirince : Ey Allah'ın elçisi, ne kadar uzun namaz kıldınız? dedim. Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdular : Ümit ve korku namazı kıldım; Allah'tan üç şey istedim. İkisini bana verdi, birini vermedi. Ümmetimi boğulma ile helak etmemesini istedim, bana verdi. Kendilerinden olmayan düşmanın onlara gâllb gelmemesini istedim, bunu da bana verdi. Felâket ve korkularının kendi aralarında kılınmamasını istedim. Bunu geri çevirdi. Hadîsi İbn Mâce de «el-Fiten» de Muharnmed İbn Abdullah kanalıyla... A'meş'den rivayet etmiştir. Bu hadîsin aynını veya benzerini İbn Merdûyeh de Ebu Avâne kanalıyla... Muâz İbn Cebel'den rivayet eder. İmâm Ahmed der ki: Bize Hârûn İbn Ma'rûfun... Enes İbn Mâlik'ten rivayetinde, o şöyle demiştir : Bir seferde Allah Rasûlü (s.a.) nün kuşluk namazını sekiz rek'at olarak kıldığını gördüm. Namazdan ayrılınca şöyle buyurdu : Muhakkak ben ümit ve korku namazı kıldım. Rabbımdan üç şey istedim; bana ikisini verdi, birini vermedi : Ümmetini kıtlıkla (kuraklıkla) imtihan etmemesini istedim. Böyle yaptı. Düşmanlarını onlar üzerine. galip getirmemesini istedim. Böyle yaptı. Onları fırka fırka ayırmamasını istedim. Bunu kabul bu-yurmadı. Hadîsi Neseî de «es-Salât» da Muhammed İbn Seleme'den, o da İbn Vehb'den rivayet etmiştir.

İmâm Ahmed der ki: Bize Ebu Yemmân'ın... Habbâb İbn Eret-—Zühre oğullarının kölesi olup Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte Bedir'de bulunmuştu— den rivayetine göre, o şöyle demiştir : Bütünüyle namaz kıldığı bir gecede Allah Rasûlü (s.a.) nü gözledim. Fecirle birlikte Allah Rasûlü (s.a.) namazdan selâm verdiğinde : Ey Allah'ın Rasûlü, bu gece o kadar namaz kıldınız ki böyle namaz kıldığınızı hiç görmemiştim, dedim. Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdular : Evet, o, ümit ve korku namazı idi. Rabbımdan üç şey (haslet) istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi: Rabbımdan bizi, bizden önceki ümmetleri helak ettiği ile helak etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Rabbımdan bizi fırka fırka ayırmamasını istedim. Bunu ise vermedi. Hadîsi Neseî de Şuayb İbn Ebu Hamza kanalıyla rivayet etmiştir. Değişik bir kanaldan İbn Hibbân da hadîsi Sahîh'inde Salih İbn Keysân'dan; Tirmizî ise «el-Fiten»inde Nu'mân İbn Râşid kanalıyla Zührî'den rivayet etmiş; hasen ve sahîh olduğunu söylemiştir.

Ebu Ca'fer İbn Cerîr Tefsîr'inde der ki: Bana Ziyâd İbn Ubeydul-lah el-Müzenî'nin... Nâfi' İbn Hâlid el-Huzâî'den, onun da babasından rivayetine göre; Hz. Peygamber (s.a.) rükû' ve secdeleri tamâm olan kısa bir namaz kıldı ve şöyle buyurdu : Bu, ümit ve korku namazıydı. Allah'tan üç şey istedim. İkisini verdi, birini vermedi: Allah'tan; size; sizden öncekilere isabet ettirdiği azabı vermemesini istedim. Bunu kabul etti. Allah'tan sizin üzerinize, sizin toplumunuzu ve ülkenizi ayaklar altına alacak bir düşman musallat kılmamasını istedim. Bunu da kabul etti. O'ndan sizi fırka, fırka bölmemesini, kiminizin hıncını kiminize tattırmamasını istedim. Bunu ise vermedi. Ebu Malik der ki: Ona; baban bunu Allah Rasûlü (s.a.) nün ağzından işitmiş mi? diye sordum. Evet, bunu Allah Rasûlü (s.a.) nün ağzından işittiğini bir topluluğa anlatırken ben onu işittim, diye cevâbladı.

İmâm Ahmed der ki: Bize Abdürrezzâk'ın... Şeddâd İbn Evs'den rivayetinde, Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur : Allah Teâlâ yeryüzünü benim için toplayıp katladı da onun doğu ve batılarını gördüm. Muhakkak ümmetimin hükümranlığı benim için toplanıp katlanan yere ulaşacaktır. Bana beyaz ve kırmızı iki hazîne (Şam ve İran'ın hazîneleri) verildi. Rabbınıdan ümmetimi genel bir kuraklık ve kıtlıkla helak etmemesini, üzerlerine onları toptan helak edecek bir düşmanı musallat kılmamasını, onları fırka fırka bölmemesini, kiminin hıncını kimine vermemesini istedim. Rabbım, Ben hüküm verdiğimde, bu hüküm asla geri çevrilmez. Ben senin ümmetini genel bir kuraklıkla helik etmemeyi, kendiler-inden başka düşmanlarından onları toptan yok edecek birini musallat kalmamayı sana bağışladım. Tâ ki bazısı -diğer bazısını helak etsin, bazısı diğer bazısını öldürsün ve diğer bir kısmı bir kısmını esîr etsin. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle devam etti: Ben muhakkak ki ümmetim için saptıran imamlardan (başkanlardan) korkarım. Ümmetimin arasına kılıç konduğunda, kıyamet gününe kadar onlardan bir daha kalkmaz. Bu hadîs, Kütüb-ü Sitte'de olmamakla birlikte isnadı iyi ve kuvvetlidir. Hadîsi İbn Merdûyeh de Hammâd İbn Zeyd, Abbâd İbn Mansûr ve Katâde kanalıyla... Sevbân'dan yukarda-kine benzer şekilde rivayet etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Hafız Ebu Bekr İbn Merdûyeh der ki: Bize Abdullah İbn İsmail îbn -İbrahim ile Meymûn îbn îshâk İbn Hasan'ın... Nâfi' İbn Hâlid'-den, onun da babasından —babası Allah Rasûlü (s.a.)nün ashabından ve Bîat-ı Rıdvan'da bulunanlardan idi— rivayetlerine göre, Allah Rasûlü (s.a.) etrafında insanlar olduğu zaman namaz kıldığında, rükû' ve secdeleri tamâm olmak üzere namazı kısa kılarlardı. Bir gün oturdu ve oturuşunu uzattı. Nihayet bir kısmımız diğer bir kısmımıza; susunuz, muhakkak ki ona (vahy) iniyor, diye işaret etti. Allah Rasûlü bu halini (oturuşunu) bitirince topluluktan birisi: Ey Allah'ın Rasûlü, oturuşu o kadar uzattın . İmâm Ahmed der ki: Yûnus İbn Müeddeb'in rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuş: Rabbımdan dört şey istedim, bana üçünü verdi, birini vermedi: Ümetimin sapıklık üzere toplanmamasını Allah'tan diledim. Bunu bana verdi. Allah'tan onlara kendilerinin dışından bir düşmanın gâlib gelmemesini diledim. Bunu da bana verdi. Allah'tan onları fırka fırka bölmemesini ve bir kısmının hıncını diğer bir kısmına tattırmamasını diledim. Bunu vermedi. Kütüb-ü Sitte sahiplerinden hiç biri bu hadîsi tahrîc etmemiştir.

Taberanî der ki: Bize Muhammed İbn Osman İbn Ebu Şeybe... Ali'den nakletti ki; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuş: Rabbımdan üç haslet istedim; ikisini bana verdi, birini vermedi. Ey Rabbım, ümmetimi açlıkla helak buyurma, dedim. Bu, senindir, buyurdu. Ey Rabbım, kendi dışlarından onların kökünü kazıyacak bir düşmanı —ki şirk ehlini fcasdediyor— onların üzerine musallat kılma, dedim; bu da senindir, buyurdu. Ey Rabbım, onların musibet ve şiddetini aralarından kılma, dedim; bunu bana vermedi.

Hafız Ebu Bekr îbn Merdûyeh der ki: Bize Muhammed İbn Ahmed îbn İbrahim... İbn Abbâs'tan nakletti ki Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuş: Ümmetimden dört şeyi kaldırması için Rabbıma duâ ettim, Allah onlardan ikisini kaldırdı, ikisini kaldırmayı kabul buyur-madı: Gökten taş yağdırmayı ve yerden boğulmayı kaldırması, onları fırka fırka bölmemesi ve bir kısmının hıncım diğer bir kısmına tattırmaması için Rabbıma duâ ettim. Allah Teâlâ onlardan gökten taş yağdırmayı ve yerden de boğulmayı kaldırdı. Kâtl (öldürme) ve karışıklık (fitne) ı kaldırmayı ise Allah Teâlâ kabul buyurmadı. Hadîsin yine İbn Abbâs'tan ve başka bir kanaldan rivayeti şöyledir: İbn Merdûyeh der ki: Bana Abdullah İbn Muhammed İbn Zeyd... İbn Abbâs'tan nakletti ki; o, şöyle demiş : «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye, sizi fırka fırka yapıp kiminizin hıncını kimine tattırmaya Kadir olan O'dur.» âyeti nazil olunca; Hz. Peyamber (s.a.) kalkıp abdest aldı, sonra şöyle buyurdu : Ey Allah'ım, ümmetime üstlerinden ve altlarından azâb gönderme. Onları fırka fırka bölme. Kiminin hıncını kimine tattırma. Râvî şöyle devam eder: Cibril geldi ve dedi ki: Ey Mühammed, muhakkak Allah Teâlâ senin ümmetini; üzerlerinden ve altlarından azâb ile azâblanmaktan korumuştur.

İbn Merdûyeh der ki: Bize Ahmed İbn Muhammed İbn Abdullah'ın... Ebu Hüreyre'den rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur : «Rabbımdan ümmetim için dört haslet istedim. Üçünü bana verdi, birini vermedi. Ümmetimin hepsinin küfre düşmemesini istedim, bunu bana verdi. Kendilerinden önce geçen ümmetlerin azâb edildikleri ile onlara azâb etmemesini istedim, bunu da bana verdi. Kendilerinin dışındaki bir düşmanın onlara gâlib gelmemesini istedim, bunu da bana verdi. Musibet, felâket ve şiddetlerinin kendi aralarından kılınmamasmı istedim, bunu bana vermedi. Hadîsi İbn Ebu Hatim, Ebu Saîd İbn Yahya İbn Saîd'den, Amr İbn Muhammed'den yukardakine benzer şekilde rivâyat etmiştir.

Süfyân es-Sevrî der ki: Rebî' İbn Enes kanalıyla... Übeyy İbn Kâ'b'dan rivayete göre; o, şöyle demiştir: Dört şey bu ümmetten olup bunların ikisi geçmiş ve ikisi kalmıştır. «De ki: üstünüzden azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» Bu, gökten taş yağmasıdır. «Sizi fırka fırka yapıp kiminizin hıncını kiminize tattırmağa Kadir olan O'dur.» Süfyân der ki: Burada taş yağması ve yer batması kasdedilmektedir. Ebu Ca'fer er-Râzî'nin Rebî' İbn Enes kanalıyla... Übeyy İbn Kâ'b'dan rivayetine göre; o, «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye, sizi fırka fırka yapıp kiminizin hıncını kiminize tattırmağa Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Bunlar dört haslet olup ikisi Allah Rasûlü (s.a.) nün vefatından yirmibeş sene sonra ortaya çıkmıştır. Müslümanlar; fırkalara bölünmüşler ve bir kısmının hıncını diğer bir kısmı tatmıştır. Kalan ikisi ise mutlaka vuku bulacaktır. Bunlar taş yağması ve yer batmasıdır. Hadîsi Ahmed, Vekî'-den ve Ebu Ca'fer'den rivayet etmiştir. Hadîsi İbn Ebu Hatim de rivayet eder. İbn Ebu Hatim der ki: Bize Münzir İbn Şâzân... Hasan'm «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye... Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında şöyle dediğini rivayet ediyor : Günâhı işle-yinceye kadar, cezası hapsolunur da günâhı işlediğinde cezası gönderilir. Saîd îbn Cübeyr, Ebu Mâlik, Mücâhid, Süddî ve İbn Cüreyc «Üstünüzden size azâb göndermeye...» âyeti ile yer batmasının kasdedil-diğini söylemişlerdir. İbn Cerîr bu görüşü tercih etmiştir. İbn Cerîr'in Yûnus kanalıyla... Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eslem'den rivayetine göre; o, «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Abdullah İbn Mes'ûd bir mecliste —veya minberde— yüksek sesle şöyle diyordu : Ey insanlar, uyanın; size mutlaka bir musibet gelecektir. Allah Teâlâ : «De ki:

Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» buyuruyor. Şayet gökten size azâb gelseydi, sizden hiçbirinizi bırakmazdı. «Altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» buyuruyor. Şayet yer batsaydı, sizi helak eder ve sizden hiç kimse kalmazdı. «Sizi fırka fırka yapıp kiminizin hıncım kimine tattırmağa Kadir olan O'dur.» buyuruyor. Uyanın, muhakkak ki bu üçün en kötüsü sizin başınıza gelmiştir.

Bu husustaki ikinci görüş ve açıklama şöyledir : İbn Cerîr ve İbn Ebu Hatim derler ki: Bize Yûnus İbn Abd'ül-A'lâ'nın... îbn Abbâs'-tan rivayetine göre; o, «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında şöyle dermiş : Üstünüzden gelecek azâb, kötü idarecidir. Altınızdan gelecek azâb ise kötü hizmetçilerdir. Ali İbn Ebu Talha rivayet ediyor ki; İbn Abbâs'tan üstünüzden gelecek azâb; idarecileriniz, altınızdan gelecek azâb ise köleleriniz ve ayak takımınızdır, demiştir. Bunun bir benzerini İbn Ebu Hatim, Ebu Sinan ve Umeyr İbn Hânî'den rivayet eder. İbn Cerîr der ki: Herne kadar bu görüşün sıhhatli bir açıklaması var ise de birinci görüş daha açık ve kuvvetlidir. Bu, İbn Cerîr —Allah ona rahmet eylesin—'in söylediği gibidir. Bu görüşün doğruluğunu, şu âyet-i kerîme de desteklemektedir: «Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından emin mi oldunuz? Benim tehdidimin nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.» (Mülk, 16-17). Nitekim benzerleri ile birlikte bunlar kıyametin alâmetleri, şartlan ve kıyamet gününden önce ortaya çıkacak alâmetlerde zikredilmişlerdir. înşaal-lah yerinde tekrar gelecektir.

«Kiminizin hıncını kiminize tattırmaya Kadir olan O'dur.» âyeti hakkında İbn Abbâs ve bir çokları şöyle derler: Bir kısmınızı diğer bir kısmınıza azâb ve öldürme ile musallat kılmaya Kadir olan O'dur.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: «Bak, onlar iyice anlasınlar (Allah'ın âyetleri, hüccetleri ve burhanları üzerinde iyice düşünsünler) diye âyetlerimizi nasıl açıklıyor (beyân ediyor ve anlatıyor) uz.»

Zeyd İbn Eşlem der ki: «De ki: Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeye Kadir olan O'dur.» âyeti nazil olunca Allah Rasûlü : Benden sonra kiminiz kiminizin boynunu kılıçla vuran kâfirler haline dönüşmeyiniz, buyurdular. Biz; Allah'dan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederken mi? dediler. Allah Rasûlü; evet, buyurdular. İnsanlardan bazısı: Biz müslümanlar iken bir kısmımızın diğer bir kısmımızı öldürmesi asla olmayacak, dediler de «bak, onlar iyice anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Kavmin, onu yalanladı. Halbuki o haktır. De ki: Ben sizin üzerinize vekü değilim.», «Her haberin karârlaşmış bir zamanı vardır. Siz de yakında bileceksiniz» âyetleri nazil oldu. Hadîsi İbn Ebu Hatim ve îbn Cerîr rivayet etmişlerdir.

66 — Kavmin onu yalanladı. Halbuki o, haktır. De ki: Ben sizin üzerinize vekîl değilim.

67 — Her haberin karârlaşmış bir zamanı vardır. Siz de yakında bileceksiniz.

68 — Âyetlerimizi çekişmeye dalanları gördüğün vakit; onlar başka bir söze geçinceye kadar, kendilerinden yüzçevir. Eğer şeytân sana unutturursa; hatırladıktan sonra artık zâlimler güruhu ile oturma.

69 — Allah'tan sakınanlara; onların hesabından bir şey yoktur, fakat bir öğüttür. Olur ki, sakınırlar.

Her Haberin Bir Yeri Vardır

Allah Teâlâ bu âyetlerde buyuruyor ki: Kavmin Kureyş onu, senin onlara getirmiş olduğun Kur'an'ı hidâyeti ve beyânı yalanladılar. Halbuki o, kendisinden başka hiçbir hak ve gerçek olmayan bir haktır. «De ki: Ben sizin üzerinize vekil değilim.» Allah Teâlâ başka bir âyette de şöyle buyuruyor : «De ki: Gerçek Rabbınızdan (gelen) dir. İsteyen İnansın, isteyen inkâr etsin.» (Kehf, 29). Bana düşen tebliğ edip ulaştırmaktır. Size düşen ise işitip itaat etmektir. Bana uyan dünya ve âhirette mutlu olur. Bana karşı çıkan ise dünyada ve âhirette mutsuz olacaktır. Bunun içindir ki Allah Teâlâ : «Her bir haberin karârlaşmış bir zamanı vardır» buyurmaktadır. İbn Abbâs ve bir çokları derler ki: Her. bir haberin bir hakikati, yani bir müddet sonra dahi olsa her haberin bir meydana gelişi vardır. Nitekim Allah Teâlâ başka âyetlerde de : «O'nun haberini bir müddet sonra öğreneceksiniz.» (Şa'ti, 88), «Herkesin süresi yazılıdır.» (Ra'd, 37) buyuruyor ki bu, kuvvetli bir tehdîd ve vaîd'dir. Bu sebepledir ki bundan sonra: «Siz de yakında bileceksiniz.» buyurmuştur. Allah Teâlâ devamla şöyle buyuruyor : -«Âyetlerimizi (yalanlama ve alaya almakla) çekişmeye dalanlaıı gördüğün vakit onlar (yalanlamakta oldukları sözün dışında) başka bir söze geçinceye kadar, kendilerinden yüzçevir. Eğer şeytân sana unutturursa, —ki burada Allah'ın âyetlerini tahrif eden, onları gerektiği yerlerinden başka yerlere koyan yalanlayıcüarla birlikte müslüman ümmetten hiçbir kimsenin oturmaması kasdedilmekte-dir. İşte onlardan birisi unutarak oturursa— hatırladıktan sonra artık zâlimler güruhu ile oturma.» Bu sebepledir ki bir hadîste şöyle Duyurulmuştur : Ümmetimden hatâ, unutma ve yapmaya zorlandıkları şeylerin günâhı kaldırılmıştır. Ebu Mâlik ve Saîd İbn Cübeyr'den naklen Süddî «Eğer şeytân sana unutturursa...» âyeti hakkında şöyle der: .Unutur da sonra hatırlarsan onlarla birlikte oturma. Mukâtil İbn Hayyân da böyle söylemiştir. «O, size kitâbda: Allah'ın âyetlerine küfredildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, onlar başka bir mevzua intikâl edinceye kadar yanlarında oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.» (Nisa, 140) âyetinde işaret edilen âyet işte budur. Yani siz onlarla birlikte oturup onların (söylediklerini zımnen) kabul ettiğiniz takdirde onların içinde bulundukları durumda onlarla eşit olursunuz.

'Allah Teâlâ: «Allah'tan sakınanlara; onların hesabından bir şey yoktur.» buyuruyor ki; onlardan sakınır ve bu durumda onlarla birlikte oturmazlarsa onların uhdesinden sıyrılmış ve onların günâhından kurtulmuş olurlar. îbn Ebu Hatim der ki: Bize Ebu Saîd el-Eşecc... Ebu Mâlik ve S&îd İbn Cübeyr'in «Allah'tan sakınanlara; onların hesabından bir şey yoktur.» âyeti hakkında şöyle dediklerini rivayet etti: Böyle yaptığın, yani onlardan sakınıp yüz çevirdiğin takdirde, onların Allah'ın âyetleri hakkında çekişmeye dalmalarından dolayı sana bir vetöl yolftur. Başkaları ise şöyle diyor: Bilakis bunun mânâsı şöyledir {Onlar; onlarla birlikte otursalar dahi, onların hesabından bunlara bir şey yoktur. Böylece bu âyetin Nisa süresindeki: «Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.» (Nisa, 140) âyeti ile —ki bu âyet Medine'de nazil olmuştur— mensûh olduğunu sanmışlardır. Bu görüş Mü-câhid, Süddî, İbn Cüreyc ve başkalarına aittir^ Onların açıklamalarına göre; âyet böylece anlaşılacaktır: «Fakat bir öğüttür. Olur ki sakınırlar.» Fakat Biz size onlardan yüz çevirmenizi emrettik. Bu, içlerinde bulundukları durum hakkında onlara bir hatırlatmadır. Umulur ki bundan sakınır ve bir daha ona dönmezler.

70 — Bırak o dinlerini oyun ve eğlence edinenleri; dünya hayatının aldattığı kimseleri. Sen onunla öğüt ver ki; Allah'tan başka dostu ve şefaatçisi olmayan bir kimse kazandlglndan ötürü yok olmasın. O, bütün varını fidye olarak verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıklarından ötürü yok olanlardır. Küfür edegeldiklerinden dolayı onlara, kaynar sudan içecek ve elîm bir azâb vardır.

Dinlerini Alay Konusu Yapanlar

Allah Teâlâ : «Bırak o dinlerini oyun ve eğlence edinenleri; dünya hayatının aldattığı kimseleri...» buyuruyor ki; bırak onları, onlardan yüz çevir, onlara biraz mühlet ver. Onlar büyük bir azaba dûçâr olacaklardır. Bu sebeple : ((Sen onunla (Kur'an'la) öğüt ver», Allah'ın kıyamet günündeki elîm azabı ile intikamından onları sakındır, buyurmaktadır. «Allah Teâlâ : Bir kimse kazandığından ötürü yok olmasın.» buyurur. İbn Abbâs'tan rivayetle, Dahhâk, Mücâhid, İkrime, Hasan ve Süddî âyetteki ( J~* ) kelimesinin teslim edilme anlamında olduğunu söylemişlerdir. Ibn Abbâs'tan rivayetle, Vâlibî; rüs-vây olma, anlamına geldiğini, Katâde de; hapsolunma, anlamında olduğunu söyler. Mürre ve İbn Zeyd; muâhaze olunma, Kelbî ise; cezalandırılma, anlamına geldiğini söylemişlerdir ki bu ibarelerin hepsi de anlamca birbirine yakındırlar. Netice olarak bu kelime, «Helake teslim etme, hayırdan alıkoyma ve arzulanana ulaşmaktan alıkoyma» anlamına gerektedir. Nitekim başka bir âyette Allah Teâlâ : «Her nefis kazandığı ile bağlıdır. Ancak sağcılar müstesnadır.» (Müddesir, 38 - 39) buyurmaktadır.

Allah Teâlâ: «Allah'tan başka dostu ve (kendisine şefaat edecek hiçbir) şefaatçisi ve (yakını) olmayan bir kimse...» buyurmaktadır ki; başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır: «Alış-verişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel... Kâfirler, işte zulmedenlerin kendileridir.» (Bakara, 254).

Allah Teâlâ: «O, bütün varını fidye olarak verse de kabul olunmaz.» buyuruyor. Her şeyi verse dahi bu, ondan kabul olunmaz. Nitekim başka bir âyette de Allah Teâlâ : «Doğrusu küfredip te kâfir olarak ölenler; yeryüzü dolusu altını fidye verecek olsalar, yine de hiçbirinden kabul edilmez.» (Âl-i İmrân, 91) buyururken burada da: «îşte onlar, kazandıklarından ötürü yok olanlardır. Küfür edegeldiklerinden dolayı onlara kaynar sudan içecek ve elîm bir azâb vardır.» buyurmaktadır.

71 — De ki: Allah'ı bırakıp ta b