MÂİDE SURESİ
AYETLER 1-6
Rahman ve Rahim Allah´ın Adı ile
Rabbim, sen kolaylaştır.
Allah'ın yardım ve inayeti ile başlıyoruz:
Bu sûre, icmâ ile Medine'de İnmiÅŸtir. Rasûlutlah (sav)'ın Hudeybiye'den döÂnüşünde nazil olduÄŸu da rivayet edilmiÅŸtir. en-Nakkâs., Ebû Seleme'den şöyle dediÄŸini zikretmektedir: Rasûlullalı (sav) Hudeybiye'den döndüğünde şöyle buyurdu: "Ey Ali, üzerime Mâide sûresinin nazil olduÄŸunu farkettin mi? Hem onun faydası ne kadar da büyüktür!"
İbnü'l-Arabî der ki: Bu uydurma bir hadistir. Herhangi bir müslümanın buÂna (hadis olarak) inanması helâl deÄŸildir. Biz ise: "Mâide sûresi faydası ne kadar büyük bir sûredir" deriz ve bunu herhangi bir kimseden rivayet etmeÂyiz. Ancak, güzel bir sözdür.
İbn Atiyye ise der ki: Bana göre bu, Peygamber (sav)'ın sözüne benzemeÂmektedir. Bununla birlikte Hz. Peygamberin şöyle buyurduÄŸu da rivayet edilÂmiÅŸtir: "Mâide sûresi Allah'ın melekûtunda el-Munkıze {kurtarıcı) diye anıÂlır- Çünkü bu sûre, sahibini azap meleklerinin ellerinden kurtarır," Bu sûreÂde Veda Haccı esnasında inen buyruklar olduÄŸu gibi, Mekke'nin tethedildi-ÄŸi yılda nazil olan buyruklar da vardır ki, bu da yüce Allah'ın: "Bir kavme karşı beslediÄŸiniz kin... sürüklemesin" (el-Mâide, 5/2) âyetidir.
Peygamber (sav)'m hicretinden sonra Kur'ân-ı kerimden indirilen bütün buyruklar, Medenîdir. İster Medine'de indirilmiÅŸ olsun, isterse de herhangi bir seferde indirilmiÅŸ olsun. Hicretten önce indirilen de Mekke'de inmiÅŸtir diÂye kayd edilir.
Ebû Meysere der ki: el-Mâide sûresi son İnen buyruklardandır. O sûrede mensûh bir hüküm yoktur. Yine bu sûrede, baÅŸka sûrelerde bulunmayan on-sekiz farz hüküm vardır ki, bunlar ÅŸu buyruklarda ifade edilmektedir: "BoÄŸularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak, süsülerek ve yırtıcı bir hayvan tarafından yenilmiÅŸ hayvanlar; dikili taÅŸlar üzerinde (onlar adına) boÄŸazlananlar ve fal oklartyla kısmet aramanız size haram kılındı." (el-Mâ-ide, 5/5); "Allah'ın size oÄŸrettikleriyle alıştırıp öğrettiÄŸiniz avcı hayvanlaÂrın, da sizin için tutuverdiklerinden yiyin," {el-Mâide, 5/4); "Ehl-i kitab'ın yiyeceÄŸi size helaldir...Sizden önce kitap verilenlerden iffetti kadınlar" (el-Mâide, 5/5) ile "Namaza kalkacağınız zaman..." (eİ-Mâîde, 5/6) buyruÄŸun-da dile getirilen abdest almak; "Hırsızlık eden erkekle, hırsızlık eden kadıÂnın..." (.el-Mâide, 5/38); "Siz, ihramda iken avı öldürmeyin0 buyruÄŸundan itibaren "Allak mutlak galiptir (Azizdir), intikam sahibidir" (el-Mâide, 5/95) buyruÄŸuna kadar Üc; "Allah bahire, saîbe, vasîle ve hâm diye bir ÅŸey (meÅŸru) kılmamıştır" (el-Mâide, 5/103) ve yüce Allah'ın: "Sizden birinize Ölüm gelip çattığı zaman... aranızda ÅŸahidlik..." (el-Mâide, 5/106) âyetleÂrinde hükme baÄŸlanan buyruklardır.[1]
Derim ki: Bundan baÅŸka ondokuzuncu bir farz daha vardır ki, bu da yüÂce Allah'ın: "Namaza çağırdığınızda,,," (el-Mâide, 5/58) buyruÄŸunda dile geÂtirilmektedir. Kur'ân-ı kerim'de bu sûre dışında herhangi bir yerde ezandan söz edilmemektedir. el-Curnua sûresinde geçen ezan ise, Cuma gününe has bir ezandır. Bu sûrede sözü edilen ezan ise bütün namazlar hakkında umuÂmî bir ezandır.
Peygamber (sav)'dan Veda Haca esnasında el-Mâide sûresini okuyup şöyle buyurduÄŸu rivayet edilmiÅŸtir: "Ey insanlar, şüphesiz ki Mâide sûresi (Kur'ândan) nazil olan son bölümlerdendir. O bakımdan onun helâl bildirÂdiÄŸini helâl belleyiniz, haram bildirdiÄŸini de haram belleyiniz," [2]
Buna yakın bir rivayet, Hz. Aise'den de - ona mevkuten- nakledilmiÅŸ buÂlunmaktadır. Cubeyr b. Nufeyr der ki: AiÅŸe (r.anhaVın huzuruna girdim, şöyle dedi: Mâide sûresini okuyor, (biliyor) musun? Ben, evet dedim, şöyle dedi: Mâide süresi Allah'ın indirdiÄŸi son buyruklardandır. O bakımdan, o sûÂrede helâl diye bulduÄŸunuz ÅŸeyi helâl biliniz, lıaram diye bulduÄŸunum ÅŸeyi de haram diye belleyiniz.
eş-Şa'bî der ki: Bu sûreden yüce Allah'ın: "Haram olan aya hediye edilen kurbanlıklara... saygısızlık etmeyin" {el-Mâider 5/2) buyruğundan başka nes-hedilmiş bir buyruk yoktur Bazıları da şöyle demektedir: Bu sûrede: "Yahud sizden olmayan diğer iki kişi (şahid) olsun" (el-Mâide, 5/106) bölümü nesli olmuştur.[3]
1- Ey iman edenler! Ak idleri yerine getirin. İhramda iken avlanmaÂyı helâl saymamak ÅŸartı ile ve size okunacak olanlar hariç olmak üzere, size dört ayaklı davarlar helâl kılındı. Şüphesiz Allah, diÂlediÄŸi hükmü koyar.
Bu buyruğa dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:[4]
1- Kurânı Kerim’in Azameti:
Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler..." buyruÄŸu ile ilgili olarak Alkame şöyÂle der: Kur'ân-ı kerimde öEy iman edenler" nidası ile baÅŸlayan bütün buyÂruklar Medine'de inmiÅŸtir. "Ey insanlar" nidası ile baÅŸlayan buyruklar da MekÂke'de inmiÅŸtir. Ancak bu, bu türden hitaplar hakkında çoÄŸunlukla doÄŸrudur. Buna dair diÄŸer açıklamalar, daha önceden (el-Bakara, 2/21. âyetin tefsirinÂde.) geçmiÅŸ bulunmaktadır.
Bu âyet-İ kerime, söz söyleme hakkında basiret sahibi olan herkese, fesaÂhati ve lafızlarının azlığına raÄŸmen ihtiva ettiÄŸi manalarının çokluÄŸu ile, açıkça kendisini gösteren bir âyettir. Bu âyet-i kerime beÅŸ hüküm ihtiva etÂmektedir:
1) Akidleri yerine getirme emri,
2) Dört ayaklı davarların helâl kılınması,
3) Bundan sonra gelenlerin istisna edilmesi
4) Avlanılanlar hususunda, ihramlı iken avlanılanların istisna edilmesi,
5) Âyet-i kerimenin iktizâ ettiÄŸi, ihramlı olmayan kimseler için avlanmaÂnın mubah oluÅŸu.
en-Nakkâg'ın naklettiÄŸine göre, el-Kindî'nin arkadaÅŸları ona şöyle demiÅŸÂler: Ey Hakim (bilge kiÅŸi), bize ÅŸu Kur'ân'ın benzerini yap. O, olur onun bir bölümünün benzerini yapayım demiÅŸ ve uzun sayılabilecek bir süre kimseÂye görünmemiÅŸ. Sonra ortaya çıkıp şöyle demiÅŸ: Allah'a yemin ederim buÂna gücüm yetmiyor, kimse de buna güç yetiremez. Ben, mushafı açtım, karşıma Mâide süresi çıktı, Baktım ki, ahde vefayı dile getirmekte, onu bozÂmayı yasaklamakta. Genel olarak bir takım ÅŸeyleri helâl kılmakta, arkasından da ardı arkasına bazı ÅŸeyleri İstisna etmekte, daha sonra da kendi kudret ve hikmetini bize haber vermektedir. Bütün bunları da iki satırda ifade etmekÂtedir. Herhangi bir kimse bunları ancak ciltlerle itade edebilir. [5]
2- Ahid, Akid Ve Sözlere Bağlılık:
Yüce Allah'ın: "Yerine getirin anlamına gelen buyruÄŸundaki fiilin, İle geklirtde iki söyleyiÅŸi vardır. Yüce Allah: Allah'tan daha çok ahdîni kim yerine getirir" (et-Tevbe, 9/îl) diye buyurÂduÄŸu gibi: Ahdini yerine getiren İbrahim..." (en-Necm, 5.V37) diye buyurmaktadır. Åžair de ÅŸu beyilinde iki söyleyiÅŸi bir arada kuİ-lanmış bulunmaktadır:
"îbn Tavk'a gelince o, gerçekten sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmiştir. Tıpkı Ülker yıldızına (mehir olarak) takdim edilen yıldızları önüne katıp
sürenin, ahdine vefa gösterdiği gibi."
"AkidLer", baÄŸlar demektir. Tekili baÄŸ anlamına gelendır. Ahdi ve ipi akdettim, denildiÄŸi gibi, "ğıl" li tasma'yı akdettim, de denilir, Akid keliÂmesi, hem maddi ÅŸeyler hakkında hem de manevi ÅŸeyler hakkında kullanıÂlır. Åžair el-Hutay'a der k):
"Onlar öyle bir kavimdir ki, komşularına (ya da himayelerinde olanlara)
bir akid akdettikleri takdirde, Bağlarını üst üste herbir yandan sıkı sıkıya bağlarlar."
Åžanı yüce Allah, akidleri yerine getirmeyi emr etmektedir. el-Hasen der ki: Yüce Allah, bunlarla borçlanma akidlerini kastetmektedir. Bunlar ise, kiÅŸinin alım satım, icare, kiralama, nikâh, boÅŸama, müzâraa, musâlaha, temlik, muÂhayyer bırakma, azad etme, tedbir (köleyi ölümünden sonrası ÅŸartıyla azad etmek) ve buna benzer kendi üzerine yaptığı akidlerdir. Elverir ki bunlar ÅŸeÂriatın dışında olmasın. Yine kiÅŸinin Allah için kendi üzerine akdettiÄŸi, (adattığı.) hac, oruç, itikâf, kıyanı, adak ve buna benzer İslâm dininde itaat kabul edilip, kiÅŸinin gerçekleÅŸtirmeyi üzerine aldığı hususlardır. Mubah olan adaÄŸa gelince, ümmetin icmâı ile baÄŸlayıcı deÄŸildir. Bunu İbnü'l-Arabî söyÂlemiÅŸtir,
DenildiÄŸine göre âyet-i kerime yüce Allah'ın ÅŸu buyruÄŸu sebebiyle kitap ehli hakkında nazil olmuÅŸtur: "Hani bir zamanlar Allah kendilerine Kitap verilenlerden onu muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz diye teminat almıştı." (Âl-i İmran, 3/187) îbn Cüreyc der ki: Bu kitap ehline has bir akiddir ve bu âyet-i kerime de onlar hakkında naÂzil olmuÅŸtur.
Âyet-i kerimenin umumî olduÄŸu da söylenmiÅŸtir, doÄŸru olan da budur. ÇünÂkü mü'minler lafzı, kitap ehlinin mü'minlerini de kapsamına alır. Çünkü, onÂlar ile Allah arasında kitaplarında bulunan Muhammed (sav)'m durumu ile ilgili hususlardaki emaneti yerine getireceklerine dair bir akid vardır. O baÂkımdan onlar, bu akdi hem yüce Allah'ın: "Akİdteri yerine getirin" buyruÂÄŸu ile, hem de baÅŸka yerlerdeki benzeri emirlerle yerine getirmekle emr olunÂmuÅŸlardır.
îbn Abbas der ki: "Akldleri yerine getirin" buyruÄŸu, helâl ve haram kılÂdığı, farz kıldığı ve diÄŸer hususlara dair belirlemiÅŸ olduÄŸu sınırlar hakkında akidîeri yerine getirin, demektir, Mücalıid ve baÅŸkaları da böyle demiÅŸtir. İbn Åžihab der ki: Ben, Rasûlullah (sav)'ın Amr b. Hazm'ı, Necranlılara gönderdiÂÄŸi sırada ona yazmış olduÄŸu mektubu okudum. Mektubun başında ÅŸu ifadeÂler yer almaktaydı: "Bu, Allah'tan ve Rasulünden insanlara bir tebliÄŸdir: "Ey iman edenler, akidîeri yerine getirin." O, burada yüce Allah'ın: "MuhakÂkak Allah, hesabı pek çabuk görendir" (el-Mâide, 5/4) buyruÄŸuna kadar büÂtün âyetleri yazdı.
ez-Zeccâc der ki: Buyruğun anlamı şudur: Allah'ın, sizin üzerinizdeki akidlerini ve sizin birbirinize karşı yaptığınız akidleri yerine getiriniz.
Bütün bu açıklamalar, buradaki akidlerin umum ifade ettiÄŸi görüşüne racidir. (TJmum kapsamına girmektedir.) Konu ile ilgili sahih olan görüş de buÂdur. Peygamber (sav) şöyle buyurmuÅŸtur: "Mü'minler ÅŸartlarını yerine getiÂrirler"[6] Yine şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın Kitabında bulunmayan her bir ÅŸart -İsterse yüz ÅŸart olsun- batıldır." [7]
Böylelikle Hz. Peygamber, kendisine vefa gösterilip yerine getirilmesi gereken cart veya akdin, Allah'ın Kitabına, yani Allah'ın dinine uygun olan ÅŸart ve akid olduÄŸunu beyan etmektedir EÄŸer bunlar arasında Allah'ın diniÂne uymayan bir ÅŸey bulunduÄŸu açığa çıkarsa, o red olunur. Nitekim Hz, PeyÂgamber şöyle buyurmuÅŸtur: "Her kim, bizim ÅŸu iÅŸimizin üzerinde bulunmaÂdığı bir amel İşleyecek olursa, o red olunur.[8]
İbn tslıâk ÅŸunu nakletmektedir: KureyÅŸlîlerden bazı kabileler -ÅŸerefi ve neÂsebi dolayısıyla- Abdullah b. Cud'ân'ın evinde toplandı. Ve "Mekke'de, ister Mekke halkından olsun, ister olmasın herhangi bir kimsenin zulme uÄŸradıÂğını görecek olurlarsa, onun bu uÄŸradığı haksızlık giderilinceye kadar o kimsenin yanında yer alacaklarına" dair akidleÅŸtiler ve birbirleriyle ahidleÅŸtiler. KureyÅŸliler, o bakımdan bu ahjdleÅŸmeye "Htlfu'l-Fudûl* adını verdiler. Ra-sûlullah (sav)'ın lıakkında ÅŸu sözleri söylediÄŸi ahid iÅŸte budur: "Andolsunki ben, Abdullah b. Cud'an'ın evinde öyle bir antlaÅŸmaya tanık oldum ki, ona karşılık bana kırmızı tüylü develerin dahi verilmesini tercih etmezdim- EÄŸer İslâm geldikten sonra da bu ahdi yerine getirmem İçin çağırılacak olursam, şüphesiz bu çaÄŸrıyı kabul ederim." [9]
İşte Hz. Peygamberin: "Cahiliye döneminde yapılmış herhangi bir ahid-leÅŸmeyi İslâm ancak pekiÅŸtirir, saÄŸlamlığını artırır"[10] buyruÄŸunda kastettiÄŸi antlaÅŸma budur. Çünkü bu antlaÅŸma (muhtevasıyla) ÅŸeriata uygundur. Zira, zalimden hakkın alınmasını emr etmektedir. Zulüm ve talan üzre yapmış olÂdukları fasid ahidleriyle batıl akidlerine gelince, İslâm bunları yıkmıştır. Yüce Allah'a hamd olsun.
İbn îshak (devamla") der ki: Velid b. Utbe, Hz. Ari'nin oÄŸlu Hz. Hüseyin'e mali bir konuda -Velîd'in Medine valisi olmak hasebiyle satıib olduÄŸu otoÂriteye güvenerek- haksızlıkta bulunmak istedi. Hz. Hüseyin ona şöyle dedi: Allah adına yemin ederek söylüyorum. Ya hakkımı bana verirsin, yahut da ÅŸu kılıcımı alır sonra da ftasûlullah (sav)'ın Mescidinde ayakta dikilir, sonra da insanları Hılfu'l-FudûTun gereÄŸini yerine getirmek için davet ederim.
Abdullah b, ez-Zübeyr de dedi ki: Ben de Allah adına yemin ederek söyÂlüyorum ki, eÄŸer beni davet edecek olsa, mutlaka kılıcımı alır sonra da hakkını alıncayar yahut hep birlikte Ölünceye kadar onun yanında yer alırım. Bu söz, el-Misver b. Mahreme'ye varınca, o da aynısını söyledi. Teym oÄŸulÂlarından Abdurrahman b. Osman bf Ubeydullaba ulaÅŸtı o da aynı ÅŸeyleri söyÂledi. Velid bunu öğrenince Hz. Hüseyin'e hakkını verdi. [11]
3- Dört Ayaklı Davarlar:
Yüce Allah'ın: "Dört ayaklı davarlar size helâl kıhndr buyruÄŸunda, geÂreken ÅŸekliyle ve mükemmel olarak imana baÄŸlı olan herkese hitab edilmekÂtedir. Arapların bahire, sâibe, vasile ve hâm gibi -ileride açıklaması gelecekÂtir- davarlar hakkında duydukları birtakım yasaları; hükümleri vardı. Bu âyet-i kerime, iÅŸte o hayalî vehimleri batıla ve bozuk görüşleri ortadan kaldırmak üzere nazil olmuÅŸtur.
Dört ayaklı davarların anlamı hususunda farklı görüşler belirtilmiÅŸtir. Behîrne, aslında dört ayaklı her hayvanın adidir. KonuÅŸma ve anlayış bakımından eksikliÄŸi, temyiz gücü ve aklı bulunmaması dolayısıyla ona bu isim verilmiÅŸtir. Kapalı anlamında; müphem bir kapı ile (kapkaranÂlık bir gece anlamında;.) leylim behîmun tabirleri buradan gelmektedir. Ne ÅŸekilde üstesinden gelineceÄŸi bilinemeyen kahraman kimseye "buhme" deÂnilmesi de buradan gelmektedir
el-En'âm ise, deve, inek ve koyunların ortak adıdır. Yürü meleri n-deki yumuÅŸaklık dolayısıyla onlara bu isim verilmiÅŸtir. Yüce Allah şöyle buÂyurmaktadır: "Davarları da yarattı ki, bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyuÂcu ÅŸeyler ve bir çok faydalar vardır,,. Hem onlar, ağırlıklarınızı da yüklenirÂler..." (en-Nahl, 16/5-7) Bir baÅŸka yerde de şöyle buyurmaktadır: ''DavarlarÂdan yük taşıyacak ve döşek yapılacakları da vardır." (el-En'am, 6/142.) YaÂni, büyükleri de var, küçükleri de var demektir. Daha sonra yüce Allah bunÂları beyan ederek şöyle buyurmaktadır: "Sekiz çift (yarattı)— Yoksa Allah buÂnu size tavsiye ettiÄŸi zaman hazır mıydınız?" (el-En'am, 6/143-144) Bir baÅŸÂka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Ve sizin için davarların derilerinden ge rek göç gününüzde ve gerek ikamet ettiÄŸiniz günde hafifçe taşıyacağınız evÂler ve tüylerinden" koyunları kastediyor "ve yapağılarından" bununla da deÂveleri kastediyor, "ve kıllarından" bununla da keçi kılını kastediyor "bir zaÂmana kadar.,." (en-Nahl, 16/80) îşte bunlar "en'âm" isminin bu üç türü ihtiÂva ettiÄŸinin üç ayrı delilidir. Söz konusu bu üç tür ise deve, inek ve koyun tüÂrüdür. Bu da İbn Abbas ve el-Hasen'in görüşüdür. el-Herevî der ki: EÄŸer "en-Neam" denilecek olursa, özel olarak deve türü kastedilmiÅŸ olur
Taberî der ki: "Dört ayaklı davarlar" buyruÄŸu hakkında bazıları şöyle deÂmiÅŸtir: Bunlardan kastedilenler ceylan, yaban öküzü, yaban eÅŸekleri ve buÂna benzer yabani hayvanlardır, Taberî'den baÅŸkası da bunu es-Süddî, er-Ra-bî\ Katade ve ed-Dahlıâk'tan nakletmiÅŸtik Buna göre yüce Allah şöyle buÂyurmuÅŸ gibidir: Size, e]-En'âm helâl kılındı. Böylelikle cins, kendisinden daÂha özel anlam ifade edilen ÅŸeye izafe edilmiÅŸ olmaktadır, İbn Atiyye der ki: Bu güzel bir açıklamadır. Çünkü, el-En'âm (6/143'te kendilerine iÅŸaret olan) sekiz çifttir. Bunlara eklenen sair hayvanlara ise, onlarla birlikte bulundukÂları için En'âm denilir. Arslan ve azı diÅŸli her bir yırtıcı hayvan da En'âm kapÂsamı dışında kalıyor gibidir. Behimetü'l-En'âm (dört ayaklı davarlar) ise, dört ayaklılar arasında bulunup da otlaklarda yayılan hayvanlar demektir.
Derîm ki: Bu açıklamaya göre, tırnaklılar da bunların kapsamına girmekÂtedir. Çünkü bu tırnaklılar da hem otlaklıklarda yayılır, hem de yırttcı deÄŸilÂdir. Fakat durum bu ÅŸekilde deÄŸildir. Zira yüce Allah: "Davarları da yaratÂtı ki, bunlardan sizin için ısıtıcı... ve bir çok menfeatler vardır" (en-Nahl, 16/5 J diye buyurmakta, sonra da onlara şöylece atıf yapmaktadır: "Hem binÂmeniz için, hem zinet olmak üzere de atlan, katırları ve merkebleri de (yaÂrattı)." (en-Nahl, 16/8) Yüce Allah'ın, bunları yeniden zikredip, daha önce geÂçen En'am'a atf etmesi, bunların diÄŸer davarlardan olmadığını göstermektedir. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
"Dört ayaklı davarlar (Behîrnetü'i-Enrâm)"ın av hayvanı olmayanlar anÂlamında olduÄŸu da söylenmiÅŸtir. Çünkü, av hayvanına belıîme deÄŸil de vahÅŸ (yabanî hayvan) denilir. Bu ise birinci göıiiÅŸe racidir Abdullah b. Ömer'in şöyÂle dediÄŸi rivayet edilmiÅŸtir: "Dört ayaklı davarlar"dan kasıt, kesim esnasınÂda annesinin karınlarından çıkan ceninlerdir. Bunlar, ayrıca ÅŸer'î kesime gerek olmaksızın yenilirler. İbn Ab bas da böyle demiÅŸtir. Ancak bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü yüce Allah: "Size okunacak olanlar hariç olmak üzere" diye buyurmaktadır. Ceninler arasında istisna edilenler yoktur, Mâlik der ki; Bir davarı kesmek, eÄŸer ceninine canlı olarak yetiÅŸilemeyecek ve tüyleri biÂtip hilkati tamamlanmış bulunuyor ise, o cenini için de bir kesimdir. Åžayet hilkati tamamlanmayıp henüz tüyleri de bitmemiÅŸ ise, canlı olarak yetiÅŸilip kesilmediÄŸi sürece eti yenilmez. Åžayet onu kesmek için hemen davranmalaÂrına raÄŸmen kendiliÄŸinden ölecek olursa, onun teiniz olduÄŸu söylendiÄŸi giÂbi, temiz olmadığı (yenilemeyeceÄŸi de) söylenmiÅŸtir. Yüce Allah'ın izniyle ileÂride buna dair daha geniÅŸ açıklamalar gelecektir. [12]
4- Sünnet De Kur'ân-I Kerim'in Kapsamı İçerisindedir:
"Size okunacak olanlar hariç olmak üzere." Yani» Kuranı kerimde ve Sünnet-i seniyyede size okunacak olun "feş— size haram kılındı" (el-Mâide, 5/3) buyruÄŸu ile Hz. Peygamberin: "Yırtıcı hayvanlardan azı diÅŸli olan lıer-bir hayvan haramdır"[13] buyruÄŸu ve benzerlerinde size okunanlar demektir. EÄŸer: Bize okunan Kitaptır, sünnet deÄŸildir denilecek olursa, şöyle cevap veÂririz: Rasûlullah (savVın her bir sünneti Allah'ın Kitabındandır.
Bunun delili ise ÅŸu iki husustur: Birincisi, bir kiÅŸinin yanında ücretle çaÂlışıp (yanında çalıştığı adamın hanımı ile) zina eden kiÅŸiye dair hadis-i ÅŸerifÂte, Hz. Peygamberin: "Andolsun ki, aranızda Allah'ın Kitabı gereÄŸince hüÂküm vereceÄŸim"[14] ÅŸeklinde buyurmuÅŸ olmasıdır. Halbuki recm, Allah'ın KiÂtabında nass ile zikredilmiÅŸ deÄŸildir,
İkincisi ise, Abdullah b. Mes'ud'un hadisidir. O, şöyle demiÅŸtir; Hem Allah'ın Kitabında yer alan hem de Rasûlullali (savcın lanetlediÄŸi kimseye ben ne diye lanet etmeyeyim... demiÅŸtir[15] Buna dair açıklamalar el-HaÅŸr sûreÂsinde (59/6-7. âyetler, 6. baÅŸlık ve devamında) gelecektir.
Bununla birlikte "size okunacak olanlar hariç olmak üzere" buyruğu ile şu andakilerin kastedilmiş olması muhtemel olduğu gibi, gelecekte Rasûlullalı (sav) tarafından size tebliğ olunacak olanlar arasında... anlamına gelme ihtimali de vardır. O takdirde bu buyrukta, acilen yerine getirilmesi gerekli olmayan bir zamandan sonraya beyanı ertelemenin caiz oluşuna dair delil var, demek olur. [16]
5- Avlanma Yasağı:
Yüce Allah'ın: "Avlanmayı helâl saymamak ÅŸartıyla" buyruÄŸu, av hayvaÂnı sizin için ihramh iken deÄŸil de İlıramsızken helâldir. Av hayvanı olÂmayanlar ise her iki durumda da helaldir. Nahivciler Okunacak olanlar hariç olmak üzere" buyruÄŸunun İstisna oJup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Basralılar bu, "dört ayaklı davarlar"dan istisnadır, derler. "İhramda iken avlanmayı helâl saymamak ÅŸartı İle" ifadesinin İse, yine ondan Ekinci bir istisna olduÄŸunu kabul ederler. Buna göre her iki İsÂtisna da yüce Allah'ın: "Dört ayaklı davarlar" buyruğıındandır. Kendisinden istisna olunan budur, ifadenin takdiri de şöyle olur: İhramh iken avlanmak müstesna ve size okunacak olanlar hariç olmak üzere,.. Yüce Allah'ın ÅŸu buyÂruÄŸu ise bumdan farklıdır: "Dediler ki, gerçekten biz, günahkâr bir kavme gön derildik. Ancak, Lût'un ailesi bunlardan müstesnadır." (el-Hicr, 58/5?) Nitekim ileride gelecektir.
Bunun hemen kendisinden önce gelen istisnadan (yani, "avlanmayı heÂlâl saymamak ÅŸartıyla" istisnasından) istisna olduÄŸu da söylenmiÅŸtir. O takdirde bu, (az önce) yüce Allah'ın ÅŸu buyruÄŸuna benzer: "Gerçekten biz, günahkâr bir kavme gönderildik..." Ancak, durum böyle olsaydı ihramh iken avlanmanın mubah olması gerekirdi. Çünkü bu istisna yasaktan yapılmış bir istisna olurdu. Zira yüce Allah'ın: "Size okunacak olanlar hariç olmak üzere" buyruÄŸu, mübahlıktan bir istisnadır, O bakımdan böyle bir görüş tuÂtarsızdır. Buna göre buyruÄŸun anlamı şöyle olur: Sizler İhramh iken avlanÂmayı helâl kılmaksızın ve av hayvanları dışında size okunacak olanlar da müsÂtesna olmak üzere, dört ayaklı davarlar size helâl kılınmıştır.
Yine bunun anlamının şöyle olması da mümkündür: İhramlı iken avlanÂmayı helâl kundaksızın, akidleri yerine getirin, Ve sizlere si2e okunacaklar müsÂtesna dört ayaklı davarlar helâl kıhnmışhr-
el-Ferrâ; "size okunacaklar hariç olmak üzere" buyruÄŸunun tıpkı ile atıf yapıldığı gibi, İle atıf yapmak ÅŸartıyla bedel olmak üzere ref mahalÂlinde olmasını caiz kabul etmektedir. Ancak Basralılar, böyle bir ÅŸeyi ya nekÂre olması halinde veya: "Kavim geldi ancak Zeyd gelmedi" kaÂbilinden nekreye yakın cins isimlerinde caiz kabul ederler.
Yine el-Ferrâ:Avlanmayı helâl saymamak ÅŸaru ile" buyÂruÄŸunun; "Yerine getirin" buyruÄŸundakı zamirden hal olarak mansub olduÄŸu görüşündedir. el-AhfeÅŸ der ki: Ey iman edenler, (ihramlı iken) avlanÂmayı helâl kabul etmeksizin akidleri yerine getirin. BaÅŸkaları da şöyle demekÂtedir: Bu "size" anlamına gelen; deki (ve siz anlamına gelen) "kef ile "mim" zamirinden haldir. Buna göre ifadenin takdiri şöyle olur: Sîz, ihramÂlı iken avlanmayı helâl görmeksızin, size dört ayaklı davarlar helâl kılındı.
DiÄŸer taraftan şöyle de denilmiÅŸtir: Helâl kılmanın insanlara raci olması da mümkündür. Yani, (ey insanlar) ihramlı halde iken avlanmayı helâl görmeÂyiniz.
Bunun, yüce Allah'a raci olması da mümkündür. Yani Ben, sizlere ihram vaktinde av hayvanı olması müstesna, dört ayaklı davarları helâl kıldım. NiÂtekim, bir kimsenin: Ben, ÅŸu iÅŸi sana Cuma günü mubah kılmaksızın helâl kılÂdım, demesi bu kabildendir. EÄŸer, helâl kılmanın insanlara raci olduÄŸu kaÂbul edilecek olursa, buyruÄŸun anlamı; (İhramlı iken) avlanmayı sizler helâl görmeksizin,,. ÅŸeklinde olur, Bu durumda kelimesinin sonundaki "nûn" hafifletmek maksadıyla hazf edilmiÅŸ demek olur. [17]
6- İkram Ve Harem Bölgesi:
Yüce Allah'ın: "İhramda iken" buyruÄŸundan kasıt, hac ve umre kastı ile ihrama ginniÅŸkendir, Hac İçin ihrama giren kimseye; "haram" çok kiÅŸi olmaÂları halinde de; "Kurum" denilir Åžairin ÅŸu beyüi de bu kabildendir:
"Dedim ki ona! Kendine dön, çünkü ben
İhrama girdim ve bundan sonra da telbîye getireceğim"
Buna ihram deniliÅŸ sebebi ise, ihrama giren kimsenin, kendisine kadınlaÂrını, hoÅŸ kokuyu ve benzeri ÅŸeyleri haram kılmasıdır. Aynı ÅŸekilde Harem'e girmek hakkında da bu tabir kullanılır-
el-Hasen, İbrahim ve Yahya b. Vessab kelimesini "ra" harfini sakin olarak okumuÅŸtur. Bu, Temimlilerin bir söyleyiÅŸidir. Onlar keÂlimesini ÅŸeklinde, kelimesini ise diye söylerler. Buna benÂzer diÄŸer çoÄŸul kelimeleri de böylece kullanırlar. [18]
7- Allah Dilediği Gibi Hüküm Koyandır:
Yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah dilediÄŸi hükmü koyar" buyruÄŸu, arap-ların alışageldikleri hükümlere aykırı olan bu ÅŸer'İ hükümleri daha bir pekiÅŸÂtirmektedir. Yani ey, araplann ahÅŸa gelmiÅŸ olduÄŸu ÅŸu hükümlerin nesli olduÂÄŸunu iÅŸiten Muhammed, dikkatli ol, kendine gel. Çünkü herÅŸeye mutlak olaÂrak sahip ve mâlik olan "dilediÄŸi hükmü koyar." Allah (dilediÄŸi gibi) hükmeder. "Onun hükmünü kovuÅŸturacak yoktur." (er-Râd, 13/41) DilediÂÄŸi ÅŸekilde, dilediÄŸi ÅŸer'i hükmü dilediÄŸi gibi koyar. [19]
2- Ey iman edeoler! Allah'ın ÅŸeâirine, haram olan aya (Beytullah'a) hediye edilen kurbanlıklara, (boyunları) gerdanlık lı laf a ve Rab-lerinden hem bir lütuf, hem de bir rıza arayarak Beyti haramı kastedip gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescİd-i haramdan alıkoydular diye bir kavme karşı beslediÄŸiniz kin, sakın sizi haddi aÅŸmaya sürükÂlemesin. İyilik ve takva feefe birbirinizin yardımlaÅŸ m. Günah iÅŸlemek ve haddi aÅŸmak üzerinde ise yardımlaÅŸmayın. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası pek ÅŸiddetli ulandır.
Bu buyruğa dair açıklamalarımızı onüç başlık halinde sunacağız: [20]
1- Mü'minlerin Allah'ın Yasaklarını Çiğneyçmeyecekleri:
Yüce Allah'ın: "Allah'ın ÅŸeâirine... saygısızlık etmeyin buyruÄŸu, gerçek müzminlere bir hitaptır. Yani, herhangi bir hususta Allah'ın sınırlarını aÅŸmaÂyınız.
Åžeâir kelimesi, "faile" vezninde "ÅŸaîre"nîn çoÄŸuludur. İbn Fâris der ki: TeÂkil olarak "ÅŸiâre" de denilir ve bu daha güzeldir.
Åžaire ise, hediye olarak gönderilen büyük baÅŸ (özellikle deve) demektir, tÅŸ'ârı ise, onun hediyelik kurban olduÄŸu bilinmesi için kan akmcaya kadar hörgücünün ya rai anma sidir. İş'âr ise hissettirmek yoluyla bildirmek demekÂtir. tabiri, hediyelik kurban olduÄŸunun bilinmesi için kurbanlığa alâÂmet koyması demektir. Alâmetler anlamına gelen "meşâir" de buradan gelÂmektedir. Tekili de meÅŸ'ar'dır. Meşâir, alâmetlerle ÅŸiâıl an diri İmiÅŸ yerler deÂmektir. (Saçın) "Åža'r" diye adlandırılması da buradan gelmektedir. Çünkü ÅŸuÂurun gerçekleÅŸtiÄŸi yerde olur. Åžair de buradan gelmektedir. Çünkü o, ince zeÂkâsı sayesinde baÅŸkasının farketmediÄŸi ÅŸeyleri farkeder. Başındaki incecik kıÂlı dolayısıyla (.arkaya) ÅŸaîr denilmesi de buradan gelmektedir,
Åžeâir, bir görüşe göre, Beytullalıa hediye olarak gönderilmek üzere niÅŸanÂlanan, alâmet konulan hayvanlardır. Bir diÄŸer görüşe göre ise, bütün hac rae-nâsikidir. Bu açıklamayı İbn Abbas yapmıştır. Mücahid der ki: Safa, Merve» hediyelik kurbanlıklar, develer bunların hepsi ÅŸeâir'dendir. Åžair der ki:
"Öldürüyorum onları nesil be nesil; görürsün ki onlar Kendileri ile yaklaşılan kurbanlık şeâirdir."
Müşrikler de hacceder, umre yapar ve hediye kurbanlık gönderirlerdi. MüsÂlümanlar onlara baskın yapmak istediler. Bunun üzerine yüce Allah: "Allah'ın ÅŸeSirint... saygısızlık etmeyin" buyruÄŸunu indirdi. Ata b. Ebi Rebah dedi ki: Allah'ın ÅŸeâiri, Allah'ın bütün emirleri ve yasaklarıdır.
el-Hasen der ki: Allah'ın dininin tümü Allah'ın şeâiridir Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "İşte bu (.böyledir). Kim Allah'ın şeâirini ta'zim ederse o, kalplerin takvâsmdandır," (el-Hac, 22/32)
Derim ki: GenelliÄŸi dolayısıyla baÅŸkasına göre kendisine öncelik tanınmaÂsı gereken tercihe deÄŸer görüş budur. Hediyelik kurbanların iÅŸ'arı (alâmet-lendirilmesi, niÅŸanlanması) hususunda İse ilim adamlarının farklı görüşü bulunmaktadır ki, bu da bir sonraki baÅŸlığın konusudur. [21]
2- Hediyelik Kurbanların Nişanlanması, Alâmetlendirilmesi:
Cumhur, bunu caiz görmekle beraber, bu alâmetin hangi tarafta yapılacaÂğı hususunda farklı kanaatlere sahiptirler. Åžafiî, Ahmed ve Ebû Sevr der ki: Bu iÅŸaretleme saÄŸ tarafında yapılır. Bu görüş İbn Ömer'den de rivayet edilÂmiÅŸtir. İbn Abbas'tan sabit olan rivayete göre Peygamber (sav) devesinin hör-gücünün saÄŸ tarafım iÅŸaretlemiÅŸtir. Bunu Müslim ve baÅŸkaları da rivayet etÂmiÅŸtir.[22] Sahih olan da budur.
Hz. Peygamber'in hediyelik kurbanlıklarının sol taraflarını iÅŸaretlediÄŸi de rivayet edilmiÅŸtir. Ebû Ömer b. Abdi'1-Berr der ki: Bu, kanaatimce İbn Abbas yolu ile münker bir hadistir. Sahih olan ise, Müslim'in İbn Abbas'tan yaptıÂğı rivayettir. İbn Abbas'tan bundan baÅŸka sahih bir rivayet yoktur.
Bir baÅŸka kesim şöyle demektedir: İşaretleme sol yanında olur. Bu Mâlik'in görüşüdür. Ayrıca der ki: SaÄŸ yanda yapılmasında da bir sakınca yoktur. Mü-cahid ise, İki yandan hangisinde isterse iÅŸaretleyebilir. Ahmed'in iki görüşünÂden birisi de budur. Ancak, Ebû Hanife bütün bunları uygun görmeyerek şöyÂle der: İşaretleme hayvana bîr azaptır. Ancak, hadis Ebû Hanire'nİn bu kaÂnaatini reddetmektedir. Aynı ÅŸekilde bu, -önceden de geçtiÄŸi gibi- kendisi vaÂsıtasıyla kimin mülkiyetinde olduÄŸu bilinmesi için yapılan iÅŸaretleme hükmünÂdedir. Åžu kadar var ki İbnül-Arabî, Ebû Hantfe'nin bu. ÅŸekilde alâmetlendir-meyi uygun görmediÄŸinden dolayı, bu kanaatim reddetmekte ve tepki gösÂtermekte aşırıya giderek şöyle der: Sanki o, ÅŸeriatteki bu ÅŸaîrayı hiç iÅŸitmeÂmiÅŸ gibidir. Halbuki bu, onun ilim adamları arasındaki şöhretinden daha yayÂgın bir husustur.
Derim ki: Benim, Hanefi alimlerinin kitaplannda açıkça ifade edildiÄŸini görÂdüğüm Ebû Hanüe'nin görüşüne göre alâmetlendirmenin mekruh olduÄŸu, Ebû Yûsuf ve Muhammed'in görüşüne göre ise, mekruh da olmayıp, sünnet de olmadığı, sadece mubah olduÄŸu ÅŸeklindedir. Çünkü, bu ÅŸekilde bir iÅŸaretleÂme bir bildirme olduÄŸundan dolayı gelenek seviyesinde bir sünnet demekÂtir. Bir yara açmak ve bir müsle olması bakımından ise haram olması gereÂkir. O halde böyle bir iÅŸ, bir taraftan sünneti» diÄŸer taraftan da bid'ati kapÂsadığından dolayı mubah kabul edilmiÅŸtir. Ebû Hanife'nin görüşüne göre ise, böyle bir alâmetlendirme bir müsledir ve hayvana azap verici olması bakıÂmından da haramdır, o bakımdan mekruhtur. Rasûlullah (sav)'ın bu iÅŸi yapÂtığına dair gelen rivayetler ise, arapların hediye kurbanlık olduÄŸu tayin ediÂlen dışında, hertürlü malı gasb ve talan ettikleri baÅŸlangıç dönemlerinde idi. Ve o sırada hediye kurbanlıkları ancak böyle bir alâmetle ayırd edebiliyorÂlardı. Daha sonra böyle bir gerekçenin ortadan kalkması dolayısıyla, bu ÅŸekilde alâmetlendirme de ortadan kalkmıştır. İbn Abbas'tan da böylece rivaÂyet edilmiÅŸtir.
Åžeyh İmam Ebû Mahsur el-Mâturidî (yüce Allah'ın rahmeti üzerine olsun) nin de şöyle dediÄŸi nakledilmektedir: Ebû Hanife'nin kendi çağında yaÅŸayan insanların alâmetlendirmeterini mekruh görmüş olması da muhtemeldir. Çünkü, yaranın kangrenleÅŸmesinden korkulacak ÅŸekilde yara açmakta müÂbalaÄŸa gösteriliyordu. Rasûlullalı (sav)'ın döneminde yapıldığı ÅŸekilde hadÂdi aÅŸmaksızın yapılan ala metle ndir meye gelince, bu. güzel bir ÅŸeydir. Ebû CaÂfer et-Tahavî bunu böylece zikretmektedir. İşte Hanefi ilim adamlarının alâmetlendirmeye dair varid olmuÅŸ hadis iîe ilgili olarak Ebû Hanife'nin leÂhine gösterdikleri mazeret budur. Onlar, bu hadisi İşitmiÅŸler, bu lıadis onlaÂra ulaÅŸmış ve onlar bu hadisin ne olduÄŸunu bilmiÅŸler ve şöyle demiÅŸlerdir; Alâmettendir m enin mekruh oluÅŸu görüşüne göre ise kiÅŸi, hediyelik kurbanÂlıkları aiâmedendîrmekle ihrama girmiÅŸ olmaz. Çünkü mekruh bir iÅŸi yapmak haccın menasikinden sayılmaz. [23]
3- Haram Aylara Saygısızlık:
Yüce Allah'ın: "Haram olan aya... saygısızlık etmeyin" buyruÄŸunda geÂçen "haram ay", bütün haram aylar hakkında cins. ismi ifade eden tekil bir isimdir. Bu haram aylar, birisi tek, üçü de ardarda gelmek üzere dört aydır. Bunlara dair açıklamalar Berae sûresinde (et-Tevbe, 9/5- âyet, 1. baÅŸlıkta) gelece ktir-
BuyruÄŸun anlamı ÅŸudur: Bu haranı aylarda savaÅŸmayı, baskın düzenlemeÂyi helâl kılmayın ve bu ayları baÅŸka aylarla da deÄŸiÅŸtirmeyin. Çünkü, bu ayÂlan deÄŸiÅŸtirmek de onları helâl kılmak demektir. Bu İse onların yaptıkları Nesi' uygulaması idi. Yüce Allah'ın: "Hediye edilen kurbanlıklara, (boyunları) ger-danlıkhlara da... saygısızlık etmeyin" buyruÄŸu da böyledir. Yani, bunlara da saldırıyı helâl görmeyin. Âyet-i kerimenin bu bölümünde bir muzafin hazÂfı sözkonusudur ki, ibaresi, takdirindedir, (Mealde: "Gerdanlıklilar" ibaresinde bu izafe de belirtilmiÅŸtir.)
Åžanı yüce Allah, genel olarak hediye kurbanlıkları helâl görmeyi yasaklaÂdıktan sonra, gerdanlık takılmış olanların hurmiyetlerine dikkat çekmeyi te'kid etmek ve bunun oldukça iieri bir tecavüz olduÄŸunu belirtmek üzere, özel-likie gerdanlıklı olan hediye kurbanlıkları zikretmiÅŸ bulunmaktadır. [24]
4- Hediyelik Kurbanlıklar Île Gerdanlıktılar:
Yüce Allah'ın: "Hediye edilen kurbanlıklara ve (boyunları) gerdanlıklılara..." buyruÄŸunda geçen "hediy": Beytuilalı'a hediye edilen deve, inek veÂya koyun demektir. Bunun tekili; ÅŸeklinde gelir.
"Şeâir" ile kastedilen haccın menaslkidir diyenler şunu söyler: Yüce Al-
lalı burada, hediyelik kurbanlıkları, bunların özekliklerine dikkat çekmek üzeÂre zikretmiÅŸtir.
"Åžeâir"den kasıt hediye kurbanlıklardır, diyenler ise şöyle demektedir: Åže-âir, hörgücünden kan akıtmak suretiyle alâmeLlendirHmiÅŸ olandır. Hediye kurÂbanlık ise, bu ÅŸekilde ona alâmet yapılmayan ve yalnızca gerdanlık takılmakÂla yetini I endir.
Şöyle de denilmiÅŸtir: Aradaki fark ÅŸudur: Åžeâir, davarlar arasından göndeÂrilen develerdir. Hediye kurbanlık ise inek, koyun ve örtü ile hediye olarak gönderilen her ÅŸeydir.
Cumhur ise şöyle demektedir: Hediye tabiri kendisiyle Allah'a yaklaşılmak istenen bütün kurbanlık ve sadakalar hakkında umumi bir tabirdir. Hz. Pey-gamber'in şu buyruğu da bu kabildendir:
Cuma günü erken vakitte namaza geÂlen, bir deve hediye (kurban) etmiÅŸ gibidir... Bir yumurta hediye (kurban.) etÂmiÅŸ gibidir."[25] böylelikle o, bunlara "hedy" adını vermiÅŸ bulunmaktadır. YuÂmurtaya da bu adın verilmesinin, bununla sadakayı kastetmiÅŸ olması hali dıÂşında açıklanacak bir tarafı yoktur. İşte ilim adamları da böyle demiÅŸtir: Bir kiÅŸi, ben ÅŸu elbisemi hediy kıldım diyecek olursa, o elbisesini tasadduk etÂmesi gerekir. Åžu kadar varki, bu kelime mutlak olarak kullanıldığı takdirde deve, inek ve koyun türünden biri hakkında ve bu birinin Hareme götürüÂlerek orada kesilmesi anlamında kabul edilir. Bu ise yüce Allah'ın ÅŸu buyrukÂlarında yer alan serî Örften alınmadır: "EÄŸer ahkonulursanız, o halde kolaÂyınıza giden kurbandan gönderin." (el-Bakara, 2/196) Bununla da koyunu kast etmektedir. Bir baÅŸka yerde ise: "İçinizden adaletli iki kimsenin hükÂmü ile öldürdüğü hayvanın benzeri Kâ'beye ulaÅŸtırılacak bir hediye kurbaÂnı göndermektir." (el-Mâide, 5/95) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim, hac zamanına kadar umreden faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban (kesmelidir). "(el-Bakara, 2/196) Bunun asgarisi ise, fukahâya göÂre bir koyundur.
Mâlik der ki: Benim bu elbisem hediye olsun diyecek olursa, onun kıymeÂtinde hediyelik bir kurban alır,
*el-Kalâid"e gelince bu, insanların kendilerine bir güvenlik sağlamak üzere takındıkları şeylerdir. O bakımdan bu buyrukta da bir muzafın hazfı sözkonusudur. "Gerdanlıktı olanlara da. " anlamında olup daha sonra bu nesh olmuştur.
Ibn Abbas der ki: el-Mâide sûresinden nesh edilmiÅŸ iki âyet vardır. BunÂlardan birisi gerdanlıkhlara dair ayet-i kerimedir, diÄŸeri ise -ileride geleceÄŸi üzere- yüce Allah'ın: "Aralarında Allah'ın indirdiÄŸi ile hükmet." (el-Mâ-ide, 5/49) âyet-i kerimesidir.
Şöyle de denilmiÅŸtir: Yüce Allah, gerdanlıklılar ile bizzat gerdanlıkların kenÂdisini kast etmiÅŸtir. Bu buyruÄŸu ile O, güvenlik altında olmak amacı ile gerÂdanlık olarak kullanılması için Haremdeki aÄŸaçların kabuklarım almayı yaÂsaklamaktadır Bu açıklamayı, Mücahid, Ata ve Mutarrif b. eg-Şıhhîr yapmışÂtır. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Hediyenin gerçek mahiyeti, karşılığında herhangi bir bedel sözkonusu edilÂmeksizin verilen her ÅŸeydir. Fukalıâ ittifakla ÅŸunu kabul etmiÅŸlerdir: Birisi, AlÂlah için bir hediye kurbanı göndereceÄŸim diyecek olursa, o kurban bedeliÂni Mekke'ye göndermelidir.
Gerdanlıktılara gelince; gerdanlık, hediyelik kurbanlıkların hörgüçleri ve boyunlarına, bunların Allah için olduklarına dair alâmet olmak üzere asılan ayakkabı veya baÅŸka herhangi bir ÅŸeydir. Bu, Hz, İbrahim'in bir sünnetidir. Cahİliye döneminde olduÄŸu gibi kalmış, İslâm, da bunu kabul edîp benimÂsemiÅŸtir. İnek ve koyunlardaki sünnet budur. AiÅŸe (r.anha) der ki: Rasûlul-lah (sav) bir seferinde Beytullah'a bir takım koyunları hediye olarak gönderÂdi ve onlara gerdanlık koydu. Bunu Buharı ve Müslim rivayet etmiÅŸtir.[26]
İlim adamlarından Åžafiî, Ahmed, îshakf Ebû Sevr ve İbn Habib gibi bir topÂluluk bu görüşü kabul etmekle birlikte Mâlik ve rey ashabı bunu kabul etÂmemiÅŸlerdir. Koyunlara gerdanhk takmak hususuna dair bu hadis onlara ulaÅŸÂmamış veya ulaÅŸmakla birlikte bu hadisi Hz, AiÅŸe'den yalnızca Esved Cmün-feriden) rivayet ettiÄŸinden dolayı onu red etmiÅŸ de olabilirler. Ancak bu haÂdise uygun görüş belirtmek daha uygundur. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
İneklere gelince, ÅŸayet bunların sırtlarında hörgücü andıran yükseklikleÂri bulunuyorsa, tıpkı develer gibi bunlara da alâmet yapılır. Bunu İbn Ömer söylemiÅŸtir. Mâlik de bu görüştedir. Åžafiî ise; bunlara -mutlak olarak- gerdanÂlık takılır ve alâmet yapılır, der. Bu konuda bir fark gözetmemiÅŸlerdir.
Said b. Gübeyr der ki: (İneklere) gerdanlık takılır fakat alâmet yapılmaz. Bu görüş daha sahihtir. Çünkü, ineklerin hörgücü olmaz ve bunlar develerÂden daha çok koyunlara benzerler. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.[27]
5- İhrama Girmek Niyetiyle Kurbanlıklara Gerdanhk Takmak:
İhram niyetiyle bir davara gerdanlık takıp bunu Harem-i Åžerife göndereÂnin bu suretle ihrama girmiÅŸ olacağını ilim adamları ittifakla kabul etmiÅŸlerÂdir. Çünkü yüce Allah : "Allah'ın ÅŸeâlrlne saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın diye buyurmuÅŸ ve ihramdan söz etmemiÅŸtir. Ancak, gerdanlık takmaktan söz etmesi dolayısıyla bunun ihrama girmek gibi olduÄŸu anlaşılmaktadır. [28]
6- Hangi Şartlarda Hediyelik Kurban Gönderilirse Gönderen Ikram Sayılır:
Hediyelik kurban göndermekle birlikte, bunları bizzat kendisi gütmeyecek olur ise, ihıamlı olmaz. Çünkü, Hz. AiÅŸe yoluyla gelen hadiste şöyle dediÄŸi rivayet edilmektedir: Rasûlullah (sav.)'ın gönderdiÄŸi hediye kurbanlıkların gerÂdanlıklarını ellerimle ben büktüm. Daha sonra Peygamber, bu gerdanlıklaÂrı kendi elleriyle taktı. Sonra da bunları babamla birlikte gönderdi- RasûlulÂlah (sav)'a hediyelik kurbanlıklar kesilinceye kadar Allah'ın kendisi için helâl kılmış olduÄŸu herhangi bir ÅŸey haram olmadı. Bunu Buharî rivayet etÂmiÅŸtir.[29]
Mâlik, Åžafiî, Ahmed, İshak ve ilim adamlarının çoÄŸunluÄŸunun görüşü buÂdur. İbn Abbas'tan ise, bununla ihrama girmiÅŸ olur, dediÄŸi rivayet edilmiÅŸtir. İbn Abbas dedi ki: Bir kimse bir hediye kurbanlık gönderecek olur ise, bu hediye kurbanlık kesilinceye kadar hacceden kimseye (ihram dolayısıyla) neÂler haram oluyorsa ona da haram olur. Bunu Buharî rivayet etmiÅŸtir.[30]
İbn Ömer, Ata, Mücahid ve Said b. Cübeyr'in görüşü budur, el-Hattabi buÂnu rey ashabından da nakletmiÅŸtir. Bunlar, Cabir b. Abdullah yoluyla rivayet edilen ÅŸu hadisi delil göstermiÅŸlerdir. Cabir dedi ki: Peygamber (sav)'ın yaÂnında oturuyordum. Üzerindeki gömleÄŸini yakası tarafından yırttıktan sonÂra ayaklarından çıkardı. Hazır bulunanlar Peygamber (sav)'a bakınca, Hz. PeyÂgamber şöyle buyurdu: "Ben, göndermiÅŸ olduÄŸum develerime ÅŸu ÅŸu yerde gerÂdanlık takılıp onlara alâmet yapılmasını emrettim. Ve unutarak gömleÄŸimi giyÂdim. Bu gömleÄŸimi başımdan çıkarmamalıydım (onun için böyle yaptım)."[31]
Hz. Peygamber develerini göndermiÅŸ, kendisi de Medine'de ikâmet etmiÅŸÂti. Bu hadisin senedinde ise Abdurrahman b. Ata b- Ebi Lebibe de vardır ki, zayıf bir ravidir.
Bir koyuna gerdanlık takip kendisi de onunla birlikte yola koyulacak olursa, Küreliler bununla ihrama girmiÅŸ olmaz, derler. Çünkü koyuna gerdanÂlık takmak sünnet de deÄŸildir, ÅŸeâirden de deÄŸildir. Zira koyuna kurdun salÂdırmasından, bunun sonucunda da -develerden farklı olarak- Hareme varaÂmamasından korkulur. Çünkü develer suya varıp su içinceye, aÄŸaçlardan ot-layıncaya ve sonunda Hareme varıncaya kadar terk edilebilirler. Buharînin
Sahih'i nde ise, mü'minlerin annesi Hz. Aİşe'den şöyle dediÄŸi rivayet edilmekÂtedir: Ben, hediye kurbanlıkların gerdanlıklarını yanımda bulunan boyanmış yünden (ihn) büktüm...[32] İhn, boyanmış yün demektir. Yüce Allah'ın ÅŸu buyÂruÄŸu da böyledir: DaÄŸlar da atılmış renkli yün giÂbi olacaktır." {.el-Karia, 101/5) [33]
7- Hediyelik Kurbanlıklara Dair Bazı Hükümler:
Hediyelik kurbana gerdanlık takılır yahut alâmet yapılırsa, satılması da hiÂbe edilmesi de caiz deÄŸildir. Çünkü o kurbanın Beyt-i Haram'a hediye olaÂrak gönderilmesi vacib olmuÅŸtur. EÄŸer bunu gönderen vefat edecek olursa, bu hediyelik kurban ondan miras alınmaz ve hediye olarak tayin ettiÄŸi ÅŸeÂkilde yerine getirilir.
Udlıiye (kurban bayramı günü kesilen kurbanlık) ise böyle deÄŸildir. Mâ-lik'e göre böyJe bîr kurbanlık ancak kesim ile vacib olur. Söz ile onu kurban etmeyi kendisine vacip kılmış olması hali ise müstesnadır. Kesimden önce sözlü olarak onu kesmeyi kendisine vacib kılarak: "Ben bu koyunu kurbanÂlık olarak tayin ediyorum" dese, muayyen olarak onu kurban etmesi gereÂkir. Buna göre eÄŸer bu tayin ettiÄŸi kurbanlık telef olur (kaybolur) sonra kurÂban kesim günlerinde veya daha sonra onu bulacak olursa, yine onu keser ve o tayin ettiÄŸi kurbanlığı satması caiz olmaz.
Åžayet ondan baÅŸka bir kurbanlık satın almış ise, Ahmed ve İshak'ın görüÂşüne göre her ikisini de birlikte keser. Åžafiî der ki: Tayin ettiÄŸi bu kurbanÂlık kaybolur veya çalınacak olursa, ayrıca onun yerine birisim bedel olarak kesme mükellefiyeti yoktur. Çünkü bedelini kesmek vadb olanlar hakkında sözkonusudur.
îbn Abbas'tan da şöyle dediÄŸi rivayet edilmiÅŸtir: Bu ÅŸekilde tayin ettiÄŸi kurÂbanlık kaybolursa, artık onun tayini yerine gelmiÅŸ olur. Kurban kesmeden önÂce kurban bayramı günü vefat eden kimsenin keseceÄŸi kurbanbk, hediyelik kurbandan farklı olarak diÄŸer malları gibi ondan miras alınır.
Ahmed ve Ebû Sevr ise: Durum ne olursa olsun böyle bir kurbanlık kesiÂlir, demiÅŸlerdir. el-Evzaî ise şöyle demektedir: Böyle bir kurbanlık kesilir. AnÂcak, üzerinde borç bulunup da borcu ancak bu kurbanın bedelinden öde-nebilecekse, o takdirde borcunun ödenmesi için bu kurbanlık satılır. Åžayet bu kurbanını kestikten sonra Ölürse, mirasçıları o kurbanı ondan miras alaÂmazlar Kendisi hayatta İken böyle bir kurbana uygulayabileceÄŸi kurban etinÂden yemek ve sadaka gibi ÅŸeyleri onlar da yaparlar Fakat, miras olmak üzeÂre onun etini kendi aralarında pay edemezler. Kesimden önce kurbana isabet eden kusurlar dolayısıyla o kurban sahibinin -yine hedy kurbanından farkÂlı olarak- bedelini kesmesi icabeder. Mâlikin görüşlerinden bu sonuçlara vaÂrılır. Böyle bir durumda hediye kurbanı gönderen kimsenin de onun bedeÂlini göndereceÄŸi söylenmiÅŸ ise de birincisi daha doÄŸrudur. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır. [34]
8- Beyt-İ Haram Kastedip Gelenler Ve Nüzul Sebebi:
Yüce Allah'ın: buyruÄŸundan kasıt, Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlerdir. Arapların kastettim anlamında; ÅŸeklindeki sözlerinden alınmıştır. el-A'meÅŸ bunu, ÅŸeklinde izafet terkibi olarak okuÂmuÅŸtur. Yüce Allah'ın: Avlanmayı helâl saymamak ÅŸartıyla buyruÄŸu gibi.
BuyruÄŸun anlamına gelince: Sizler, ibadet ve Allah'a yaklaÅŸmak maksadıyÂla Beyti Haramı kasteden kâfirleri engellemeyiniz.-Buna binâen şöyle denilÂmiÅŸtir: Bu âyet-i kerimede yer alan müşriklere dair herhangi bir yasak, yaÂhut gerdanlık suretiyle ona dair saygı gösterilmesi gereken ÅŸeylere saygı gösÂtermek veya Beytullah'ı kastetmek ile ilgili yasakların tümü, yüce Allah'ın âye-tü's-Seyf (.kılıç âyeti) diye bilinen ÅŸu buyruÄŸu ile nesh olunmuÅŸtur: "MüşrikÂleri nerede bulursanız öldürün" (et-Tevbe, 9/5); "Onun için bu yıllarından sonra artık onlar Mescid-i Haram'a yaklaÅŸmasınlar." (et-Tevbe, 9/28) BuÂna göre, hiçbir müşrike haccetme imkânı verilmez. Haram aylarda o güvenÂlik altında olamaz. îsterse hediye kurbanlığı göndersin, gerdanlık taksın ve haccetmeye kalkışsın. Bu görüş, İbn Abbas'tan rivayet edildiÄŸi gibi, ileride de belirtileceÄŸi üzere İbn Zeyd'in de görüşüdür.
Bir kesim de şöyle demektedir: Âyet-i kerime muhkemdir Nesh olmuÅŸ deÂÄŸildir, müslümanlar hakkındadır. Åžanı yüce Allah, müslümanlar arasında kendi Beytini kastedenleri korkutmayı yasaklamaktadır. Bu yasak ise, gerek haram aylarda gerek onların dışında kalan zamanlarda umumidir. Åžu kadar var ki, ö£el olarak haram ayları ta'zlm ve faziletlerini vurgulamak için zikretÂmiÅŸtir, Bu görüş ise Atâ'nın görüşüne uygun düşmektedir. Çünkü onun göÂrüşüne göre buyruÄŸun anlamı (yani Allah'ın ÅŸeâirine saygısızlık etmeyin buyruÄŸunun anlamı) Allah'ın alâmetlerini helâl kılmayın, demektir. Onun alâmetleri isef emirleri, yasaklan ve insanlara bildirdiÄŸi ÅŸeyleridir. İşte bunÂları çiÄŸnemeyi (saygısızlık etmeyi.) helâl kılmayın. Bundan dolayı Ebû Mey-sere, bu âyet~i kerime muhkemdir, demiÅŸtir. Mücalıid de der ki: Bu âyet-i kerimeden aGerdanİıklüarat)dan baÅŸka bir ÅŸey nesh olmuÅŸ deÄŸildir. KiÅŸi, haÂrem bölgesindeki aÄŸaç kabuklarından herhangi bîr ÅŸeyi alır, boynuna takarÂdı, bundan dolayı da kimse ona yaklaÅŸmazdı. İşte bu hüküm nesh olundu.
îbn Cüreyc ise der ki: Bu âyet-i kerime, hacıların yollarının kesilmesine daÂir bir yasaklama getirmektedir.
îbn Zeyd der ki: Âyet-i kerime, Rasûlullah (sav) henüz Mekke'de iken, MekÂke fethi yılı nazil olmuÅŸtur. Müşriklerden bir gurup gelip hac ve umre yapÂmak istediler. Müslümanlar, Ey Allah'ın RasûHi dediier, bunlar müşrik kimÂselerdir. Onlara baskın yapmaksızın onları bırakmayacağız. Bunun üzerine Kur'ân'dan: "Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlere..." buyruÄŸu nazil oldu.
Yine denildiÄŸine göre bu buyruÄŸun iniÅŸ sebebi, -el-Hutam lakabh- Åžureyh b. Dubay'a el-Bekrî'nin durumudur. Rasûlullah (sav.) umre yaptığı sırada Ra-sûlullah'ın askerleri onu yakaladı,, bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olÂdu. Daha sonra da -az önce belirttiÄŸimiz gibi- bu hüküm nesh oldu, burada sözü geçen el-Hutam, Yemamelilerin İrtidat etmeleri sırasında da hayatta idi ve mürted olarak öldürüldü. Ona dair rivayet edilen haberlerden birisine göÂre o, atlılarını Medine'nin dışında bırakarak Peygamber (sav)'ın yanına geÂlerek dedi ki; Sen insanları neye çağırıyorsun? Hz. Peygamber şöyle buyurÂdu: "Allah'tan baÅŸka ilah olmadığına ÅŸahidlik etmeye, namazı kumaya ve zeÂkâtı vermeye.ır el-Hutam: Güzel dedi. Åžu kadar var ki, benim danıştığım bir takım kumandanlarım vardır. Onlar olmaksızın hiçbir iÅŸi kestirip atmıyorum. Belki ben de müslüman olur ve onlan da birlikte getirebilirim. Peygamber (sav) da (onun geliÅŸinden önce) ashabına şöyle demiÅŸti: "Yanınıza bir ÅŸeyÂtan dili ile konuÅŸan bir adam girecek." Daha sonra eİ-Hutam, Hz. Peygam-ber'in yanından çıkıp gidince, yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuÅŸtu: 'Andolsun kî, bir kâfir yüzüyle girdi ve sözünde durmamayı kararlaÅŸtıran bir kiÂÅŸi olarak arkasını dönüp gitti. Bu adam müslüman bir kimse deÄŸildir." DaÂha sonra Medine dışında otlayan, müslümanlara ait davarların yanından geçti, onları da önlerine katıp götürdü. Müslümanlar, onu takip edip yakaÂlamak istedilerse de bunu baÅŸaramadılar.[35] O da ÅŸu beyitleri söyleyerek yoÂluna devam etti:
"Gece onlan İnaafaız bir gudücU ile sarıp sarmaladı
Bu ne bir deve çobam, ne de bir koyun çobanıydı
Kasap tezgâhı üzerinde eti parçalayan kasap da değildi
Uyuyarak geceyi geçirdi onlar. Fakat uyumadı Hind'in oğlu
Fal okları gibi bir delikanlı onların sıkıntılarını çekti gece boyunca
İri bacaklı ve enli ayaklı."
Peygamber (sav) kaza umresi için Mekke'ye çıktığında, Yemameden geÂlen hacıların telbiyelerini iÅŸitince şöyle buyurdu: "İşte bu, el-Hutam ve onun arkadaÅŸlarıdır." Bu sırada da Medine çevresinde otlarken talan ettiÄŸi davarÂlara, gerdanlık takmış ve Mekke'ye hediye olarak sürmüş idi, Ashab onu ta-kib etmek üzere yola koyulunca, bu âyet-i kerime nazil oldu. Yani, müşrik olsalar dahi, iÅŸaretlendirilmiÅŸ olan hayvanlara karşı saygısızlık etmeyin. BuÂnu İbn Abbas rivayet etmiÅŸtir. [36]
9- Âyet-i Kerimede Nesh Edilen Buyruklar İle Îlgili Görüş Ayrılıkları:
Âyetin muhkem olduÄŸu görüşüne göre yüce Allah'ın: "Allah'ın ÅŸeâlrine saygısızlık etmeyin" buyruÄŸu, hac menasikinin tamamlanmasını gerektirir. Bundan dolayı ilim adamları şöyle demiÅŸtir: KiÅŸi hacca baÅŸlayıp sonra onu ifsad edecek olur ise, bacan bütün iÅŸlerini yapması gerekir. Haccı. ifsad olÂsa dahi bunlardan herhangi bir ÅŸeyi terketmesi caiz -deÄŸ ildir. Daha sonra ikinÂci yıl o haccım kaza eder.
Ebu'1-Leys es-Semerkandî der ki: Yüce Allah'ın: "Haram olan aya" buyÂruÄŸu, yine yüce Allah'ın: "Müşrikler sizinle nasıl topluca savaşırlarsa, siz de onlarla topluca savaşın" (et-Tevbe, 9/36) buyruÄŸu ile nesh olmuÅŸtur YüÂce Allah'ın: "Etediye edilen kurbanlıklara ve gerdanbkhlara" buyruÄŸu ise muhkemdir, nesh olmamıştır, Buna göre hediye olarak gönderdiÄŸi kurbanÂlıklara gerdanlık koyan ve bununla ihrama girmeye niyet eden herkes ihraÂma girmiÅŸ olur, artık onun ihrama aykırı iÅŸleri yapması caiz olmaz. Buna deÂlil bu âyet-i kerimedir, O halde bu hükümlerin kimi, kimine atfedilmiÅŸ buÂlunmaktadır. Bunların kimi nesh olmuÅŸtur, kimi de nesh olmamıştır. [37]
10- Kâfirin Kendi Kanaatine Göre İbadeti:
Yüce Allah'ın; "Rablerinden hem bir lütuf, hem de bir rıza arayarak Bey-t-i Haramı kastedip gelenlere.. buyruÄŸu ile ilgili olarak, müfessirlerin çoÄŸunluÄŸu şöyle demiÅŸtir: Bunun anlamı, ticarette lütuf ve kârı arayarak, buÂnunla birlikte de kendi kanaat ve umutlarına göre Allah'ın rızasını anyarak gelenlere... ÅŸeklindedir.
DenildiÄŸine göre, aralarından ticaret kastıyla gelenler olduÄŸu gibi, hacc ile -buna nail olmasa dahi- Allah'ın rızasını arayanları da vardı. Araplar arasınÂda ölümden sonra amellerinin karşılığım göreceÄŸine ve öldükten sonra di-riltileceÄŸine inanan kimseler de vardı. Bu gibi kimseler için cehennemde azaÂbın bir çeÅŸit hafifletilmesi uzak bir ihtimal deÄŸildir.
İbn Atiyye der ki: Bu âyet-i kerime, yüce Allah'ın araplann kalplerini ısınÂdırması ve onlara karşı nazik davranması kabUindendir. Böylelikle ruhları raÂhatlasın ve insanlar arasına karışabilsinler. Hac mevsimine katılıp Kur'ân'ı dinÂlesinler, iman kalplerine girsin ve onlar açısından olması gereken ÅŸekliyle (iman etmelerinin zaruretini ortaya koyan) deliller ortaya konulsun. Bu âyet-i kerime Mekke'nin feüıi yılı nazil olmuÅŸtur. Allah, hicretin dokuzuncu yılından sonra, Hz. Ebû Bekir'in haccedip herkese Berae (et-Tevbe) sûresi açıkça okunup ilan edilmesinden sonra nesh olunmuÅŸtur. [38]
11- İhramdan Sonra Avlanmanın Hükmü Ve Aslen Mubah Olan Bir Şeyin Yasaklanmasından Sonraki Durumu:
Yüce Allah'ın: "İhramdan çıktıktan sonra (isterseniz) avlanın1* emri, herkesin icmâı ile mübahhk bildiren bir emirdir. Daha önce ihram sebebiyÂle sözkonusu olan yasağı kaldırmaktadır. Bunu> ilim adamlarının birçoÄŸu böyÂle nakletmekle birlikte bu sahih deÄŸildir. Aksine, yasaklamadan sonra varid olan "yap" emri, aslı üzere rücu ifade eder. Bu, Kadı Ebu't-Tayyıb ve diÄŸerÂlerinin görüşüdür. Çünkü, vücubu gerektiren ÅŸey hâlâ olduÄŸu gibi durmakÂtadır Bundan önceki yasakhk ise, mani olmaya elveriÅŸli deÄŸildir. Buna deÂlil de yüce Allah'ın ÅŸu buyruÄŸudur: "Haram olan aylar çıktı mı, artık o müşÂrikleri nerede bulursanız öldürün." (et-Tevbe, 9/5) İşte buradaki "yap" emÂri vücup ifade eder. Çünkü bununla kastedilen cihaddır. Mâide süresindeki bu buyruktan ve buna benzer: "Artık namaz kılındı mı, yeryüzüne daÄŸdın" (el-Cuma, 62/10) buyruÄŸu ile "İyice temizlendiler mi, o zaman,,, onlara yaklaşın" (el-Bakara, 2/222) buyruklardan, bunların manalarına ve bu huÂsusta icmaa bakarak anlaşılan mübahlıktan çıkartılmıştır. Yoksa buradaki emir sigasından alınmış deÄŸildir. DoÄŸrusunu en İyi bilen Allah'tır. [39]
12- Kin Ve Adalet:
Yüce Allah'ın: "Sizi Mescld-i Haram'dan alıkoydular dîye, bîf kavme karÂşı beslediÄŸiniz kin, sakın sizi haddi aÅŸmaya sürüklemesin" buyruÄŸunda-ki; "Sakın sürüklemesin" buyruÄŸu, sizi buna itmesin, anÂlamındadır. Bu açıklama îbn Abbas ve Katade'den nakledilmiÅŸtir. Aynı zamanÂda el-Kisaî ve Ebu'l-Abbas'ın da görüşü budur. Bu kelime iki mefule teaddi eder, Sana olan kinim beni bu iÅŸi yapmaya itti, denir. YaÂni, beni bunu yapacak noktaya kadar götürdü. Åžair de der ki:
"Ebû Uyeyne'yi -andalun- öyle bir yaraladın ki,
Bundan sonra bu, Fezâre'lileri kızıp öfkelenmeye mecbur etti."
el-AhfeÅŸ der ki: Bu, sizi böyle bir iÅŸ yapmak zorunda bırakmasın, anlamınÂdadır. Ebû TJbeyde ve el-Ferrâ der ki: "Sakın sizi... sürüklemesin* buyruÄŸu, bir kavme olan kininiz sizi, hakkı aşıp banla gitmeye, adaleti bırakıp da zul-me yönelmeye itmesin, size böyle bir davranış kazandırmasın demektir. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuÅŸtur: "Sana emanet bırakana, sen de emaÂneti geri ver. Fakat sana hainlik edene sen hainlik etme."[40]
Buna dair açıkÂlamalar daha önceden geçmiÅŸ bulunmaktadır. Bu âyetin bir benzeri de yüÂce Allah'ın su buyruÄŸudur: "... Onun için size kim saldırırsa, sîz de tıpkı onÂların size saldırdıkları gibi karşılık verin-" (el-Bakara, 2/194) Buna dair yeterli açıklamalar daha önceden (iÅŸaret edilen âyetin tefsirinde geçmiÅŸ buÂlunmaktadır). Filan kiÅŸi, ehlinin cerimesidir Yani, onlara bu iÅŸi kazandırıcıdır, ÅŸeklinde de kutlanılır. Buna göre cerime ve cari, kazanan anlamındadır. Filan kiÅŸi ciirm etti tabiri de günah kazandı anlamındadır. ÅžaÂirin ÅŸu beyiti de buradan gelmektedir;
"Bir dağın tepesinde yiyeceğini kazanmak isteyen (kartal yavrusu) Toparladığı kemiklerinin yağı (mn aktığını) görür."
İşte binasında aslolan anlam budur. îbn Faris de der ki: Bu, şekillerinde kullanılır. tabiri ise mutlaka ve kaçınılmaz manasınadır. Bu kelimenin aslı ise, kazanmak anlamına gelen (pir)'dendir. Şair der ki;
"Bundan sonra bu Fezarelilere kızıp öfkelenmeyi kazandırdı. Bir diğer şair de şöyle demektedir:
"Ey Ukl'den ve yaptıklarından (cinayetlerinden) diğer kabilelere şikâyet eden; Öldürmelerinden ve sıkıntı ve kederlere boğmalarından ötürü,"
Bir ÅŸeyi kesmeyi anlatmak için de denilir. er-Rummanî Ali b. İsa der ki: Asıl olan da budur. Çünkü bu keîime, bir ÅŸeyi baÅŸkasından kesÂmek dolayısı ile bir ÅŸeye itmek, mecbur etmek anlamındadır. KiÅŸiyi yalnızÂca kazanmaya ittiÄŸi için kazanmak anlamında da kullanılır. Ayrıca hak etmek anlamında da kullanılır Çünkü bu hak sebebiyle onun hakkında bir ÅŸey keÂsilip tesbît edilir. el-Halil der ki: Şüphe yok ki, onlar için ateÅŸ vardır" (en-Nahl( 16/62) buyruÄŸu: Andolsun ki, onlar için azab hak olmuÅŸtur, demektir. el-Kisaî der ki: kullanışları aynı anlamda iki kullaÂnış olup, ikisi de kazanmak anlamım ifade etmektedir.
İbn Mes'ud, "...sizi... sürüklemesin" anlamındaki buyruÄŸu, "ye" harfini -üstün yerine- ötreli olarak ÅŸeklinde okumuÅŸtur- Anlamı da yine ayÂnı ÅŸekilde, size... kazandırmasın, sizi sürüklemesin ÅŸeklindedir. Basralılar ise, (hemze'li kullanılışım kabul etmedikleri için) bu kelimenin ötreli okunuÅŸuÂnu bilmezler. Onlar sadece ÅŸeklinde kullanırlar.
Kin demektir. Bu kelime, "nûn" harfi üstün ve sakin olarak da okunmuÅŸtur. Mastar olarak; Adama kin duyÂdum, duyanm, ÅŸeklinde kullanılır. Bütün bunlar İse, birisine kin duymak, buÄŸz etmek anlamındadır. Yani, onların sizleri ahkoymaları sebebiyle bir kavme karşı duyduÄŸunuz kin, sizi haksızlığa sürüklemesin. Size haksızlık (m günaÂhını) kazandırmasın. Maksat, bir kavme kargı duyduÄŸunuz kindir. O bakımÂdan mastar, mefule izafe edilmiÅŸtir. (Çünkü âyet-i kerimede izafet ÅŸeklinde olup, kelime kelime anlamı: Bir kavmin kini... ÅŸeklindedir).
İbn Zeyd der ki: Müslümanlar, Hudeybiye antlaÅŸmasının yapıldığı yıl Bey-tullah'ı ziyaretten alıkonulunca, umre yapmak isteyen bir takım müşrik kimÂseler yakınlarından geçti. Bunun üzerine müslümanlar: Bunların benzerleri bizi Beytullah'a gitmekten alıkoydukları gibi, biz de bunları alıkoyalım. BuÂnun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.
Yani siz, bunlara herhangi bir saldırıda bulunmayın ve onlar sizi Mescid-i Ha-ram'dan alıkoydular diye siz de onların benzerlerini, arkadaşlarını alıkoymayın.
Åžeklindeki okuyuÅŸ, onlar sizi alıkoydukları için... anlamında olup, mefulün leh ÅŸeklindedir. Ancak Ebû Amr ve İbn Kesir bunu, ÅŸekÂlinde, hemzeyi esreli olarak (ÅŸart cümlesi halinde) okumuÅŸlardır. Ebû TJbeyd'in tercih ettiÄŸi kıraat budur.
el-A'meÅŸ'den ise; Sizi alıkoyarlarsa.... ÅŸeklinde okuduÄŸu rivaÂyet edilmiÅŸtir. İbn Atiyye der ki: buradaki edat, ÅŸart edatıdır. Yani, eÄŸer geÂlecekte böyle bir iÅŸin benzeri meydana gelirse.,, demek olur. Birinci kıraat ise mana itibariyle daha bir saÄŸlamdır.
en-Nehhâs der ki: Bunun ÅŸart cümlesi halindeki okunuÅŸuna gelince, ileri gelen nahiv, hadis ve kıyas alimleri çeÅŸitli sebepler dolayısıyla böyle bir kıÂraati uygun görmezler. Bu sebeplerden birisi ÅŸudur: Âyet-i kerime MekÂke'nin fetih yıh olan sekizinci yılda nazil olmuÅŸtur. Müşrikler ise, hicretin alÂtıncı yılında gerçekleÅŸtirilen Hudeybiye barışı yılında müslümanları alıkoyÂmuÅŸlardı. O halde bu alıkoyma, âyetin iniÅŸinden önce olmuÅŸtur. EÄŸer ÅŸart edaÂtı olarak hemze esreli okunacak olursa, böyle bir alıkoymanın buyruÄŸun nüÂzulünden sonra olmasından baÅŸka türlü gerçekleÅŸmiÅŸ olması düşünülemez. Nitekim: Seninle çarpışacak olursa, filana hiçbir ÅŸey verme demek böyledir. Böyle bir ÅŸey ancak gelecekte sözkonusu olur. Åžayet hemzeyi üstün okuyacak olursak, o takdirde bu geçmiÅŸ hakkında sözkonusu olur. Buna göre, kıraatinden baÅŸka türlü caiz olmamalıdır. Aynı ÅŸekilde eÄŸer bu haÂdis sahih olarak varid olmasaydı bile, yine üstün olarak okunması gerekirÂdi. Çünkü, yüce Allah'ın: "Allah'ın ÅŸeâîrine... saygısızlık etmeyin" buyruÂÄŸu, -âyetin sonuna kadar- Mekke'nin müslumanların elinde bulunduÄŸuna deÂlalet etmekte vç onların ancak Beyt-i Haram'a gelenleri alıkoymaya güç yeÂtirdikleri bir halde iken böyle bir tutumun kendilerine yasaklandığını ortaÂya koymaktadır. İşte bundan dolayı da 'in üstün okunması icabetmek-tedir. Çünkü bu, geçmiÅŸ olan bir durumu anlatmak içindir.
Stei haddi aÅŸmaya" buyruÄŸu nasb mahallindedir. Çünkü bu, me-futün biİı'tîr. Yani, bir kavme karşı duyduÄŸunuz kin, sakın sizleri haddi aÅŸÂmaya, haksızlık yapmaya itmesin. Ebû Hatim ile Ebû Ubeyd ise Kin kelimesindeki birinci "nûn"un sakin okunmasını kabul etmezler. Çünkü mastar kelimeler böyle bir durumda ancak Iıarekelrolarak gelirler. Ancak diÂÄŸerleri bu konuda onlara muhalefet etmekte ve şöyle demektedir: Bu keliÂme mastar deÄŸildir. Bilakis Tembel, kızgın kelimelerinin vezÂninde ism-i faildir. [41]
13- Yardımlaşmanın Esası:
Yüce Allah'ın: "İyilik ve takva üzere birbirinizle yardımlasın..." buyruÂÄŸu ile illgili olarak el-AlıfeÅŸ der ki: Bu buyrukların sözün baÅŸtarafı İle ilgisi yoktur. Bu, bütün insanlara iyilik ve takva üzere yardımlaÅŸmaya dair bir emirÂdir. Yani, yüce Allah'ın emrettiÄŸi hususlar üzere birbirinize yardımcı olunuz ve birbirinize bunu teÅŸvik edinip bunlar gereÄŸince amei ediniz. Allah'ın yaÂsakladıklarından da birbirinizi vazgeçiriniz ve uzak tutunuz. Bu da PeygamÂber (sav)'dan gelen ÅŸu rivayete uygun düşmektedir: "Bir hayrı gösteren, onu iÅŸleyen kimse gibidir."[42] Åžerri gösteren de onu iÅŸleyen gibidir, denilmiÅŸtir.
DiÄŸer taraftan şöyle denilmiÅŸtir: Birr ve takva aynı anlama gelen iki lafızÂdır. Farklı lafızlar ile bu anlamı te'kid etmek ve mübalaÄŸa kastıyla tekrarlanÂmışlardır. Çünkü herbir "birr (iyilik)" aynı zamanda takvadır, herbir takva da bir birrdir.
İbn Aüyye ise der ki: Ancak bu açıklamada bir dereceye kadar müsamaÂha sözkonusudur. Zira, bu iki lafzın delâletinde bilinen ÅŸu ki; birr, vacibi ve mendubu da kapsamına almakla birlikte, takva, vacib olan ÅŸeylere riayeti ihÂtiva eder Bunlardan biri ötekisinin yerine kullanılması, kelimenin anlamlaÂrını aÅŸmak suretiyle mümkün olur.
el-Maverdi ise der ki: Åžanı yüce Allah, iyilik üzere yardımlaÅŸmaya teÅŸvikÂte bulunup bunu, kendisine karşı Ukvalı olmakla birlikte zikretmektedir. Çünkü takvada yüce Allah'ın rızası sözkonusudur. Birr (.iyilik) de ise insanların rızası sözkonusudur. Yüce Allah'ın rızası ile insanları hoÅŸnut etmeyi bir araÂda bulunduran kimse ise, tarn anlamı ile mutlu olur, elde ettiÄŸi nimet de umuÂmi bir nimet olur.
îbn Huveyzîmendad aAkkâm."mda der ki: İyilik ve takva üzere yardımlaÅŸÂmak çeÅŸitli ÅŸekillerde olur. Alim olan kimsenin, ilmi ile insanlara yardım edip onlara öğretmesi icabeder. Zengin olan da insanlara malıyla yardımcı olur, Kahraman olan kimse de Allah yolunda gösterdiÄŸi kahramanlıkla yardımcı olur. Ve rnüslümanlar tek bir el gibi birbirini destekleyen kimseler olmalıdırÂlar. "Mü'minlerin kanlan birbirine denktir, Onların en aÅŸağılarda olanları daÂhi onların sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır, onlar kendilerinin dışınÂda kalanlara karşı tek bir el gibidirler.[43] "Haksızlık yapandan yüz çevirmek, ona yardımcı olmayı terk edip içinde bulunduÄŸu durumdan da onu döndürÂmek İcabeder.
Daha sonra yüce Allah: "Günah iÅŸlemek ve haddi aÅŸmak üzerinde ise yarÂdımlaÅŸmayla" diye buyurarak, bize yasaklamada bulunmaktadır. (İsm : günah) iÅŸlenen suçlardan dolayı kiÅŸiyi bulan hükümdür. "Haddi aÅŸmak : ud-van" ise insanlara zulmetmek demektir. Arkasından yüce Allah genel bir ita-de ile yine takvayı emredip tehditte bulunarak: "Allah'tan korkun, şüpheÂsiz Allah cezası pek ÅŸiddetli olandır" diye buyurmaktadır. [44]
3- LeÅŸ, kan, domuz eti, Allah'tan baÅŸkası adına boÄŸazlananlar, (henüz canlı iken yetiÅŸip) kestikleriniz hariç olmak üzere boÄŸulaÂrak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak, süsülerek (ölÂmüş olanlar) ve yırtıcı bir hayvan tarafından yenmiÅŸ hayvanlar, dikili taÅŸlar üzerinde (onlar adına) boÄŸazJananlar ve faloklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bütün bunlar fisktır. Bugün kâfirler dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün si/iu için dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olaÂrak tslâmı beÄŸenip seçtim. Kim son derece aç ve çaresiz kalır da günaha meyletmeksizin (bunlardan) yemeye mecbur kalırsa, şüphesiz Allah maÄŸfiret edendir, merhamet edendir.
Bu buyruğa dair açıklamalarımızı yirmi altı[45] başlık halinde sunacağız: [46]
1. El-Bakara 173. Âyetinde Haram Oldukları Belirtilenler:
Yüce Allah'ın: "Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan-lar... size haram kılındı" buyruğuna dair açıklamalar daha önce (el-Baka-ra sûresinde 2/173. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. [47]
2- Boğularak Öldürülenler:
Yüce Allah'ın: "BoÄŸularak" buyruÄŸu ile boÄŸulmak suretiyle öldürülen hayvan kast edilmektedir. BoÄŸmak ise, ister bir insan tarafından bu iÅŸ yapılÂması suretiyle olsun, isterse de ipine dolandığı yahut iki sopa arasında kalÂdığı veya buna benzer bir sebeple aldığı nefesinin engellenmesi, tıkanması-dır. Katade'nin naklettiÄŸine göre, cahiliye dönemi insanları koyun ve baÅŸka hayvanları boÄŸularak ölmelerinden sonra da yiyiyorlardı. İbn Abbas da buÂnun benzerini zikretmiÅŸtir. [48]
3- Vurularak Öldürülenler:
Yüce Allah'ın; "Vurularak" buyruÄŸuna gelince, ÅŸer ölçülere uygun olaÂrak kesilmeksizin, ölünceye kadar kendisine bir taÅŸ atılan, yahut taÅŸ ya da soÂpa ile vurulan hayvandır. Bu açıklama ÅŸekli İbn Abbas, el-Hasen, Katade, ed-Dahhâk ve es-Süddî'den nakledilmiÅŸtir.
Onu ÅŸiddetle vurdu, vurur, ÅŸiddetlice vurulmuÅŸ, tabirÂleri buradan gelmektedir. ÅŸiddetlice vurmak demektir. ise, döÂvülerek oldukça ağırlaÅŸtırılmış, ölüm noktasına getirilmiÅŸ kimse demektir. Ka-tade der ki: Cahiliyye dönemi insanı bu iÅŸi yapıyor ve böylece öldürdükleÂrini de yiyorlardı.
ed-Dahhâk der ki; Cahlliyye dönemi insanları, ilahları adına davarları öl-dürünceye kadar tahta kütüklerle vuruyor ve sonra da onların etlerinden yiÂyorlardı. Bunduk yayı[49] ile öldürülenler de bu kabildendir.
el-Ferazdak der kiı
"O, öyle bir devedir ki, kaldırdığı ayağıyla sütten kesilmiş yavruyu
vurup öldürür. Genç develere ise memelerinin ön uçlarmdan süt içirir."
Müslim'in Sahih'inde Adiy b. Hâtem'den şöyle dediÄŸi rivayet edilmektedir: Ey Allah'ın Rasulü ben, tüysüz okla ava atış ediyor^e isabet ettiriyorum. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Tüysüz okla atış yapıp da okun avı deîip geçerÂse, ondan yiyebilirsin. EÄŸer enine isabet edecek olursa, ondan yeme."[50] Bir rivayette de: "Çünkü o, vurularak ölmüş (vakîz) bir hayvandır."
Ebû Ömer (b. Abdi'1-Berr) der ki: Bunduk (yuvarlatılmış taÅŸ ve benzeri sert cisimler), VaÅŸ ve tüysüz ok ile avlanmak hususunda itim adamları, önceki döÂnemlerde de daha sonraki dönemlerde de farklı görüşlere sahiptirler. İbn Ömer'den gelen rivayete uygun olarak bunun, vurularak Öldürülmüş (vakÂîz) olduÄŸu kanaatine sahip olanlar -canlı iken yetiÅŸilip kesilenler müstesna-caiz kabul etmezler. Bu, Mâlik'in, Ebû Hanife'nin ve arkadaÅŸlarının es-Sev-rî ve Åžafiî'nin de görüşüdür. Bu hususta Åžam (Suriye) alimleri onlara muhaÂlefet etmiÅŸlerdir. el-Evzaî tüysüz ok hususunda şöyle demiÅŸtir Avı delip geÂçerek öldürülmüş olsun, yahut delip geçmeksizin öldürülmüş olsun o avı yiÂyebilirsin. Çünkü, Ebu'd-Derda ile Fedale b. Ubeyd ve Abdullah b. Ömer ile Mekhul, bunda herhangi bir sakınca görmüyorlardı. Ebû Ömer (îbn Abdi'l-Berr) der ki: Evet, el-Evzaî bunu böylece Abdullah b. Ömer'den zikretmiÅŸÂtir. Fakat, Abdullah b. Ömer'in bilinen görüşü, Mİlik'in Nafi'den, Nafi'in de İbn Ömer'den naklettiÄŸi ÅŸekildeki görüştür.
Bu hususta asıl delil ile uygulamaya esas olup kendisine baÅŸvuran için deÂlil teÅŸkil eden Adiy b. Hatim yoluyla gelen hadis-i ÅŸeriftir ki, orada ÅŸu ifadeÂler de yer almaktadır; "Tüysüz okun eniyle isabet ettiÄŸi (ve öldürdüğünü ise yeme. Çünkü o, vurularak öldürülmüştür."[51]
4- Yüksek Bir Yerden Yuvarlanarak Ölenler:
Yüce Alkilin: "Yüksek bir yerden yuvarlanarak..." anlamına gelen el-mutereddiye, yukardan aÅŸağı doÄŸru yuvarlanarak ölen hayvan demektir YuvarÂlandığı yer ister bir daÄŸdan aÅŸağı olsun, ister bir kuyuya ve benzer bir yere düşmek ÅŸeklinde olsun, fark etmez.
Bu kelime, helak olmak anlamına gelen'den mütefa'ile veznindedir. İster kendiliÄŸinden düşmüş olsun, ister baÅŸkası onu yuvarlamış olsun farket-mez. Ok, ava isabet edip de bu av daÄŸdan yere düşecek olursat bu av yine haram olur, Çünkü o av hayvanının okla deÄŸil de yukardan aÅŸağı yuvarlanÂmak ve aldığı sadme sonucu ölmüş olması ihtimali vardır. "EÄŸer sen avını suÂda gömülmüş görürsen onu yeme. Çünkü, onu su mu (boÄŸulma sonucu) ölÂdürdü, yoksa okun mu onunöİürnüne sebep oldu bilemezsin" hadisi de bu kabildendir. Bunu da Muslini rivayet etmiÅŸtir.[52]
Cahiliye dönemi insanları; yüksekçe yerlerden düşüp ölen hayvanları yer ve cahiliye dönemi, ancak hastalık ve buna benzer bilinen bir sebep olmakÂsızın ölen hayvanların meyte (leÅŸ) olduÄŸuna inanırlardı. Bu gibi sebepler ise onlara göre tıpkı bir kesim gibi idi. Åžeriat ise, kesimi ileride açıklanacağı üzeÂre belli bir niteliÄŸe hasretmiÅŸ bulunmaktadır. Bunun dışında kalan bütün ÅŸeÂkiller, meyte (ölü ve leÅŸ) olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Bütün bunlar ittifakla kaÂbul olunan muhkem hükümlerdendir.
Aynı ÅŸekilde süsülerek öldürülen ve yırtıcı hayvanlar tarafından parçalaÂnılarak yenilen hayvanların hükmü de böyledir. [53]
5- Süsüterek Öldürülenler:
"Sösülerek" öldürülen hayvan anlamına gelen "en-Natiha" kelimesi, fail vezninde olup meful anlamını vermektedir. Bu da bir baÅŸkası tarafından tos-lanarak veya buna benzer bir ÅŸekilde vurularak kesilmeden önce Ölen hayÂvandır. Bazıları "en-Natîha" kelimesini meful anlamında deÄŸil de ismi fail İtoslayan) anlamında almışlardır. Çünkü, kimi zaman iki koyun (koç) birbiriyÂle toslaşır ve sonunda ikisi de ölebilir.
Yüce Allah'ın buyruÄŸunda; ÅŸeklinde ve fail vezninde, sonunda bu "te"nin gelmemesi gerektiÄŸi halde "tenli olarak gelmesine gelince, bilindiÄŸi gibi aynı vezinde kullanılan: Kınalanmış bir el ve yaÄŸ sürülmüş bir sakal lafızları da aynı vezin olmakla birlikte yuvarlak "tew zikÂredilme mistir. Ancak âyet-i kerimenin bu kelimesinde yuvarlak "teinin zik-rediliÅŸ sebebi ÅŸudur: Bu "te"nin "faîle" vezninin sonundan hazf edilmesi laf-zen söylenmiÅŸ bir mevsufa sıfat olması halindedir. O bakımdan; Süsülerek öldürülmüş koyun ve öldürülmüş kadın denilir (ken bu veznin sonunda yer alan "te" harfleri hazf edilmiÅŸtir). EÄŸer mevsuf zikredilmemiÅŸ ise "te" harfi zikredilerek: Filan oÄŸullarından olup, öldürülmüş kadım gördüm ve bu koyunlar tarafından süsülerek öldürülmüştür, denilecek olursa, "te" harf» zikredilir. EÄŸer, "te" harfi zikredilmeksin; Filan oÄŸullarından olup öldürülen kiÅŸiyi gördüm denilecek olursa, öldürülenin erkek mi, kadın mı olÂduÄŸu bilinmem
Bununla birlikte Ebû Meysere bu kelimeyi; Toslanarak öldürülÂmüş (anlamında ve isim meful vezninde) okumuÅŸtur. [54]
6-Yırtıcı Hayvanlar Tarafından Yenilmiş Olanlar:
"Yırtıcı bir hayvan tarafından (parçalanarak) yenilmiÅŸ (ve ölmüş) hayÂvanlar" buyruÄŸu ile yüce Allah, hayvanlar arasından parçalayıcı azı diÅŸi ve tırnağı (pençesi") olup bunlar tarafından yakalanan (ve parçalanan) hayvanÂları kastetmektedir. Aslan, kaplan, tilki, kurt, sırtlan ve buna benzer bütün bu hayvanlar yırtıcı hayvanlardır.
"Yırtıcı hayvanlar" anlamına gelen; kelimesi diÅŸi ile ısırmak anÂlamına gelen; Yden türemiÅŸtir. Yine bu kelime, ayıplamak ve onun hakÂkında ileri geri konuÅŸmak anlamında da kullanılır.
İlahî buyrukta hazf edilmiÅŸ kelimeler de vardır. Anlamı şöyledir: Yani, yırÂtıcı hayvanların kendisinden bir bölümünü yedikleri,.. Çünkü, hayvanın yeÂdiÄŸi zaten telef olup gitmiÅŸtir Araplar arasından (yırtıcı hayvan anlamına geÂlen): adını yalnızca arslan hakkında kullananlar da vardır.
Araplar, yırtıcı bir hayvan bir koyunu yakalayıp, daha sonra bu yırtıcı hayÂvandan o koyun kurtulacak olursa, o kovunu alır yerlerdi. Bir bölümünü yeÂmiÅŸ olsa dahi kalanım yerlerdi. Bunu da Katade ve baÅŸkaları söylemiÅŸtir, el-Hasen ile Ebû Hayve, bu kelimeyi "be" harfini sakin olarak okumuÅŸlardır. Bu da Necid'İÜerin bir söyleyiÅŸidir. Hassan (r.a) da Ebû Lebeb'in oÄŸlu Utbe hakÂkında şöyle demiÅŸtir:
"Bu yıl ailesinin yanına kim dönebilir Çünkü yırtıcı hayvanın yediği geri dönemea."
İbn Mes'ud âyet-i kerimenin bu bölümünü; ÅŸeklinde okuduÄŸu gibi, Abdullah b. Abbas; Yırtıcı hayvardann yedikleri ÅŸeklinde okuÂmuÅŸtur. [55]
7- Ölmeden Önce Kesilebilenler:
Yüce Allah'ın: "(Henüz canlı iken yetiÅŸip) kestikleriniz hariç olmak üzeÂre" anlamındaki buyruÄŸu, ilim adamlarının ve fakahânın cumhurunun görü-Şüne göre muttasıl bîr istisna olmak üzere nasb mahallindedir. Bu İstisstâ, söÂzü geçen hayvanlar arasından hayatta iken yetiÅŸilip kesilebilen bütün bu anıÂlanlara racidir. Bütün bu anılan hayvanlarda, ÅŸer'i kesim etkisini gösterir. ÇünÂkü istisnanın hakkı, daha önce geçen sözlerle alakalı olmasını ve -kabul edilÂmesi gerekli bir delil bulunmadıkça- bu istisnanın munkatı' kabul edilmemeÂsini gerektirir.
îbn Uyeyne, Åžureyk ve Cerir; er-Rukeyn b. er-Rabiden, o, Ebû Talha el-Esedîden şöyle dediÄŸini rivayet ederler: İbn Abbas'a, bir kurdun saldırısına uÄŸrayıp, kurt tarafından karnı yarılan, bağırsaktan dışarı çıkan, sonra da ölÂmeden önce yetiÅŸip kestiÄŸim koyunun durumu hakkında soru sordum. BaÂna dedi ki: Bu ÅŸekilde kestiÄŸin koyunu yiyebilirsin. Ancak, onun dışarı çıkÂmış bağırsaklarını yeme.
İslıâk b, Ralıaveyh der ki: Koyunda sünnet olan, İbn Abbas'ın belirttiÄŸi ÅŸeÂkildedir. Böyle bir koyunun bağırsakları her ne kadar dışarı çıkmış olsa daÂhi, henüz hayattadır. Onun kesim yeri de herhangi bir zarar görmemiÅŸtir. KeÂsim esnasında o hayvanın canlı olup olmadığına bakılır. Yoksa, aynı durumÂdaki bir koyunun yaÅŸayıp yaÅŸamadığına bakılmaz. Hasta olan koyunun da duÂrumu böyledir Yine İslıâk der ki: Kim buna muhalefet ederse, ashabın cumhuru İle genel olarak ilim adamlarının uygulamalarına (sünnetine} muÂhalefet etmiÅŸ olur.
Derim ki: İbn Habib de bu görüştedir. Aynı zamanda bu görüş Maliki mezÂhebi alimlerinden de nakledilmiÅŸtir İbn Vehb'in görüşü ile Åžafiî mezhebinin meÅŸhur olan görüşü de budur. el-Müzenî der ki: Ben bu hususta Åžafiî'nin bir baÅŸka görüşünü de biliyorum. Buna göre, eÄŸer eti yenen hayvan, yırtıcı hayÂvanın saldırısına, hayatının devam etmesine imkân olmayacak ÅŸekilde uÄŸraÂyacak veya yuvarlanma sonucu bu hale gelecek olursa, o hayvan yenilmez.
Aynı zamanda bu, Medinelîlerin de görüşüdür. Mâlik'İn meÅŸhur olan göÂrüşü de budur. Abdulvelıhab'ın "et-Thlkîn" adlı eserinde naklettiÄŸi görüş bu olduÄŸu gibi, Zeyd b. Sabit'den de rivayet edilmiÅŸtir. Zeyd b- Sabit'in bu göÂrüşte olduÄŸunu Mâlik, Muvatta'mda zikretmektedir. Kadı İsmail İle BaÄŸdatÂlı Maliki mezhebi alimlerinden bir topluluk da bu görüştedir. Bu görüşe göÂre, âyet-i kerimedeki bu istisna munkatı'dır. Yani, size bu anılan ÅŸeyler haÂram kılınmıştır. Fakat kendi kestikleriniz bundan müstesnadır, size haram olÂmayan da odur.
Jbnü'l-Arabî der ki: Bu hususlarda Mâlik'in görüşleri farklı farklı gelmiÅŸÂtir. Ondan sahih bîr ÅŸekilde kesilen hayvanlar dışındakilerin yenilmeyeceÄŸiÂne dair rivayet geldiÄŸi gibi, Muvatta'daki rivayet de şöyledir: EÄŸer, hayvan nefes alıp vermekte iken ve kıpırdaması esnasında o hayvanı kesecek olursa, o hayvanı yiyebilir. Bizzat kendi eliyle yazıp ömrü boyunca her beldeden inÂsanlara karşı okuduÄŸu sahih görüşü de budur. O bakımdan onun bu görüşünün kabul edilmesi, konu ile ilgili nadir rivayetlerden daha önce gelmelidir. Birim ilim adamlarımız» hasta hayvan hakkında mutlak olarak ÅŸunu belirtirler; Mezhebin kabul edilen görüşü, böyle bir hayvanın, eÄŸer onda henüz hayat kalıntısı varsa, Ölümü yaklaÅŸmış olsa dahi kesiminin caiz olÂduÄŸudur. Olaya dikkatle ve mantıkî bir ÅŸekilde bakılacak olursa, düşünceler her türlü şüpheden kendisini kurtaracak olursa, ÅŸunu sormak isteriz. Hastalık dolayısıyla geride kalan bir hayat kalıntısı ile, yırtıcı bir hayvanın saldırısı dolayısıyla kalan hayat kalıntısı arasındaki fark nedir? Bir bilebilsem.
Ebû Ömer de der ki: Hayatta kalması umulmayan hasta hayvan hakkında (fukaha) icmâ ile ÅŸunu belirtirler: Böyle bîr hayvanın kesilmesi, eÄŸer kesim esnasında henüz onda hayat varsa ve zikrettikleri ÅŸekilde on ayağını, yahut arka ayağını, ya da kuyruÄŸunu hareket ettirmek veya buna benzer bir hareket ile onun hayatta olduÄŸu bilinecek olursa, kesilmesi onun için ÅŸer'i bir kesim (tezkiye) dir. Yine icmâ ite ÅŸunu kabul etmiÅŸlerdir: Böyle bir hayÂvan» can çekiÅŸirken, hiçbir ÅŸekilde ön ve arka ayağım hareket ettirmiyor ise, bunun için ÅŸer'i kesim sözkomısu deÄŸildir. Yüksek yerden düşüp yuvarlanan hayvan ile, âyeti kerimede onunla birlikte zikredilenlerin de kıyasa göre hükümlerinin böyle olması icabeder. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır. [56]
8- Ikzkiye (Şefi Kesim)'İn Mahiyeti İle Anne Karnındaki Ceninin Kesimi:
Yüce Allah'ın: "Kestiklerinle" buyruÄŸunda geçen; Kesmek masÂtarı, arapçada boÄŸazlamak, kesmek demektir. Bunu Kutrub söylemiÅŸtir, İbn Side de "el-Mukkem" adlı eserinde şöyle demektedir: Araplar "Ceninin kesilmesi, annesinin kesilmesidir" demektedirler. İbn Atiyye ise der ki: Hayır, bu bîr hadistir. ise, hayvanı kesti, boÄŸazladı, anlamınÂdadır, Åžair'in ÅŸu sözleri de bu kabildendir:
"Onları mızraklar ve oklar keser"
Derim ki: İbn Atîyye'nin işaret ettiği hadisi, Dârakutnî, Ebü Said ile Ebû Hureyre'den, Ali ve Abdullah (b. Mes'ud) dan, Peygamber {sav)'dan şöylece rivayet etmektedir "Ceninin kesimi annesinin kesimidir."[57]
İlim ehlinin büyük bir topluluÄŸu da bu görüştedir. Bundan tek istisna, Ebû Hanife'den gelen şöyle dediÄŸine dair rivayettir: EÄŸer cenin, annesinin karnınÂdan ölü olarak çıkacak olursa onu yemek helâl olmaz. Çünkü bir canın keÂsimi, iki can için kesim olmaz.
Ibnü'İ-Munzir ise şöyle demektedir: Peygamber (sav)'ın: "Ceninin kesimi annesinin kesimidir" buyruÄŸunda ceninin anneden ayrı olduÄŸunun bir delili vardır. O, (Ebû Hanife) ise şöyle der; Hamile olan bir cariye azad edilecek olursa, ceninin azadı annesinin azadı ile gerçekleÅŸir. Bu ise, ceninin kesiminin annesinin kesimi ile gerçekleÅŸmiÅŸ olmasını kabul etmesini gerektirmektedir. Çünkü, tek bir kiÅŸinin azadının, iki kiÅŸinin azadı demek olmasını uygun görÂdüğüne göre, tek bir canın kesiminin de iki canın kesimi için sözkonusu olÂması caiz olur. Üstelik Peygamber ('sav)'dan gelen haber ile, ashabından geÂlen rivayetler ve insanların büyük çoÄŸunluÄŸunun kabul ettikleri görüş, bu konuda söz söyleyen kimselerin sözüne ihtiyaç bırakmamaktadır. İlim adanıÂlan itinâ ile ÅŸunu kabul etmektedirler: Cenin, annesinin karnından canlı olarak çıkacak olursa, annesinin kesimi cenin İçin kesim olmaz. Åžu kadar var ki, karÂnında cenin bulunan annenin tezkiye edilmesi halinde farklı görüşleri varÂdır. Mâlik ve bütün arkadaÅŸları der ki: O ceninin kesimi, eÄŸer hilkati tamamÂlanmış ve tüyleri bitmiÅŸ ise, annesinin kesimi île gerçekleÅŸir. Bu da ceninin Ölü olarak çıkması yahutta hayattan eser taşıyarak çıkması halinde böyÂledir. Åžu kadar var ki, hareket eder halde annesinin karnından çıkması halinde kesilmesi de müstehabtır. Åžayet yetiÅŸip kesemezlerse yine yenilir. İb-nü'l-Kasım der ki: Bir koyunu kurban ettim. Onu kesince, bu sefer yavrusu annesinin karnında hareket etmeye baÅŸladı. Bu yavrusu annesinin karnında ölünceye kadar o koyunu bırakmalarını emrettim. Daha sonra da onlara, emÂredip koyunun karnını yardılar, yavruyu karnından çıkarttılar ve onu da kesÂtim, onun da kanı aktı. Çocuklarıma onu közde piÅŸirmelerini söyledim,
Abdullah b. Kâ'b b. Mâlik de der ki: Rasûlullah (savYın ashabı derlerdi ki: Ceninin tüyleri bitmiş İse, onun kesimi annesinin kesimidir.
İbnü'l-Munzir der ki: Ceninin kesimi annesinin kesimidir deyip de tüyünün bitip bitmediÄŸinden söz etmeyenlerden birisi de Ali b. Ebi Taİib (r.a) ile Said b. el-Müseyyeb, Åžafiî, Ahmed ve İshak'tır. Kadı Ebu'i-Velid el-Bâci der ki: PeyÂgamber (sav)'dan şöyle dediÄŸi rivayet edilmiÅŸtin "Ceninin kesimi, annesinin kesimidir. Tüyleri bitmiÅŸ olsun veya bitmemiÅŸ olsun"[58] Åžu kadar var ki bu, zayıf bir hadistir. Mâlikin mezhebi, konu ile ilgili görüşlerin sahih olanıdır. İslam diyarının çeÅŸitli bölgelerindeki Fukahâ genel olarak bu görüştedir. [59]
9- Tezkiye"nin Kelime Anlamları:
Yüce Allah'ın: "Kestikleriniz... " anlamındaki kelimenin mastarını teÅŸkil eden,'in sözlükteki asıl anlamı, tamam olmak demektir. Yaşın tamam olması anlamında da kullanılır. ise, atın bütün diÅŸlerinin çıkıp tamamlanması üzerinden bir sene geçmesi anlamındadır Bu da atın gücüÂnün kemal noktasına varmasını ifade eder. Bu fiilin mazi ve muzari ÅŸekilleÂri, ÅŸeklinde gelir. Araplar; DiÅŸleri tamamlanmış ve bunun üzerinden bir yıl geçmiÅŸ atların koÅŸusu, yarış koÅŸusudur, tabirini kullanırlar. "Zekâ" kalbin (kavrayışın) keskinliÄŸini ifade der. Åžair der ki:
"Ona karşı (düşmanlıkla) birleştikleri vakit onu üstün kılan Onun yaşının tamamlanmış olması (olgunluğu) ve zekâsıdır."
Zekâ, kavrayış hızı demektir. Bunun fiilleri ise ÅŸeklinde, mastaÂrı da-, diye gelir. ise, ateÅŸin alevinin kendisiyle artıp beslendiÄŸi ÅŸey demektir. Savaşı ve ateÅŸi kızıştırdım anlamında da: tabirÂleri kullanılır. GüneÅŸin bir ismi de'dır. Çünkü, güneÅŸ de ateÅŸ gibi yaÂkıcı bir parlaklığa sahiptir. Sabah da güneÅŸin ışıkları dolayısıyla aydınlandıÂğı için, diye anılır.
Buna göre Kestikleriniz"in anlamı, tam anlamıyla kesimine yetiÂÅŸebildiÄŸiniz, kesimini gerçekleÅŸtirebildiÄŸiniz demektir. Bu tabirin boÄŸazlaÂnan hayvan için kullanılması ise, hoÅŸ kokulu olmak, iyi ve güzel olmak, lezÂzetli olmak anlamlarından alınmadır. Mesela, HoÅŸ koku tabiri kullanılır. Hayvanın da kanı akıtılması suretiyle hoÅŸ ve temte kılınmış olur. Çünkü, bunun sonucunda çabucak kurutulabihr. Muhammed b. Ali tr.anhu-ma) yoluyla gelen rivayette ise: Yerin temizlenmesi onun ku-rumasıdır" dediÄŸi nakledilmektedir. Bununla, yerin necasetten temizlenmeÂsini kastetmektedir. O halde hayvanın kesimi onun için bir temizlemedir. Ve onun, yenilmesinin mubah kılınması için bir yoldur. (Muhammed b, Ali) necislikten sonra yerin kurumasını, yerin temizlenmesi olarak ve orada namaz kılınmasının mubah olması olarak deÄŸerlendirmiÅŸ ve bu ÅŸekildeki temizlenÂmeyi de hayvanın boÄŸazlanmak suretiyle temizlenmesi ayarında kabul etmiÅŸÂtir. Bu, (yerin bu ÅŸekilde temizleneceÄŸi) Iraklı alimlerin de görüşüdür.
Bu husus, bu ÅŸekilde olduÄŸuna göre, ÅŸunu da bil ki tezkiye, ÅŸer'î bir terim olarak kanın akıtılması ve kesilen hayvanlarda ÅŸah damarlarının kopartılmaÂsı, boÄŸazlanmak suretiyle kesilen hayvanlarda boÄŸazlanmaları (boÄŸazının keÂsilmesi) buna güç yetirilemeyenler için de herhangi bir ÅŸekilde kanının aksilmesi) buna güç yetirilemeyenjer için de herhangi bir ÅŸekilde kanının akÂmasını saÄŸlayacak ÅŸekilde yaralanmaları (el-Akr) demektir. Bununla beraber, bunun Allah İçin yapılması niyetinin ve Allah adının da anılması gerekir. İleÂride açıklanacağı üzere. [60]
10- Tezkiye (Kesim)'in Yapılacağı Âletler:
İlim adamları, hangi âlet ile tezkiyenin gerçekleÅŸeceÄŸi hususunda farklı göÂrüşlere sahiptirler, İlim adamlarının çoÄŸunluÄŸunun (cumhurun) kabul ettiÄŸi görüşe göre, konu ile ilgili mutevatiren gelen rivayetlere ve deÄŸiÅŸik bölgeÂlerin fukahasımn görüşlerine göre, diÅŸ ve kemik dışında ÅŸah damarları koÂpartıp kar» akıtan herbir ÅŸey ÅŸer'i kesim aracıdır. Kesim aracı olarak yasak kıÂlınan diÅŸ ile tırnak, yerlerinden kopartılmamış olanlardır. Çünkü, bunlarla keÂsim yapılacak olursa, o, kesim deÄŸil boÄŸmak ofur.
İbn Abbas da: İşte boÄŸmak budur, diyerek bu kanaatte olduÄŸunu belirtÂmiÅŸtir. Yerlerinden kopartılmış diÅŸ ve tırnak ise, ÅŸah damarları kopartıyor ise, lukahaya göre bunlarla kesim caiz olur
Bazıları da durum ne olursa olsun, ister yerlerinden kopartılmış ister koÂpartılmamış olsun diÅŸ, tırnak ve kemik île kesimi mekruh görmüşlerdir. BuÂnu mekruh görenler arasında İbrahim, el-Hasen ve el-Leys b. Sa'd da vardır. Bu görüş, Safirden de rivayet edilmiÅŸtir. Bunların delili ise, Rafı' b. Hadîc yoÂluyla gelen hadisi ÅŸerifin zahirinin ifadesidir. Rafi1 b. Hadîc dedi ki: Ey AlÂlah'ın Rasûlü, yarın bizler düşmanla karşılaÅŸacağız. Beraberimizde İse bıçak yoktur. -Bir rivayette: - Peki, kamış (ve benzeri aÄŸaç) kabuklarıyla kesebilir miyiz?"[61]
Malik'in Muvatta'ında Nafi'den, o, Ensar'dan bir adamdan, o da Muaz b. Sa'd'dan veya Sa'd b. Muaz'dan şöyle dediÄŸi rivayet edilmektedir: Kâ'b b. Ma-lik'e ait bir cariye, Sevr tepesinde Kâ'b'a ait koyunları güdüyordu. KoyunlarÂdan birisi rahatsızlanınca yetiÅŸip onu bir taÅŸ ile kesti. Rasûlullah (savVa bu hususta soru sorulunca şöyle buyurdu: 'Onda bir mahzur yoktur, onu yiyeÂbilirsiniz."[62]
Ebu Davud'un Mu san nef in de de (Sünen'inde) şöyle denilmektedir: Mer-ve (mermer gibi beyaz ve ucu keskinleÅŸ tiril ip sivri İLe bilen bir taÅŸ çeÅŸidi) ile asalarımızdan yardığımız parçalarla keselim mi? Hz. Peygamber şöyle buyurÂdu: "Elini çabuk tut ve kes. Kam akıtan (bir ÅŸey ile kesilip) üzerinde de AlÂlah'ın adı anılanı ye. DiÅŸ ile tırnak müstesna. Åžimdi ben sana bunları anlatayım. DiÅŸ, bir kemiktir. Tırnak ise HabeÅŸlilerin bıçağıdır. Bu hadisi Müslim de rivayet etmiÅŸtir.[63]
Said b. el-Müseyyeb'den de şöyle dediği rivayet edilmektedir: Kamış (ve benzeri sair ağaç) kabuğu, sopa kabuğu, ince ve keskin taşlar ile kesilenler helal ve temizdir.
Kamış (ve benzeri aÄŸaç) kabuÄŸu ile hem küçük baÅŸ hayvanlar kesilebilir, hem de deve boÄŸazlanabilir. Sopa kabukları ile küçükbaÅŸ hayvanları kesileÂbilir. Çünkü bu kabukların oldukça ince bir tarafı vardır İnce ve keskin taÅŸÂlar ile de küçükbaÅŸ hayvanları kesebilmekle birlikte deve türü hayvanların boÂÄŸazlanmasına imkân yoktur. Åžu kadar var ki, develere konulan hurçlara geÂçirilen kenarları sivri tahta parçalan ile deve türü hayvanlar boÄŸazlanabilir. ÇünÂkü bu harbe ve benzerleri gibidir. Ancak bunlarla kesim mümkün olmaz. [64]
11- Kesimin Keyfiyeti:
İmam Mâlik ve bir topluluk der ki: Kesim, ancak boÄŸazın, saÄŸ ve solunÂdaki ÅŸah damarların kesimi île sahih olabilir.
Åžafiî ise der ki: BoÄŸazın ve yemek borusunun koparılması ile kesim sahih olur. Ayrıca ÅŸah damarların kopartılmasına gerek yoktur. Çünkü yiyecek ve içecekler bunlardan geçer. Bunlar kesildi mi de hayatta kalmak mümkün olÂmaz. Ölümden maksat da budur.
Mâlik ve diÄŸerleri ise, ölümde etin de temizlenmesini saÄŸlayacak ÅŸekli naÂzarı itibara almışlardır. Böyle bir kesimle lıetal olan -ki o da ettir- damarlaÂrın kopartılmasıyla çıkan haram olan ÅŸeyden - ki kandır- ayrılmaktadır. Ebü Hanife'nin görüşü de budur. Rafi' b. Hadîc yoluyla gelen hadisteki: "Kanı aksÂtan" İfadesi de buna delalet etmektedir.
BaÄŸdatlılar (BaÄŸdatlı Mâliki mezhebi alimleri), Mâlik'ten dört ÅŸeyin kesiÂminin ÅŸart olduÄŸunu söylediÄŸini nakletmektedirler: BoÄŸaz, saÄŸ ve soldaki iki damar ile yemek borusu. Bu, Ebu Sevr'in de görüşüdür. (Mâlik'in) meÅŸhur olan görüşü ise, daha önce geçen görüştür, aynı zamanda o, el-Leysln de göÂrüşüdür
DiÄŸer taraftan mezhebimizin alimlerinin iki damardan birisi ile boÄŸazın keÂsilmesi halinde, bunun ÅŸer'î bir kesim olup olmadığı hususunda iki farklı göÂrüşleri vardır. [65]
12. Boyun Bölgesinde Kesimin Yeri:
İlim adamları icma ile ÅŸunu kabul etmiÅŸlerdir: EÄŸer kesim, boÄŸazda ve gırtÂlağın altında yapılmış ise, kesim tamamlanmış olur. Fakat, kesim gırtlağın üst tarafında yapılır ve gırtlak beden tarafında kalacak olursa bu, ÅŸer'î bir kesim olur mu, olmaz mı hususunda farklı iki görüş vardır;
Mâlik'ten bunun yenilmeyeceÄŸine dair rivayet gelmiÅŸtir. Aynı ÅŸekilde hayÂvanı boynun arka tarafından kesip, kesilmesi gereken yerleri de tamamlayıp, kam akıtarak gırtlağım ve iki daman kesecek olsa dahi yine yenilmez.
Åžafiî: Yenilir, demektedir.[66] Çünkü maksat hasıl olmuÅŸtur. (Mâlik'in.) bu görüşü de belli bir asla dayanmaktadır. O da ÅŸudur: Åžer'i kesimden kasıt, her ne kadar kanın akıtılması ise de onda bir çeÅŸit teabbüd vardır. Hz. PeygamÂber, (küçükbaÅŸların) boÄŸazlarını kesmiÅŸs deve ve benzerlerini de göğsün üsÂtünde, boyun kısmından boÄŸazlamış ve: "Åžer'î kesim ancak (deve dışındaki küçükbaÅŸlarda) boÄŸazda ve (devede) ise, göğsün üstünde boyun bölgesinÂde yapılır"[67] diye buyurarak kesimin yerini açıklayıp nerede yapılacağını taÂyin etmiÅŸ, bunun faydasını beyan etmek üzere de; "Kam akıtan (ÅŸey) ile keÂsilip üzerinde de Allah'ın adı anılarak kesilenden ye" diye buyurmuÅŸtur.[68]
Bu husus ihmal edilecek olursa, niyet de olmazsa, herhangi bir ÅŸart ve özel bir niteliÄŸe de riayet edilmezse, bu kesim iÅŸinden teabbüd payı ortadan kalkÂmış olur, bundan dolayı da böyle bir hayvanın eti yenilmez. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır. [69]
13- Kesim Kaç Defada Tamamlanmalıdır:
Kesimi tamamlamadan önce, elini kaldırsa ve derhal yine kesime devam edip kesimi tamamlayan kimse hakkında ilim adamlarının farklı görüşleri vardır.
Bunun yeterli olduÄŸu söylendiÄŸi gibi, yeterli olmadığı da söylenmiÅŸtin AnÂcak birincisi daha sahihtir. Çünkü o, önce hayvanı yaralamış, sonra da heÂnüz hayatta iken onu ÅŸer'î usule göre kesmiÅŸ olur. [70]
14- Kesicinin Nitelikleri:
Halinden razı olunanlar dışındakilerin kesim yapmamaları müstehabtır. BuÂnunla birlikte, müslüman veya kitap ehlinden otmak ÅŸartıyla kesmeye gücü yetip, bunu sünnete uygun veçhile gerçekleÅŸtirebilen, baliÄŸ olsun olmasın, erkek veya diÅŸi herkesin kesimi caizdir. Müslümanm kesimi, kitap ehline menÂsup kiÅŸinin kesiminden daha faziletlidir. Ancak, nüsûk (ibadet için kesilen kurbanlık ve benzeri) ise, sadece müslüman kesebilir. Nüsûk olan bîr hayÂvanı (kurbanlığı), kitap ehlinden birisinin kesmesi hususunda Farklı görüşÂler vardır. Mezheb (imiz) den anlaşılana göre bu, caiz deÄŸildir. Fakat, EÅŸheb bunu caiz kabul etmektedir. [71]
15- Yabanileşen Evcil Hayvanların Kesimi:
Aslen evcil olup da yabanileşen bir hayvanın kesimi, ancak evcil hayvan gibi kesilirse caiz olur. Bu, İmam Mâlik'in, mezhebine mensup fukahânın, Rabia ve el-Leys b. Sa'd'ın görüşüne göre böyledir.
Kuyuya düşen bir hayvanın durumu da budur. Ancak boÄŸazında veya göğÂsünden yukarı boÄŸazlama yerinde kesim sünnetine uygun olarak kesilirse yeÂnilmesi helal olur.
Bu iki meselede, Medineli kimi ilim adamı ile bunların dışında kalanlar muÂhalefet etmiÅŸlerdir. Ancak, konu ile ilgili olarak Rafi' b. Hadîc'in hadisi varÂdır ki, daha önceden geçmiÅŸ bulunmaktadır Hz. Peygamber'in: "Tırnak da Ha-beÅŸlilerin bıçağıdır" diye buyurduktan sonra hadisin devamı şöyledir: Biz, basÂkın sonucu bir takım deve ve koyunları ele geçirdik. Onlardan bir deve kaÂçıp kurtuldu. Adamın birisi de ona bir ok attı ve onun kaçışını önledi, "Rasû-lullah (sav) şöyle buyurdu: "Şüphesiz bu develerin, tıpkı yabani hayvanlar gibi yabanileÅŸmeleri ve ürküp kaçışmaları vardır. Bunlardan herhangi birisi eÄŸer elinizden kurtulacak olursa, ona böylece yapınız. -Bir rivayette de:- Onu yiyiniz" diye buyurmuÅŸtur. [72]
Ebu Hanife ve Åžafiî de bu görüştedir. Åžafiî der ki: Peygamber (sav)1 in böyÂle bir davranışı tavsiye etmesi, bunun bir kesim olduÄŸunun delilidir. Åžaftı ayÂrıca, Ebu Dâvud ile Tirmizî'nin Ebu'l-UÅŸera'dan, Onun, babasından yaptığı
ÅŸu rivayeti de delil göstermektedir. Babası dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, kesim ancak boÄŸaz ve göğsün üstünde ve boyun bölgesinde olur deÄŸil mi? diye sorÂdu, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Sen, o hayvanın baldırında dahi yara açaÂcak olursan, bu bile sana yeter" Yezid b. Harun dedi ki: Bu hadis sahih bir hadistir. Ahmed b. Hanbel'i bile hayrete düşürmüş ve o bunu Ebu Dâ-vud'dan rivayet etmiÅŸ, huzuruna giren hadis hafızlarına da bunu yazmasını iÅŸaret etmiÅŸtir. Ebu Dâvud der ki: Böyle bir ÅŸey ancak, yukarıdan aÅŸağıya düÂÅŸen ile> ürküp kaçan (yabanileÅŸen) hayvan hakkında uygundur.[73]
İbn Habib ise bu hadisi, aÅŸağıya doÄŸru düşüp yuvarlanan ve ancak kesim yeri dışında ona yaralayıcı darbe vurulmak suretiyle kesilebilen hayvanlar hakÂkındadır, diye yorumlamıştır. Bu ise, Mâlik'ten ve arkadaÅŸlarından tek başıÂna naklettiÄŸi bir görüştür.
Ebu Ömer der ki: Åžafiî'nin görüşü ilim ehlinin abasında daha bir yaygın ve güçlüdür. Yabani hayvan ne ÅŸekilde yenilebilir hale geliyor ise, böyle bir hayÂvanın da o ÅŸekilde yenilebileceÄŸini belirtmiÅŸtir. Buna gerekçe ise, Rafı1 b. Ha-dîc'in rivayet ettiÄŸi hadistir. Aynı zamanda buf İbn Abbas ve İbn Mes'ud'un da görüşüdür. Kıyas bakımından {bu görüşün doÄŸruluÄŸuna) gelince: YabaÂni hayvana güç yetirilecek olursa, o da ancak evcil hayvanın helâl olabileÂceÄŸi ÅŸekilde kesilmesi halinde helâl olur. Çünkü bu yabani hayvan, (.evcil hayÂvanın kesimi gibi") kesilebilecek hale gelmiÅŸtir. Buna göre kıyasen, evcil bîr hayvan yabanileÅŸecek, yahut kendisim koruma ve kollama bakımından ya-banileÅŸmiÅŸ gibi bir hale gelecek olur ise, yabani hayvanın helâl olduÄŸu keÂsim ÅŸekli ile helâl olması gerekir.[74]
Derim ki: İlim adamlarımız, Raf i' b, Hadic'in hadisi ile ilgili olarak ÅŸu sözÂleriyle cevap vermektedirler: Peygamber (sav)'ın böyle bir fiile müsaade etÂmesi, onun hayvanın kaçışını önlemesiyle ilgilidir. Onun kesim ÅŸekliyle ilgiÂli deÄŸildir. Hadisin muktezası da budur, zahiri de bunu ifade eder. Çünkü haÂdiste: "Böylece onun kaçışını önledi" denilmekte, okun o hayvanı öldürdüÂğü ifade edilmemektedir. Aynı ÅŸekilde, bu gibi hayvanlara çoÄŸu hallerde ÅŸer'î usule uygun olarak kesime güç yetirilebilir. Dolayısıyla bunların nadir olaÂnına riayet edilmez. Bu gibi ÅŸeyler av hususunda geçerlidir. Hadis-i ÅŸerifteÂki ifade, atılan okun o hayvanın kaçışını önlediÄŸi açıkça ifade edilmiÅŸtir. Bu hayvan, engellendikten sonra artık sert usule göre kesilebilir hale gelmiÅŸ olur. Dolayısıyla ancak, kesim ya da boÄŸazlama ile helâl olur. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır. Ebu'l-UÅŸerâ yoluyla gelen hadise gelince, Tirmizî onun hakÂkında şöyle demiÅŸtir: Bu, garip bir hadîstir. Biz bunu ancak Hammad b. Seleme yoluyla biliyoruz. Ebu'l-UÅŸerâ'mn babası yoluyla bundan baÅŸka rivayet ettiÄŸi bir hadisini de bilmiyoruz Ebu'l-UÅŸerâ'nın adının ne olduÄŸu hususunÂda (ilim adamları) ihtilaf etmiÅŸlerdir. Kimisi adının Usame b, Kıhtım'dır derÂken, kimisi de adı, Yesar b. Berz -Belz de denilir- olduÄŸunu söylemektedir. BaÅŸkaları da adının Utarid olduÄŸu ve dedesine nisbet edildiÄŸim söylemiÅŸlerÂdir.[75]
O halde bu, senedinde meçhul bir ravî bulunan bir hadistir ve bu hadis delil olmaya elveriÅŸli deÄŸildir, Yezİd b. Harun'un dediÄŸi gibi, hadisin sahih olduÄŸu kabul edilse dahi yine bu hadiste delil olacak bir taraf yoktur. ÇünÂkü hadisin muktezasi, kesime güç yetirilen ve yetirilmeyen hayvanların tüÂmü hakkında ve hangi organda olursa olsun ÅŸer'î kesimin caiz olmasını geÂrektirmektedir. Bu hadisin, kesime güç yetirilenler ile ilgili olduÄŸunu kimse söyleyemez. Hadisin zahiri kati olarak murad edilmiÅŸ-deÄŸildir. Ebu Dâvud ile İbn Habib'in bunu te'villeri ise ittifakla kabul edilmiÅŸ deÄŸildir. O halde bu haÂdiste delil olacak bir taraf yoktur DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Ebu Ömer (İbn Abdi'l-Berr) der ki: Malik'in delili de ÅŸudur: Fukaha icma ile ÅŸunu kabul eden EÄŸer, evcil olan bir hayvan kaçıp ürkmüyoı ise ancak, kesimine güç yetirilebilen gibi kesilmelidir. Bundan sonra ise (ilim adamlaÂrı) ihtilaf etmiÅŸlerdir. O halde onlar ittifak etmedikleri sürece bu hayvanın keÂsimi de asıl kesimi neyse Öyle olur. Ancak bu hususta delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü, ilim adamları, kesimine güç yetirilenin durumu hakkında icÂma etmiglerdir. Burada mevzubahis olan ise, kesimine güç yetirilemeyen (ürÂküp kaçmış, yaban i leÅŸ miÅŸ) hayvandır. [76]
16- Kesilecek Hayvana Güzel Davranmak:
Peygamber (sav)'ın ÅŸu buyruÄŸu, konunun tamamlayıcı bir unsurudur: "Muhakkak Allah, ihsanı (iyilik ve güzelliÄŸi) herÅŸeye yazmıştır. O bakımdan, öldürdüğünüz zaman öldürmenizi güze UeÅŸ tir iniz. KestiÄŸiniz zaman kesimiÂnizi güzelleÅŸtiriniz. Sizden (kesim yapacak) herhangi bir kimse bıçağını iyiÂce bilesin ve keseceÄŸi hayvanı rahatlatsın." Bu hadîsi Müslim, Åžeddad b. Evs'den rivayet etmiÅŸtir Åžeddad dedi ki: İki husus vardır ki, ben bunları Ra-sûlullah (sav)'dan belledim. Rasûlullah şöyle buyurdu: Muhakkak Allah, ihÂsanı her ÅŸeye yazdı..." deyip hadisi zikretti. [77]
İlim adamlarımız der ki: Dört ayaklı davarları kesimde ihsan, onlara güÂzel ve yumuÅŸak davranmaktır. Hayvanı ÅŸiddetle yere yıkmamalıdır. Bir yerÂden bîr yere çekerek sürüklememelidir. Bıçağını bilemeli ve Allah'a yakınÂlaÅŸmak ile Allah'ın adıyla onu mubah kılmak niyetini taşımalı, hayvanı kıbÂleye döndürmeli ve iÅŸini çabucak bitirmeli, iki ÅŸalı damarını ve gırtlağını kes-meli, hayvanı rahatlatıp soÄŸuyuncaya kadar terk etmeli. Allah'ın bu lütfunu itiraf edip bu nimetine şükretmelidir. Allah dilemiÅŸ olsaydı emrimize verdiÂÄŸi bu hayvanlan bize musallat kılabileceÄŸini, yine bize mubah kıldığı bu hayÂvanları dilemiÅŸ olsaydı bunları bize haram kılabileceÄŸini düşünerek Onun lütÂfunu itiraf edip nimetine şükretmelidir. Rabia dedi ki: Yine bir hayvanı, bir diÄŸerinin gözü Önünde kesmemek de kesimi güzel yapmanın kapsamına giÂrer. Mâlik'den bunun caiz olduÄŸu nakledilmiÅŸ ise de birincisi daha uygundur.
Öldürmenin güzel yapılmasına gelince; bu, gerek hayvan kesiminde, geÂrek kısasta, gerek hadlerin uygulanmasında ve gerekse diÄŸer hallerde. HepÂsinde umumi bir buyruktur. Ebu Dâvud, İbn Abbas ile Ebu Hureyre'den şöyÂle dediklerini rivayet etmektedir: Rasûlullah (sav) ÅŸeytan kesimini, yasaklaÂdı. İbn İsa hadisinde ÅŸunu da eklemektedir: "Åžeytan kesimit boÄŸazlanırken derisi kesilip ÅŸah damarları koparılmaksızın ölünceye kadar böylece terk ediÂlendir.[78]
17- Dikili Taşlar Üzerinde Kesilenler:
Yüce Allah'ın: "Dikili taÅŸlar üzerinde (onlar adına) boÄŸazlananlar..." buyÂruÄŸu ile îgili olarak İbn Faris şöyle demektedir: af... Dikili taÅŸlar," diÂkine kondurulup, kendisine ibadet olunan ve kesilen hayvanların kanlarının üzerine boÅŸaltıldığı bir taÅŸtır.
Buna aynı zamanda da denilir ise, kuyunun aÄŸzı etrafınÂda destek olmak üzere dikilen taÅŸlardır. Yukarı doÄŸru yükselen toz bulutuÂna da denilir. 'ın (dikili taÅŸlar anlamında) çoÄŸul olduÄŸu, tekilinin ise ÅŸeklinde olduÄŸu ve bu bakımdan EÅŸek, eÅŸekler kelimesine benzediÄŸi de söylenmiÅŸtir. Bununla birlikte âyet-i kerimeÂde geçen ÅŸeklinin tekil olup, çoÄŸulunun ise ÅŸeklinde geldiÄŸi de söylenmiÅŸtir. Bu dikili taÅŸlar üçyüz altmış tane idî.
Bu kelimeyi Talha, "sad" harfini sakin olarak; diye okumuÅŸtur. İbn Ömer'den ise bu kelimeyi, "nun" harfini üstün, "sad* harfini de sakin olarak; diye okuduÄŸu da rivayet edilmiÅŸtir. el-Cahderî ise bu kelimeyi isim ÅŸeklinde DaÄŸ ve deve kelimeleri gibi tekil bir isim olarak okumuÅŸtur. ÇoÄŸulu ise ÅŸeklinde; Develer, daÄŸlar ÅŸeklinÂde gelir.
Mücahid der ki: Dikili taÅŸlar, Mekke etrafında üzerlerinde hayvan kestikÂleri taÅŸlardı, İbn Cüreyc der ki: Araplar Mekke'de davarlarını keser "ve kanÂlarını evin ön tarafına doÄŸru sıçratırlar di. Eti parçalar ve bu taÅŸlar üzerine bıÂrakırlardı. İslam gelince müslümanlar Peygamber (sav)'a şöyle dediler: Bu giÂbi davranışlarla Beyti ta'zim etmeye biz daha bir layıkız. Peygamber (sav) buÂnu sanki mekruh görmedi. Bunun üzerine yüce Allah da: "Onların (kurban ların) etleri ve kanlan Allah'a ulaÅŸmaz..." (el-Hac, 22/37) buyruÄŸunu indirÂdiÄŸi gibi: "Dikili taÅŸlar üzerinde boÄŸazlananlar..." buyruÄŸu da na2il oldu. Yani: EÄŸer bunlarda niyyet, o dikili taÅŸlan ta'zim ise... Yoksa o taÅŸlar üzerinÂde kesmek caiz deÄŸildir, anlamında deÄŸildir. el-A'şâ der ki:
"Sakin aen o dikili taştan olana asla ibadet ötme!
Afiyette olmak için sen yalnız Rabbin olan Allah'a ibadet et."
Âyet-i kerimedeki Üzerinde edatının "lâm" anlamında olduÄŸu da söyÂlenmiÅŸtir. Yani, dikili taÅŸlar için boÄŸazlananlar... anlamında olur. Kutrub deÂdi ki: İbn Zeyd dedi ki: Dikili taÅŸlar üzerine kesilenler ile Allah'tan baÅŸkasıÂnın adı anılarak kesilenler aynı ÅŸeylerdir. İbn Atiyye der ki: Dikili taÅŸlar üzeÂrinde kesilenler, Allah'tan baÅŸkasının adı anılarak kesilenlerin bir bölümüdür. Fakat, Allah'tan baÅŸkasının adına kesilenler, tür olarak zikredildikten sonra özellikle bunların anılması ise, bu iÅŸin şöhret bulmuÅŸ olması, kesildikleri yeÂrin ÅŸerefi ve insanların böyle bir iÅŸi ta"zim etmeleridir. [79]
18- Fal Okları Ve Onun Hükmündeki Sair Davranışlar:
Yüce Allah'ın: "Fal o ki arıyla kısmet aramanız..." buyruÄŸu da kendisinÂden önceki buyruklara atfedilmiÅŸtir, ref mahallindedir. Yani, size bu ÅŸeÂkilde kısmet aramanız da haram kılınmıştır.
Fal okları (el-Eziâm) denilen ÅŸeyler ise, kumar için kullanılan Özel oklarÂdır. Bunun tekili (pJjj pAi) ÅŸeklinde gelir. Åžair der ki:
"Fal okları gibi bir delikanlı onların sıkıntılarını çekti gece boyunca."
Bir diğeri de bunu çoğul olarak kullanarak şöyle demiştir;
"Eğer Cezimeliler ileri gelenlerini öldürecek olursa Onların kadınları fal oklarını vururlar (çekerler)."
Muhammed b. Cerir'in naklettiÄŸine göre, İbn Veki' kendilerine babasından, o, Åžureyk'ten, o, Ebu Husayn'den o, Said b. Cübeyrden naklederek dedi ki: Fal okları (el-Ezlam), açtıkları beyaz çakıl taÅŸlan idi. Muhammed b. Cerir deÂdi kî: Bize Süfyan b. Veki' dedi ki: Bunlar satranç diye bilinen taÅŸlardır.
Lebid'in:
"Ayakları toprak üzerinden kayardı."
Şeklindeki ifadelerine gelince; bu şiiri açıklayanlar der ki: Lebid burada, ezlâm ite yaban öküzünün tırnaklarını kastetmektedir.
Arapların Ezlâm'ı ise üç türlü idi:
Bunlardan bir tür, herkesin kendisi adına edindiÄŸi üç oktu. Bunlardan biÂrincisinin üzeride yap, ikincisinin üzerinde yapma yazılı idL Üçüncüsünde ise hiçbir yazı yoktu, O bu oklarını beraberinde taşıdığı bir torbaya koyarÂdı, Herhangi bir iÅŸi yapmak istedi mi, elini torbaya daldırır -ki, oklar birbiÂrine benzerlerdi- bu oklardan birisi çıktı mır çıkan oka göre o iÅŸi yapar veÂya yapmazdı. Åžayet üzerinde hiçbir yazı bulunmayan oku çekecek olursa, tekÂrar okunu çekerdi. İşte Peygamber (sav) ile Hz, Ebu Bekir hicret ettikleri sıÂrada onları takibe koyulan Süraka b. Mâlik b. Cu'ÅŸum'un çektiÄŸi fal okları bunÂlardır.
Bu fiile "istiksûm: kısmet aramak" denilmesinin sebebi, bu fal oklarını çekÂmek suretiyle rızık ve istedikleri kısmeti aramak istemelerinden dolayıdır. NiÂtekim yaÄŸmur dilemek için yapılan duaya "istiskâ" denildiÄŸi gibi. Yüce Al-İah'ınlıaram kıldığı bu İşin bir benzeri de müneccimlerin ("yıldız falcılarının) söyledikleri: Åžu yıldızın doÄŸuÅŸu dolayısıyla çıkma, fakat ÅŸu yıldızın doÄŸuÅŸu dolayısıyla çtk demeleri de bu kabildendir. Nitekim yüce Allah; "Vfe hiçbir kimÂse yarın ne kazanacağını bilemez" (Lukmân, 31/34) diye buyurmuÅŸtur. İleÂride buna dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle yeterince gelecektir.
İkinci tür ise, Kabe'nin İçinde Hubel'in yanında bulunan yedi tane ok idi. Bunların üzerinde insanlar arasında meydana gelen çeşitli olaylar yazılı idi.
Bu okun lıer birisi üzerinde bir yazı vardı. Bunlardan birisi üzerinde diyet ile ilgili hususlarda "diyet1' yazılı idi. Bir diÄŸerinde "sizdendir", bir baÅŸkasında "sizden baÅŸkalarmdandır", bir diÄŸerinde ise "ne sizin İranızda nesebi vardır, ne de antlaÅŸması vardır" anlamında (mulsak) ifadesi yazılı idi. DiÄŸerlerinde ise sulara dair hükümler ve baÅŸka ÅŸeyler yazılı bulunurdu. İşte Abdulmutta-lib'in çocukları arasında çektiÄŸi kur'a bü kabildendi. O, çocukları on kiÅŸi olÂdukları takdirde birisini kesmeyi adamıştı. Buna dair meÅŸhur haberi İbn İs-hâk zikretmiÅŸtir Yine bu yedi ok, aynı ÅŸekilde Kabe'de Hubel'in yanında olÂduÄŸu ÅŸekilde her bir arap kâhini ve hakimi yanında da bulunurdu.
Üçüncü türe gelince, sayıları on tane olan kumar oklarıydı. Bunlardan yeÂdisinin üzerinde çizgiler bulunurdu. Üç tanesi ise boÅŸtu. Bu oklan kumar oyÂnamak, oyalanmak ve oyun olsun diye çekerlerdi. Aralarında aklı başında olanlar, kışın soÄŸukların arttığı ve iÅŸ yapıp meslek icra etme imkânı bulunÂmadığı zamanlarda yoksul ve hiçbir ÅŸey bulamayanlarına (bu yolla) yemek yedirme maksadını güderlerdi.
Mücahid der ki; Ezlâm denilen ÅŸey Farslann ve Bizanslıların kumar oynaÂdıkları zarlardır. Süfyan ile Vekî ise, Ezlâm'dan kasıt satrançtır derler. Bütün bunlarla kısmet aramanın hepsi, açıklamış olduÄŸumuz gibi, kısmet ve pay araÂyışıdır. Bu da malın batıl yollarla yeniliÅŸ ÅŸekillerindendir ve haramdır. İster güvercin, ister zar, ister satranç, İsterse de bu oyunların dışında herhangi bir oyun ile oynanan her türlü kumar, yine Ezlâm hükmünde bir kısmet aramaÂdır ve hepsi haramdır. Ve bunlar da bir çeÅŸit kâhinliÄŸe soyunmak ve gaybı bilmek iddiasına kalkışmaya benzer.
İbn Huveyzimendâd der ki: İşte bundan dolayıdır ki, bizim mezheb alimÂlerimiz, müneccimlerin (yıldız falcılarının) beraberlerinde bulunan oklar île bunlara benzer fal açtıktan parçalar ile, yollarda yaptıkları iÅŸleri yasaklamışÂlardır.
el-Kiya et-Taberî de der ki: Allah'ın gaybı ilgilendiren hususlarla alakalı olaÂrak bunları yasaklaşıyının sebebi, hiçbir kimsenin yarın kendisine ne isabet edeceÄŸini bilememesidir. Bu fal oklarının gaybî ÅŸeyleri öğretmekte herhanÂgi bir etkisi olamaz. Ancak cahillerden kimisi, köleler arasından azad edileÂcek kimseyi tesbit etmek üzere kur'a çekmek hususunda Åžafiî'nin kanaatinin reddedileceÄŸi sonucunu çıkartmıştır. Halbuki bu cahil kiÅŸi bilmez kif Åžafiî'nin söylediÄŸi, konu ile ilgili sahih haberlere bina edilmiÅŸtir. Ve bu, yasak kılınÂmış bulunan ve bundan dolayı da itiraz olunan fal oklarıyla kısmet arama ÅŸeÂkillerinden deÄŸildir. Çünkü köle azad etmek ÅŸer'î bir hükümdür. Åžeriatın daÂvayı ve düşmanlıklan sona erdirmek, yahut uygun gördüğü herhangi bir masÂlahat dolayısıyla azad edilme hükmünü tesbit etmek için kur'a'nın çıkışını bir alamet olarak tesbit etmesi caizdir. Böyle bir ÅŸey ise herhangi bir kimsenin kalkıp: Åžunu yapacak olursan, yahut ÅŸunu diyecek olursan bu, gelecekte ÅŸu iÅŸlerden herhangi bir iÅŸe seni götürür demesine eÅŸit olamaz. Fal oklarının çıkışının, meydana gelecek herhangi bir iÅŸ için bilgi sebebi kabul edilmesi caiz deÄŸildir. Ancak, kur'a'nın, kafi olarak kimin azad edileceÄŸini tesbit ediÂliÅŸine dair bir alâmet olarak kabul edilmesi caizdir. Böylelikle her iki husus arasındaki fark açıkça ortaya çıkmaktadır. [80]
19- Îyiye Yormak (Tefe'ül):
İyiye yormak istemek bu kabilden deÄŸildir. Nitekim Peygamber (sav) Ey RaÅŸid ve Ey Necih (ey1 doÄŸru yolda olan, ey baÅŸarılı olan gibi) isimleri iÅŸitÂmekten hoÅŸlanırdı. Bunu Tirmizî rivayet etmiÅŸ olupf sahih ve garib bir lıadis-tirj demiÅŸtir.[81] Hz. Peygamberin bu ÅŸekilde hayra yorulacak ÅŸeylerden hoÅŸÂlanması m n sebebi ise, hayra yormakla insan nefsiüin rahatlaması, İhtiyacın karşılanıp arzulanan ÅŸeyin elde edileceÄŸi müjdesi ile sevinmesi dolayısıyla-dır. Bunun sonucunda kiÅŸi, yüce Allah'tan gelecekler hakkında güzel zan besÂler. Yüce Allah da (kudsî hadiste): "Ben, kulumun benim hakkımda zannetÂtiÄŸi gibi tecelli ederim"[82]diye buyurmuÅŸtur. DiÄŸer taraftan Hz. Peygamber, herhangi bir ÅŸeyi uÄŸursuz saymaktan hoÅŸlanmazdı. Çünkü bu, müşriklerin uyÂgulamaları arasında idi. Ve ayrıca kötüye yormak, yüce Allah hakkında köÂtü zan beslemeye sebeptir.
el-Hattabi der ki: İyiye yormak ile uÄŸursuz saymak arasındaki fark ÅŸudur: İyiye yormak, yüce Allah On takdiri) hakkında güzel zan beslemek kabilin-dendir. UÄŸursuz saymak ise, O'ndan baÅŸka herhangi bir ÅŸeye tevekkül edip güvenmek kabil indendir. el-Esmaî der ki: Ben, İbn Avn'a tefe'ül (iyiye yor-mak)'ın mahiyeti hakkında soru sordum, o da bana şöyle dedi: İyiye yormak, kiÅŸinin hasta iken ey salim, (.saÄŸlıklı) diye bir söz iÅŸitmesi, yahut da kaybetÂtiÄŸi bir ÅŸeyi ararken ey vacid (ey aradığını bulan) dîye seslenildiÄŸini iÅŸitme-sidir. İşte Tirmizî'nin rivayet ettiÄŸi hadisin anlamı da budur. Müslim'in Sahi-h'lnde Ebu Hureyre'den şöyle dediÄŸi rivayet edilmektedir: Ben, Peygamber (sav)'ı şöyle buyururken dinledim: "UÄŸursuzluÄŸa kapılmak diye bir ÅŸey yokÂtur. Bunun en hayırlısı ise te'l (tefe'ül) hayra yormaktır." Ey Allah'ın Rasûlü fe'l dediÄŸin ÅŸey nedir, diye sorulunca, o da şöyle dedi: "Sizden herhangi biÂrinizin iÅŸittiÄŸi güzel sözdür." [83]
İleride yüce Allah'ın izniyle bu şekilde uğursuz saymanın anlamına dair açıklamalar gelecektir.
Ebu'd-Derdâ (r.a)'dan şöyle dediÄŸi rivayet edilmektedir: îlim ilim öğrenÂmekle elde edilir Hilim (tahammülkârlık) ise, kiÅŸinin kendisini tahammülkârlığa zorlamasıyla elde edilir. Kim hayrı arayıp bulmak isterse, araÅŸtınrsa o haÂyır ona verilir. Kim serden sakınmak isterse, o kötülükten korunur Fakat üç kiÅŸi vardır ki3 bunlar yüksek derecelere asla ulaÅŸamazlar: Kâhinlik yapmaya kalkışan, fal oklarıyla kısmet arayan, yahut da uÄŸursuz sayarak baÅŸladığı bir yolculuÄŸundan geri dönen. [84]
20- Fısk'ın Mahiyeti:
Yüce Allah'ın: "Bütün bunlar AÅŸktır'' buyruÄŸu ile, fal oklanyla kısmet araÂmaya iÅŸaret edilmektedir. Fısk ise, doÄŸru yoldarrçıkış anlamındadır. Buna daÂir açıklamalar daha önceden (el-Bakara, 2/27- ayetin tefsirinde) geçmiÅŸ buÂlunmaktadır.
Burada iÅŸaretin, sözü geçen bütün bu haram kılınan ÅŸeyleri helâl kabul etÂmeye raci olduÄŸu da söylenmiÅŸtir. (Meal buna göre yapılmıştır). Bunların her-birisi bir fısktır. helâl sınırından çıkıp haram sınırına bir geçiÅŸtir Bu haramÂlardan uzak durmak, akidleri yerine getirmek kapsamı içerisinde yer alır. ÇünÂkü yüce Allah (sûrenin baÅŸ tarafında): "Akidleri yerine getirin" diye buyurÂmuÅŸtur. [85]
21-Ümit Kesen Kâfirler Ve Onlardan Korkmama Gereği:
Yüce Allah'ın: "Bugün kâfirler dininizden ümidterini kestiler" yani, siÂzin tekrar kâfirler olarak dinlerine gerisin geri döneceÄŸinizden yana ümitleÂrini kestiler.
ed-Dahhâk der ki: Bu âyet-i kerime Mekke'nin fethedildiÄŸi sırada nazil olÂmuÅŸtur. Rasûkillah (sav) hicretin dokuzuncu yılı, Ramazanın bitimine sekiz gün kala Mekke'yi fethetmiÅŸ ve Mekke'ye girdikten sonra Rasûhıllah (sav)'ın münadisi şöyle seslenmiÅŸti: "Åžunu bilin kî, Lâilahe ilallah diyen güvenlik alÂtındadır. Silahını bırakan güvenlik altındadır, kapısını kapatan güvenlik alÂtı naadır."
Ümitlerini kestiler" ifadesi, iki türlü kullanılabilir. Birincisi; şeklinde, ikincisi; şeklinde gelir. Bu açıklamayı en-Nadr b. Şumeyl yapmıştır.
"Artık onlardan korkmayın. Benden korkun." Yani, onlardan değil de asıl Benden korkun, Çünkü sizi zafere erdirmeye güç yetiren gerçekten Benim. [86]
22. Kemale Erdirilen Din;
Yüce Allah'ın: "Bugün sizin İçin dininizi kemale erdlrdiiu" buyruÄŸu ile ÅŸuna iÅŸaret edilmekledir: Peygamber (sav) Mekke'de bulunduÄŸu sırada, yalÂnızca namaz farizası vardı.
Medine'ye hicret ettikten sonra yüce Allah, Hz. Peygamber haccedene kaÂdar helâl ve harama dair hükümlerini indirdi. Hz. Peygamber haccedip din kemale erince, ÅŸu: "Bugün sizin İçin dininizi kemale erdirelim" âyetini -ileÂride açıklayacağımız üzre- indirdi. Hadis imamları Târik b. Åžihab (ez-Züh-rî)"den şöyle dediÄŸini rivayet ederler: Yahudilerden bir adam, Ömer (r.a)'ın yanına gelerek şöyle dedi; Ey müminlerin emiri, Kitabınızda okuduÄŸunuz bir ayeti kerime vardır, eÄŸer o âyet biz yahudiler topluluÄŸu üzerine indirilmiÅŸ olÂsaydı, o âyetin indiÄŸi günü bayram edinirdik- Hz, Ömer: Bu hangi âyettir diÂye sorunca, yahu d i: "Bugün sizin İçin dininizi kemale erdirdim. ÜzerinizÂdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Eslamı beÄŸenip seçtim" ayetidir. Hz, Ömer şöyle dedi: Şüphe yok ki ben, bu âyeui kerimenin indiÂrildiÄŸi günü de, indirildiÄŸi yeri de çok iyi biliyorum. Bu âyet-i kerime Rasû-luüalı (savVa Cuma günü Arefe'de nazil olmuÅŸtur. Müslim'in lafzı bu ÅŸekilÂdedir,[87] Nesaîde ise "Cuma akÅŸamı" ifadesi vardır.[88]
Bu âyeti kerimenin Hacc-ı Ekber günü nazil olup» Rasûlullah (sav)'ın bu âyeti okuduÄŸu, bunun üzerine de Hz. Ömer'in aÄŸladığı rivayet edilmiÅŸtir. RaÂsûlullah (sav) ona: "Ne diye aÄŸlıyorsun?" diye sorunca, Hz. Ömer ÅŸu cevabı verdi: Beni aÄŸlatan ÅŸu ki biz, dinimiz bakımından bir artış içerisinde bulunuÂyorduk. Bu dîn artık kemale erdiÄŸine göre, ne kadar kemal bulmuÅŸ bir ÅŸey varsa mutlaka eksilmeye koyulur (iÅŸte bunun için aÄŸlıyorum). Bunun üzeriÂne Peygamber (sav) ona: "DoÄŸru söyledin" [89] dedi.
Mücahid bu âyet-i kerimenin, Mekke'nin fethedildiÄŸi günü nazil olduÄŸuÂnu rivayet etmektedir.
Derim ki: Birinci görüş daha sahihtir. Bu âyet-i kerime, Cuma günü nazil olmuÅŸtur. Nazil olduÄŸu gün ise, Rasûlullah (sav) Arefe'de, el-Adbâ diye anıÂlan devesi üzerinde bulunuyor ikent hicretin onuncu yılında, Veda Haccında Arefe günü ikindiden sonra nazil olmuÅŸtur. Bu buyruk nazil olduÄŸu sıraÂda, buyruÄŸun ağırlığından dolayı devenin bacakları neredeyse çatlayacaktı. O bakımdan dayanamayıp çöktü.
Teum: gün" tabiri, günün bir parçası hakkında da kullanılabilir. Nitekim ayın bir bölümü hakkında da ay tabirinin kullanıldığı gibi. Biz, ÅŸu iÅŸi ÅŸu ÅŸu ayda» ÅŸu ÅŸu senede yaptık, denilir. BilindiÄŸi gibi yapılan o iÅŸ, ayın ya da seÂnenin tümünü kapsamaz. Bu da gerek arapların dilinde, gerek arap olmayanÂların dilinde bu ÅŸekilde kullanılır.
Din: Bizim için teÅŸri buyurduÄŸu ÅŸer'î hükümler ile, bizim için öngördüğü yasalardır. Bu ÅŸer'î hükümler bölüm bölüm nazil olmuÅŸtur. Bundan en son nazil olan da bu âyet-i kerimedir. Bundan sonra hüküm ifade eden bir buyÂruk nazil olmamıştır.
Bu görüş, îbn Abbas ve es-Süddî'ye aittir. Cumhur ise der ki: Bundan kaÂsıt, farz, helâl ve harama dair hükümlerin büyük çoÄŸunluÄŸudur. Derler ki: Bundan sonra Kur'ân'ın pek çok bölümü nazil olmuÅŸtur, ayrıca Rİba âyeti de nazil olduÄŸu gibi, Kelâle âyeti ve buna benzer daha baÅŸka âyetler de inmiÅŸÂtir. Bu âyetin nüzulü sırasında kemale eren dinin büyük bir bölümü ile hacca dair hususlardır. Zira, bu senede mü'minlerle birlikte herhangi bir müşÂrik Beytullah'ı tavaf etmediÄŸi gibi, çıplak bir kimse de Beytullah'ı tavaf etÂmedi. Ve bütün insanlar da Arefe'de vakfe yaptı.
"Bugün »izin için dininizi kemale erdirdim" buyruÄŸunun düşmanlarınıÂzı helak ettim, dininizi diÄŸer bütün dinlere üstün kıldım, anlamında olduÄŸu da söylenmiÅŸtir. Bir kimseye düşmanına karşı yardım olunup, düşmanının za-ran önlenecek olursa "istediÄŸimiz bizim için tamamlanmış oldu" der. [90]
23- Tamamlanan İlâhî Nimet:
Üzerinizdeki nimetimi tamamladım." Åžer'î hükümleri, ahkâmı tamamÂlamakla size vadettiÄŸim ÅŸekilde İslâm dinini üstün kılmakla bunu gerçekleÅŸÂtirdim, demektir. Zira, Ben daha önce sizlere: "Tâ ki, size olan nimetimi taÂmamlayayım..." (el-Bakara, 2/150) diye buyurmuÅŸtum. Bu ise, güvenlik içerisinde huzur ile Mekke'ye girmek ve buna benzer bu Hanif dinin ihtiva ettiÄŸi yüce AUah'ın rahmeti ile cennete girmeye kadar diÄŸer bütün hususlaÂrı kapsamaktadır. [91]
24- Bu Âyetin Nüzulünden Önce Din Eksik Miydi? Ve Bundan Önce Vefat Edenlerin Durumu:
Birisi şöyle diyebilir: Yüce Allah'ın: "Bugün sizin için dininizi kemale er-dirdim" buyruÄŸu, dinin bir zamanlar kâmil olmadığının delilidir. Bu ise, daÂha Önce vefat eden Muhacir, Ensar, Bedir ve Hudeybiye'de bulunmuÅŸ, Rasû-lullah (sav)'a her iti bey"ati de yapmış, Allah için canlarını feda etmiÅŸ kimÂselerin karşı kargıya kaldıkları büyük ve türlü mihnetlere raÄŸmen, eksik bir din üzere ölmelerini; Rasûlullah (sav)'ın da bu durumda İnsanları eksik bir dine davet etmesini gerektirir. BilindiÄŸi gibi eksiklik de bir kusurdur. Allah'ın dini ise dosdoÄŸru bir dindir. Nitekim yüce Allah: "DosdoÄŸru bir dine..." (el-En'âm, 6/161.) diye buyurmaktadır.
Böyle bir şüpheye ÅŸu ÅŸekilde cevap verilebilir: Neye dayanarak her bir ekÂsikliÄŸin bir kusur olduÄŸunu söylüyorsunuz? Buna dair deliliniz nedir? AyrıÂca ÅŸunlar da söylenir: Ayın eksik olması bir kusur mudur? Yolcunun namaÂzının eksik olması o namaz için bir kusur mudur? Yüce Allah'ın: "Uzun ömürÂlü birisinin ömrünün uzatılması da ömrünün eksiltilmedi de ancak bir kiÂtaptadır" (Fâtır, 35/11) buyruÄŸunda iÅŸaret ettiÄŸi ÅŸekilde, dilediÄŸi ömrün ekÂsikliÄŸi o ömür için bir kusur mudur? Alışılmıştan daha eksik olan ay hali günÂleri, hamilelik günlerinin eksik oluÅŸu, hırsızlık, yangın veya sel baskını doÂlayısıyla sahibini fakir bırakmadığı takdirde malın eksikliÄŸi, acaba bir kusur mudur? O bakımdan senin, yüce Allah'ın ilminde t>ulunan dinin geri kalan bölümlerinin bildirilmesinden önce sert hükümler açısından dinin bölümleÂrindeki eksikliÄŸe karşı gösterdiÄŸin bu tepkir aslında böyle bir tepkiyi gerekÂtiren herhangi bir kusur veya olumsuz bir yönden dolayı deÄŸildir. Yüce AlÂlah'ın: "Bugün sîzin için dininizi kemale erdirdim[92] buyruÄŸunun anlamı ile ilgili olarak senin olumsuz gördüğün ÅŸey, iki ÅŸekilde açıklanabilir:
Birincisi ÅŸudur: Ben, bu dini, benim kaza ve kaderim gereÄŸince, nezdim-de belirlediÄŸim en ileri noktaya kadar ulaÅŸtırmış oldum, anlamı kastedilmiÅŸ olabilir. Bu ise, bundan önceki durumunun ayıplanacak bir eksiklik olmasıÂnı gerektirmez. Aksine o takdirde mukeyyed bir eksiklikle nitelendirilebilir ve buna şöyle denilebilir: Bu din, o zamanki haliyle yüce Allah nezdinde, kenÂdisine ekleyeceÄŸi ve katacağını bildiÄŸi ÅŸeylere nisbetle eksikti. Nitekim yüÂce Allah'ın yüzyıl yaÅŸatacağı bir kimseye, Allah onun ömrünü tamamlasın deÂnilir. Ancak bundan, yaşı altmış olduÄŸu sırada ömrünün bir kusur ve bir tuÂtarsızlık anlamında eksik olmasını gerektirmez. Peygamber (sav) şöyle buÂyururdu: "Allah, her kimi altmış yıl yaÅŸatır ise, artık ömür bakımından onun ileri süreceÄŸi bir mazereti kalmamış olur." Ama bu durumdaki kimsenin, mukayyed olmak ÅŸartıyla eksiklik ile nitelendirilmesi ve şöyle denilmesi mümÂkün olur; AitmiÅŸ yaşında iken, yüce Allah'ın bilgisine göre, o kiÅŸiyi ulaÅŸtıraÂcağı ve yaÅŸatacağı ömürden daha eksik idi. Åžanı yüce Allah, öğlen, ikindi ve yatsı namazlarını (farzlarını) dört rekate ulaÅŸtırmıştır. EÄŸer dört rekâte çıkarÂdıktan sonra: Allah bunları tamamladı denilecek olursa bu, doÄŸru bir ifade olur. Ancak, bu namazlar ikiÅŸer rekât iken, kusur ve bir ayıp olacak ÅŸekilde eksik idiler, demeyi gerektirmez, Ancak, yüce Allah'ın daha sonra bunlara ekleyeceÄŸi ve İlave edeceÄŸi sayıya göre eksik idiler denilecek olursa, o takdirÂde bu doÄŸru bir ifade olur, İşte, yüce Allah'ın bu dini ezelî ilminde ulaÅŸtıraÂcağım takdir ettiÄŸi son noktaya vardırıncaya kadar peyder pey ger'î hükümÂlerini indirmesi de böyledir. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Bir baÅŸka açıklama ÅŸekli de şöyledir Yüce Allah: "Bugün sizin İçin diniÂnizi kemale erdirdim" buyruÄŸu ile ÅŸunu kastetmiÅŸ olabilir: O, dinin rükünÂlerinden baÅŸka herhangi bir rüknün kalmamış olduÄŸu, hacca da onları muÂvaffak kıldı ve haccettiler. Böylelikle bütün rükünlerini eda ve farzlarını yeÂrine getirmek suretiyle dini onlar için tamamlamış ve bütünlemig oldu, Hz. Peygamber de: "İslam beÅŸ esas üzerine bina edilmiÅŸtir..." [93] diye buyurmuÅŸÂtur. Bundan önce ise ÅŸehadet kelimesini getirmiÅŸler, namaz kılmışlar, zekât vermiÅŸler, oruç tutmuÅŸlar, cihad etmiÅŸler, umre yapmışlardı, ama henüz hacÂcetmemiÅŸler di. İşte o gün Peygamber (sav) ile birlikte haccedince ÅŸanı yüÂce Allah, onlar Arefe akÅŸamı vakfe yerinde iken: "Bugün sizin için dininiÂzi kemale erdirdi m, üzerinizdeki nimetimi tamamladım..." buyruÄŸunu indirdi. Bununla da dinini onlar için vaz ediÅŸini tamamlamış olduÄŸunu kasÂtetmektedir. İşte bunda, Allah'a yapılan bütün itaatlerin bir din, iman ve İsÂlâm olduÄŸuna dair açık delil vardır. [94]
25- Allah'ın Razı Olduğu Din:
Yüce Allah'ım "Ve size din olarak İslâm'ı beÄŸenip seçtim" buyruÄŸu, Ben size, din olarak sizin için ondan razı olduÄŸumu bildirdim, anlamındadır. ÅžaÂnı yüce Allah, her zaman için din olarak bizim İslâm'a baÄŸlanmamıza razıÂdır. Yoksa bu buyruÄŸu zahirine göre yorumluyarak, razı oluÅŸunun yalnızca o gün için tahsis edilmesinin bir faydası olmaz.
Din olarak" kelimesi, temyiz olarak nasb edilmiştir. İkinci meful olarak nasbedilmtş olduğu da kabul edilebilir.
BuyruÄŸun anlamının şöyle olduÄŸu da söylenmiÅŸtir EÄŸer, sizler Benim siÂzin için ÅŸeriat olarak belirlemiÅŸ olduÄŸum dine uyacak olursanız, sizden razı olurum. "Ve size din olarak İstâmı beÄŸenip seçtim" buyruÄŸu ile ÅŸunu kasÂtetmiÅŸ olması ihtimali de vardır: Bugün üzerinde bulunduÄŸunuz dininiz İsÂlâm'ı bütün kemati ile, ondan hiçbir ÅŸeyi nesh etmeksizin ve ebediyyen kaÂlıcı olmak üzere [95] beÄŸenip seçtim. DoÄŸrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Bu âyeti kerimede sö2ü geçen İslâm» yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah nezdindeki din İslâmdır" (Âli İmran, 3/19) buyruğunda sözü geçen İslamın aynısıdır Yine, Hz. Cebrail'in Peygamber (sav)'a sorduğu soruyu açıklayan da budur. Bu İslâm ise iman, ameller ve diğer imanın çeşitli şubeleridir. [96]
26- Zorunluluk Hali:
"Kim son derece aç ve çaresiz kalır da..." buyruÄŸu, her kimin içinde buÂlunduÄŸu zorunluluk hali, meyleden ve bu âyet-i kerimede haram kılınmış diÂÄŸer ÅŸeylerden yemeye mecbur bırakılırsa.,, demektir. Âyet-i kerimede geçen Son derece aç" kelimesi, açlık ve insanın kamının boÅŸ olması deÂmektir. ise, karnın zayıflaması ve içe çekilmesi anlamındadır.
Erkek için; seklinde, kadın için de; ÅŸeklinÂde kullanılır. Ayağının iç tarafı fazlaca çukur glanı nitelemek için de; denilir. Bu kelime açlık hakkında çokça kullanılır.
Şair Ahşâ der ki:
"Siz kış vakti karınlarınız dolu olarak geceleri geçirirsiniz
Komşu hanımlarınız ise aç ve karınlan içeri geçmiş olarak geceyi geçirirler."
Yani, açlıktan dolayı karınlan zayıflamış, içeri geçmiÅŸ olarak geceyi geçiÂrirler. Åžair NâbiÄŸa da zayıflığı bakımından karnının içeri çekilmiÅŸ olması hakÂkında şöyle demektedir:
"Karnı ise boğum boğumdur; bununla birlikte içeri geçmiş ve yumuşaktır. Boynuna gelince, bükülemeyen sert meme üzerinde yükselmektedir.'
Hadis-i şerifte de: Karınları içe geçmiş sırtları nın yükü bakımından ise hafiftirler..."[97]
kelimesi, karnı içeri geçmiÅŸ demek olan; 'ın çoÄŸuludur ki, zayıf demektir. Hz. Peygamber bu hadis-i ÅŸerifinde, bu kimselerin insanÂların mallarına tenezzül etmeyen tok gözlü kimseler olduklarını haber verinektedir... Yine: KuÅŸlar, sabahleyin karınlan boÅŸ olaÂrak yuvalarından çıkar giderler, akÅŸamleyin ise karınları tok ve doymuÅŸ olaÂrak geri dönerler"[98] hadisinde de ("karınlan boÅŸ" anlamındaki) bu kelime aynı kökten gelmektedir.
bir kumaÅŸ çeÅŸididir. el-Esmaî der ki: Bunlar, çeÅŸitli iÅŸaretleri buÂlunan ipek veya yünden yapılmış elbiselerdir. Siyah renkli olurlar. Eskiden İnsanların giydikleri elbiseler arasında bunlar da vardı.
Zorunluluk halinin anlamı ve hükmü ile ilgili açıklamalar daha önce el-Ba-kara sûresinde (2/172-173. âyetin tefsirinde, 21, 22. başlıklar ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. [99]
27- Zorunluluk Halinde Bile Günaha Meyledilmez:
Yüce Allah'ın: "Günaha meyletmeksizin..."buyruÄŸu? harama meyletmeksizin anlamındadır. Bu da: "Saldırmamak ve haddi aÅŸmamak..." (el-Ba-kara, 2/173.) anlamındadır. Bunun anlamı ise, (daha önceden iÅŸaret edilen âyet-i kerimenin bölümü açıklanırken) geçmiÅŸ bulunmaktadır, âyeti kerimeÂde geçen; Meyletmek demektir, Günah ise, haram anlamınÂdadır.
Ömer (r.a)'ın -Ramazan günü insanların oruçlarını açmasından sonra güÂneÅŸin görünmesi üzerine- söylediÄŸi: "Biz bu hususta bir güÂnaha meyletmedik" sözü de bu kabildendir. Biz, bilerek ve kasti olarak bu iÅŸi yapmaya yönelmedik, anlamındadır. Meyletme İşini yapan herkese de; denilir. Âyet-i kerimede geçen ve "meyleden" anlamına gelen kelimesini en-Nehaî, Yahya b, Vessâb ve es-Sülemi, elipsiz olarak diye okumuÅŸlardır. Mana itibariyle bu ÅŸekil daha beliÄŸdir. Zira, ay-nül fiilin (fiil kökünün ikinci harfinin ki, burada "nun" harfidir), ÅŸeddeli okuÂnuÅŸu mananın daha mübalaÄŸalı, daha ileri derecede olmasını, hükmünün de daha bir saÄŸlamlığını gerektirir, (âyeti kerimedeki kipi ile) tefâul vezni ise, sadece bîr ÅŸeyin taklid edilmesi ve ona yaklaşılması anlamını ifade eder. NiÂtekim Dal eÄŸildi denilecek olursa, dalın eÄŸilmek suretiyle yakınÂlaÅŸmış olduÄŸunu ifade eder Buna karşılık; denilecek olursa, eÄŸilme hükmünün fiilen sabit olduÄŸu anlatılmış olur.
Aynı ÅŸekilde Adam kendisini korumaya çalıştı ile KoÂrudu kipleri de böyle olduÄŸu gibi, Akıllı olmaya çalıştı ile Hilen akıllandı kipleri de böyledir. Buna göre buyruÄŸun anlamı şöyle olur: MakÂsadında bir masiyet İşleme kastını gütmeksizîn... Bu ÅŸekildeki açıklama,
Katade ve Şafiî'ye aittir.
"Şüphesiz Allah, maÄŸfiret edendir, merhamet edendir." Yani Allah böyÂle birisini bağışlar, ona merhamet buyurur. Burada "Ona" anlamına gelen W hazf edilmiÅŸtir. Sibeveyh de (bu kabilden bazfe örnek olmak üzere) şöyle bir
beyit nakletmektedir:
"Um el-Hiyâr, artık iddia eder oldu
Aleyhime bir günah işlediğimi. Halbuki ben onu büsbütün işlemedim."
Å