Rahman ve Rahim Allah´ın Adı ile
Bu sûre medenî'dir. Zira başından 83. âyete kadar olan kısmı «Nec-rân Heyeti» hakkında nazil olmuştur. Eu heyetin gelişi ise ilerde «Mü-bahele âyeti»nden de anlaşılacağı üzere hicretin 9. senesindedir.
Bu sûrenin faziletine dâir vârid olan hadîsleri Bakara sûresi'ne âit olanlarla birlikte o sûrenin başında vermiştik.
(Rahman ve Rahim olan. Allah'ın adıyla.)
1 — Elif, Lâm, Mîm.
2 — Allah O'dur ki; kendisinden başka hiç bir îlâh yoktur. Hayy ve Kayyûm'dur.
3 — 4 — Sana kitabı Hak ile ve kendisinden Öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara yol gösterici olarak Tevrat ile İncil'i indirmişti. Bir de hak ile bâtılı ayırt eden Furkân indirdi. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için, gerçekten şiddetli azâb vardır. Allah Azîz'dir, intikam sahibidir.
«(Ey Muhammed) sana kitabı Kur'aıı-ı Kerîm'i Hak ile indirdik.» Onda asla şüphe yoktur. O, Allah katından İndirilmiştir. Allah bu kitabı ilmi ile indirmiştir, melekler de buna şâhidlik eder. Şâhid olarak Allah yeter.» «Bu kitabı sana kendilerinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdik.»
Kendisinden önce; semâdan, kulları olan peygamberlere göndermiş olduğu, önceki kitabları doğrulayıcı olarak.
Kur'an-ı Kerîm'in doğruladığı bu kitaplar, vermiş oldukları haber ve müjdeleriyle Kur'an-ı Kerim'i tasdik ediyor. Kur'an-ı Kerîm de o kitaplarla Allah'ın Hz. Muhammed'i Rasûl olarak göndermesi ve Kur'-an'ı O'na indirmesi konusundaki haber ve müjdeleriyle mutabakat halindedir.
«Bundan önce de insanlara yol gösterici olarak Tevrat'ı indirmişti.»
Tevrat
Tevrat'ı İmrân oğlu Musa'ya, İncil'i Meryem oğlu îsâ'ya Kur'an'-dan önce, zamanlarında bir hidâyet olmak üzere indirdi. Purkân'ı da indirdi. O, hidâyetle dalâleti, hak ile bâtılı, sapıklıkla doğruluğu zikretmiş olduğu hüccetlerle, açık delillerle, kesin burhanlarla birbirlerinden ayırıcıdır. Allah onu beyân ediyor, zihinlere yerleştiriyor, ona iletiyor ve ona dikkatleri çekiyor.
Katâde ve Rebî' İbn Enes buradaki «Furkân'ın» Kur'an-ı Kerim olduğunu söylüyorlar. İbn Cerîr ise buradaki «Furkânn kelimesinin mas-dar olduğu görüşünü tercih ediyor. Zîrâ daha önce «O, sana kitabı Hak ile indirdi.» âyetinde «kitâb» yani nKur'an» geçmişti.
İbn Ebu Hâtim'in «Buradaki Furkân'dan maksad Tevrat'tır» görüşü de zayıftır. Zîrâ o da daha önce zikredilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
«Allah'ın âyetlerini inkâr edenler (onları inkâr edip bâtıla döndürenler) için (kıyamet gününde) gerçekten şiddetli azâb vardır. Allah Azîz'dir.» Cenâb-ı Bârî'nin civan sağlam, korunmuş ve saltanatı büyüktür. «İntikam sahibidir.» âyetlerini yalanlayan, şerefli rasûllerine ve büyük peygamberlerine karşı çıkanlardan intikam alacaktır. 5 — Şüphesiz ki, gökte ve yerde hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz.
6 — Sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka hiç bir ilâh yoktur. O, Azîz'dir, Hakim'dir.
«Cenab-ı Hak göklerin ve yerin gaybını bildiğini onlardan hiç-_bir şeyin Kendisine gizli olmadığını haber veriyor.» Sizi analarınızın rahimlerinde dilediği şekilde; (kadın - erkek, güzel-çirkin, bedbaht ya da mes'ûd olarak) şekillendirip yaratır. Yaratan O'dur. O'ndan başka hiç bir ilâh yoktur.» İlâh olmaya sadece ve tek olarak O müs-tehaktır. Nihayetsiz izzet, hikmet ve hüküm sadece O'nundur.
Bu âyette Meryem oğlu İsâ (a.s.) nın Allah'ın kulu ve yaratılmış olduğu açıkça belirtilmektedir. AJlah diğer insanları nasıl yaratmışsa onu da annesinin rahminde şekillendirmiş,, sonra dilediği şekilde yaratmıştır. îsâ (a.s.) yaratılmış, halden hale girmiş iken Hıristiyanların İddia ettikleri (gibi) nasıl ilâh olabilir? Cenâb-i Hak şöyle buyurur:
«Sizi analarının karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte bu, Rabbmız olan Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. Böyleyken siz nasıl olup ta (haktan) .döndürülüyorsunuz?» (Zümer, 6) 7 — Sana kitabı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihl erdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve te'vîle yeltenmek için müteşâbih olanlara uyarlar. Halbuki onun gerçek te'vîlini, ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: vBiz ona inandık, hepsi Rabbımızm katındandır, derler. Ancak akıl sahipleri düşünebilirler.
8 — Ey Rabbımız; bizi, hidâyetine erdikten sonra kalblerimizi eğriltme. Katından bize rahmet lütfet. Şüphesiz en çok lütfeden Sen'sin Sen.
9 — Ey Rabbımız; muhakkak ki geleceğinden şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak Sen'sin. Şüphesiz ki Allah va'dinden dönmez.
Muhkem ve Müteşâbih :
Allah Teâlâ Kur'an'da muhkem âyetler bulunduğunu ve bunların «Ümmü'l-Kitâb» olduklarını haber veriyor. Bunların delâletleri açık olup hiç kimseye kapalı değildir. Kur'an'da diğer bir kısım âyet-ler daha vardır ki, bazı'insanlara delâletleri kapalı gibi görünür. Kim bu âyetleri, açık olan âyetlerin ışığında düşünür, inceler ve müteşâ-bih âyetleri muhkemlerle birlikte değerlendirirse hidâyete ulaşır. Aksini yapan da dalâlete düşer. İşte bunun için Cenâb-ı Hak : «Sana kitabı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar kitabın anasıdır.» buyuruyor.
Onlar şüphe ve tereddüt esnasında dönülecek, müracaat edilecek asıllardır.
«Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir.»
DelâJet yönünden muhkem âyetlere uygun manâya delâlet etmeleri ihtimali yanında Allah'ın bu âyetlerdeki maksadı yönünden değil de sadece lafz ve terkîb yönünden başka bir şeye delâlet etmeleri de mümkündür.
Muhkem ve müteşâbih konusunda ihtilaf edilmiş ve selef âlimlerinden muhtelif görüşler rivayet edilmiştir :
Abdullah İbn Abbâs'tan rivayetle Ali İbn Ebu Talha «Muhkemler, Kur'an'daki nâsih âyetler, helâl ve haram, cezalar ve farzlar, bir şeyi emreden ve gereğince amel edilmesini bildiren âyetlerdir.» demiştir.
İkrîme, Mücahid, Katâde, Dahhâk, Mukâtil İbn Hayyân, Rebi' İbn Enes ve Südtlî'den rivayet edildiğine göre onlar: «Muhkem, kendisiyle amel edilenlerdir» demişlerdir.
İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre ise; muhkem âyetler;
De ki: «Gelin, Rabbımın size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim : O'na hiçbir şeyi şirk koşmayın...» (En'am, 151) ve devamı ile; «Rabbm buyurmuştur ki: Kendisinden başkasına ibadet etmeye-siniz.» (İsrâ, 23) ve devamındaki; âyetleridir. Bunu İbn Ebu Hatim rivayet etmiş ve Saîd İbn Cübeyr'den nakletmiştir. Yine İbn Ebu Hatim der ki: Bize babanım... İshâk İbn Süveyd'den rivayet ettiğine göre Yahya İbn Ya'mer ve Ebu Fâhit'e : «Bunlar kitabın anasıdır» âyetinde ihtilâf ettiler. Ebû Pâhite : «sûrelerin başlarında bulunan hurûf'u mukattaa'dıro demiş, Yahya İbn Ya'mer de «farzlar, emir ve yasaklar, helâl ve haramlardır» demiştir.
îbn Lehia... Said İbn Cübeyr'den nakleder ki, o şöyle dedi:: :u âyetler «kitabın aslıdırlar. Bunlara "Ümmü'l-Kitab" ismi verildi, çü> kü bütün semavi bitaplarda yazılmışlardır.»
Mukâtil İbn Hayyân dedi ki: «Böyle isimlendirildiler. Bunlar Üm-mu'1-Kltabdır, zira hak dine mensûb olup da onlardan memnun olmayan (onları kabul etmeyen) kimse yoktur.» Müteşâbihler konusunda da şunlar söylenmiştir:
Ali İbn Ebu Talha'nın rivayetinde tbn Abbas : «Bunlar mensûh âyetler, Kur'an'dan önce ve sonra olanlar (emsal) atasözleri ve yeminler iman edilip de kendisiyle amel edilmiyenlerdir» demiştir.
Mukâtil İbn Hayyân bunların «süre başlarındaki hurûf-u mukat-ta'a» olduğunu söyler.
Mücâhid der ki: «Müteşâbih âyetlerin bazısı diğerlerini doğrular.»
Bu ancak... «ahenkli ikişerli bir kitap» (Zümer, 23) âyetinin tefsirinde şöyle demişlerdir: Müteşâbih, bir konuda gelen kelâmdır, me-sâni ise cennet ve cehennemin niteliği, iyilerin, sonra da günahkârların hali gibi karşılıklı iki konudaki kelâmdır.
Burada ise müteşâbih muhkemin karşıtıdır.
Burada söylenenlerin en güzeli bizim daha önce söylediğimiz olup Muhammed İbn İshâk îbn Yesâr da aynı şeyi söyledikten sonra «Onun bazı âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır» âyetinde; «Onlarda Rabbm hüccetleri, kulların günahsızlığı, düşmanlığın ve bâtılın reddi vardır. Onlarda, konuldukları mânâdan bir sapma ve tahrîî söz konusu değildir.» demektedir. Müteşâbih âyetlerde ise doğrulukta sapma, tahrif ve te'vîlde müteşâbih olan âyetlerdir. Allah bunlarla kullarını imtihan eder. Nasıl ki haram ve helâllan ile de onları imtihan etmektedir. Ta ki Haktan. yüz çevirip bâtıla dönmesinler.
Cenab-ı Hakk : «KalbJerinde eğrilik (yani sapıklık ve haktan çıkıp bâtıla dalma ' duygusu) olanlar, müteşâhih olanlara uyarlar. Kur'an'da sadece müteşâbih olan âyetleri alırlar. Zira lafzı itibariyle kasdettikleri mânâya ihtimali bulunduğundan bunları sapık mak-sadlan yönünde tahrif etme imkânları vardır. Halbuki muhkem âyetlerde bu imkâna sahip değillerdir. Zira bu âyetler onlara kargı birer hüccettirler. Bu sebeple Cenâb-ı Hak «fitne çıkarmak için...» kendilerine uyanları saptırmak için müteşâbihlere uyarlar buyuruyor. Burada şuna işaret Vardır : Onlar sapıklıklarına Kur'an'dan delil getirirler. Halbuki Kur'an onların lehine değil, aleyhlerine bir delildir.
Mesela Hıristiyanlar; Kur'arı'ın, İsâ (a.s.) in Allah'ın ruhu ve Meryem'e ilkâ etiğl bir kelimesi olduğuna dâir âyetleri delil olarak alıyorlar da; «O, sadece kendisine nimet verdiğimiz... bir kuldur.» (Zuh-ruf, 59) «Hakikat Allah katında İsa'nın durumu Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «ol» dedi, o da oluverdi. (Âl-i İmrân, 59) Ve benzeri İsâ (a.s.) nın Allah tarafından yaratılmış bir kul ve bir peygamber olduğunu açıkça ifâde eden (muhkem) âyetleri almıyorlar. Allah Teâlâ «Te'vîllne yeltenmek, (onu istedikle-ri mânâya delâlet edecek şekilde tahrif etmek) için müteşâbihlere uyarlar.» buyuruyor.
Mukâtil ve Süddî diyor ki: Olacak şeyleri ve eşyanın akıbetini Kur'an'cîan öğrenmek isterler.
îmâm Ahmed der ki: Bize.İsmail... Hz. Âişe'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.) «Sana kitabı indiren O'dur... bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir.» âyetini okudu ve : Kur'an konusunda mücâdele edenleri gördüğünüzde bilin ki bu âyetle kastedilen kimseler onlardır ve onlardan sakının.» buyurdular. İmâm Ahmed'in Miisned'inde bu hadis İbn Ebu Müleyke kendisiyle Hz. Âişe'den rivayet edilmiştir. Aralarında başka bir râvi yoktur.
Hadîsi İbn Mâce.de İsmail İbn Üleyye ve Abdülvehhâb es-Sekafî kanalıyla... Hz. Âişe'den rivayet etmiştir.
Bu hadîsi Buhârî bu âyetin tefsirinde, Müslim sahîh'inde «Kita-bu'1-Kader» de, Ebu Dâvûd Sünen'inde «Sünnet» bâbmda Ka'nebî ka-nalıyle... Hz. Âişe'den rivayet etmişlerdir. Buhârî'nin lafzı şöyledir: Hz. Âişe dedi ki: «Rasûlullah (s.a.) "Bunu ancak akıl sahipleri dü-şünebilir"e kadar "Sana kitabı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir" âyetini okudu ve şöyle buyurdu: "Ondan müteşâbih olanlara uyanları gördüğünüzde bilin ki onlar Allah'ın (kitabında) isimlendir diki eridir, onlardan sakının."»
İbn Cerîr diyor ki: Hz. Âişe'den rivayet etti ki: Bize Ali İbn Hehl... Rasûlullah (s.a.) «Fitne çıkarmak için müteşâbih olanlara uyarlar» âyetini çıkardı ve dedi ki: «Allah sizi sakındırıyor, onları gördüğünüz zaman tanıyınız."
Hadîsi İbn Merdûyeh de başka bir tanktan rivayet etmiştir.
İmâm Ahmed diyor ki: Bize Ebu Kâmil... Ebu Umame'den rivayet etti ki; «kalblerinde eğrilik olanlar...» âyeti hakkında .o, Rasû-lullah'tan rivayet ederek : «Onlar haricîlerdir», buyurmuştur.
«O gün nice yüzler ağarır, nice yüzler kararır.» (Âl-i İmrân, 106) âyeti hakkında da «Onlar haricîlerdim dedi. İbn Merdûyeh hadîsi başka bir şekilde Ebu Gâlib tankıyla Ebu Ümmâme'den merfû olarak rivayet etmiştir. Bu hadîsin az bir kısmı Sahabî sözüdür ve mânâsı doğrudur. İslâm'da ortaya çıkan ilk fitne haricîler fitnesidir. Hareket noktaları da dünyalıktır. Şöyle ki:
Rasûlullah (s.a.) Hüneyn gazvasi ganimetlerini taksîm etmişti. Kendi bozuk akıllarına göre Allah Rasûlu bu taksimde adaletli davranmamıştı. Hemen konuşmaya kalktılar. İçlerinden Zü'1-Hüveysıra adlı birisi: Adaletli davranmadın, adaletli ol, dedi. Allah Rasûlü : «Adîl olmadıysam yazık bana; Allah bana bütün yeryüzü halkı için güveniyor da sen mi güvenmiyorsun?...» buyurdular. Adam dönüp gidince Hz. Ömer, —bir rivayete göre de Halîd İbn Velid— onu gebertmek üzere Rasûlullah'dan izin istediyse de o : «Bırakın,» buyurdular. «Onun nailinden öyle bir kavim çıkacak ki onlarla namaz kılmak, oruç tutmak, Kur'an okumak istemiyeceksiniz. Okun yaydan çıktığı gibi dînden çıkacaklar. Onlarla nerede karşılaşırsanız öldürün. Zira onları öldürene sevâb vardır.»
Sonra Hz. Ali zamanında tekrar ortaya çıktılar ve Nehrevân'da kılıçtan geçirildiler. Daha sonra da birçok şubelere, kabilelere, fikirlere, dağınık ve bîr sürü kollara ayrıldılar.
Sonra Rasûlullah (s.a.) m : «Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Onlardan biri hariç hepsi cehennemliktir.» buyurdu. O fırkadan olanlar kimlerdir ey Allah'ın Rasûlü? sorusu üzerine de : «Benim ve ashabımın hali üzere olanlar.» buyurarak, haber verdikleri üzere Ka-deriyye, Mu'tezile, Cehmiyye ve daha başka bid'atlar doğdu. Bu hadisi bu ziyâdelikle Hâkim Müstedrek'inde tahrîç etmiştir.
Hafız Ebu Ya'lâ dedi: Bize Ebu Mûsâ... Huzeyfeden rivayet etti ki Allah Rasûlü şöyle buyurdular :
«Ümmetimden bir kavim vardır. Onlar Kur'an'ı okurlar da onu Kötü ve kuru hurma gibi dağıtırlar, te'yîli mümkün olandan başka mânâlarla te'vîl ederler.» Allah Teâlâ buyuruyor : «Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir.» Kırâet İmamları burada durulup durulamıyacağında ihtilâf etmişlerdir. Daha önce de geçtiği gibi laf-za-i Celâl'de durulacağı söylenmiştir.
Derin Bilgi Sahipleri
İbn Abfaâs şöyle diyor : Yorum (tefsir) dörttür.
1 — Kimsenin anlamakta zorluk çekmediği tefsîr,
2 — Arapların dillerinden dolayı bilebildikleri tefsîr,
3 — İlimde derinleşenlerin bilebileceği tefsîr,
4 — Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği tefsîr.
Bu söz Hz. Âişe'den, Urve'den, Ebu'ş-Şa'şa'dan, Ebu Nehîk'ten ve başkalarından da rivayet edilmiştir.
Hafız Ebal-Kâsım, el-Mü'cem'ül-Kebîr'inde diyor: Bize Hâşim İbn Mezîd'In... Ebu Mâlik el-Eş'arî'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdular : «Ümmetim için şu üç halden korkarım :
1 — Mallan çoğalır da birbirlerini çekemezler ve vuruşurlar.
2 — Kitab (Kur'an) onlara açılır da mü'min onu alır ve te'vîl etmek ister. «Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar : Biz ona inandık... derler.»
3 — İlimleri çoğalır da sonra onu kaybederler ve ona aldırmazlar.» Bu hadîs cidden garîbtir.
Hafız Ebu Bekr İbn Merdûyeh diyor: Bize Muhammed İbn Ah-med'in... İbn'ül-Âs'dan, onun da Rasûlullah (s.a.) dan rivayetine göre o, şöyle buyurmuştur: «Kur'an, bir kısmı diğer bir bölümünü yalanlamak İçin indirilmemiştir. Ondan anladığınızla amel edin, müteşâ-bih olanlarına da îmân edin.»1
Abdürrezzâk der ki: Bize Ma'msr, İbn Tavustan, o da babasından rivayet etti ki İbn Abbâs bu âyeti şöyle okurdu :
«Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir, derinleşmiş olanları «Ona îmân ettik» derler.»
İbn Cerîr Ömer îbn Abdülaziz ve Mâlik İbn Enes'ten rivayet eder ki: Onlar ona îmân ederler ve te'vîlini bilmezler, demiştir.
Yine İbn Cerîr'ln naklettiğine göre, Abdullah İbn Mes'ûd ve Übeyy İbn Ka'b'm mushaflannda bu âyet şöyledir :
«Onun-tevili (yorumu) ancak Allah katındadır. İlimde derinleşmiş olanlar : «Biz ona inandık» derler.»
İbn Cerir de bu kavli tercih etmiştir.
Bazıları da âyette «İlimde derinleşmiş olanlar ( kısmında dururlar ki, müfessir ve usûlcülerin bir çoğu bu görüşe uyarak : «Anlaşılmıyan bir şeyle (Kur'an'da) hitapta bulunulması uzaktır.» demişlerdir.
İbn Ebu Necîh'in Mücâhid'den, onun da İbn Abbâs'tan rivayetine göre o şöyle dermiş : «Ben, onun te'vîlini bilen ilimde derinleşmiş kimselerdenim.»
Mücâhid'den rivayetle İbn Ebu Necin şöyle diyor: «İlimde derinleşmiş olanlar; onun te'vîlini (yorumunu) bilirler ve ona îmân ettik derler.» Rebi İbn Enes de böyle demiştir. Muhammed İbn İshâk, Mu-hammed İbn Ca'fer İbn Zübeyr'den naklen şöyle dedi : Dilenen, arzu edilen te'vili ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir. İlimde derinleşenler de ona inandık derler. Sonra da müteşâbihin yorumunu, ancak bir tek şekilde yapılabilen muhkemin yorumuyla karşılaştırırlar. Kitabla
1 Cenâb ı Hak muhkem ve açık âyetlerle Kur'an ehlinin kalhlerine îmanı yerleştirdi- Sonra da bu îmanı müteşabih âyetlerle sınadı. Mü'mîn bildiği ve anladığı ile amel eder, anlayamadığına da îman eder. Kalblerinde Eğrilik olanlar ise miîteşâbihleri araştırır. Bununla da fitne çıkarmak ve insanları haktan saptırmak gayesi güderler- (Tefsir'in arapca naşirlerinin dipnotu) (Kur'an'la) onların sözleri birleşir, biri diğerini doğrular, hüccet, delil, geçerli olur, özür ortaya çıkar, bâtıl ortadan kalkar, küfür onunla reddedilmiş olur.
Hadis'te Rasûlullah (s.a.) m İbn Abbâs hakkında : «Allah'ım onu dinde fâkih, bilgin kıl ve ona Kur'an'm yorumunu öğret.» şeklinde dua buyurduğu belirtilir.
Bu konuda bazı âlimler ayrı fikir beyan ederek diyorlar ki: Tevîî (yorum) kelimesi söylendiğinde, Kur'an'da bundan iki mânâ kastedilir :
1 — Te'vîl bir şeyin hakikati, gerçeği ve aslıdır. Kur'an-ı Kerîm'de-ki şu âyetlerde geçen «te'vîl» kelimesi bu anlamdadır. «Ana-babasım tahtın üzerine çıkarıp oturttu. Hepsi onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: «Babacığım, işte bu; vaktiyle gördüğüm rü'yânın gerçekleşmesidir. Doğrusu Rabbim onu gerçekleştirdi.» (Yusuf, 100), «Onlar onun te'vî-linden başkayım mı bekliyorlar? Onun te'vîlinin geldiği gün...» (A'raf, 53). Yani Âhiret hayatı ile ilgili olarak kendilerine haber verilenlerin hakikati demektir. (Te'vîlden kastedilen mânâ bu olursa o takdirde bu
Bu durumda (
) mübteüâ;
haberi olur. Te'vîlden diğer anlam —ki «Bize bunun yorumunu bildir... (Yûsuf, 36) âyetinde olduğu gibi bir şeyi tefsir, tabîr edip açıklamak b2-yan etmek anlamıdır— kastedilirse bu durumda ( P^L** jj^i^l ) de durulur. Bu anlayışa göre ilimde derinleşenler cgyânın künhüne vâkıf olacak şekilde bir ilmi ihata etmeseler biîe kendilerine tevcih olunan hitabı bilip anlıyabilirler. Bu durumda ( *t^Ojfyk ) kısmı «İlimde derinleşenler» den hâl olur. Ma'tûfün aleyh'den değil de sadece ma'-tûf 'dan hal olması dilde caizdir. Nitekim şu âyetler de böyledir : «(Bu ganimetler) yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dînîne ve peygamberine yardım eden fakir muhacirler içindir... derler ki: «Rabbımız, bizi ve bizden Önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla...» (Haşr, 8-10), «Melekler sıra sıra dizilip Rabbmın buyruğu geldiğinde.» (Fecr, 22).
İlimde derinleşmiş olanlardan haber verilerek şöyle buyruluyor : «Onlar (müteşâbih'e) îmân ettik hepsî Allah katındandir derler.» muhkem olsun müteşâbih olsun tamâmı haktır, biri diğerini doğrular. Zira Allah katındandırlar ve Allah'dan olan şeyler arasında çelişki, ihtilâf asla olmaz. Zİrâ başka bir âyette Allah şöyle buyurur : «Onlar hâlâ Kur'an'ı gereği gibi düşünmiyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelseydi, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı.» (Nisa, 82). Ve yine Allah bunun için: «Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir.» buyurmaktadır. Ancak salim akıl ve doğru an-layış sahipleri anlamı doğru olarak akleder ve anliyabilir. îbn Ebu Hatim diyor : Bize Muhammed İbn Avf... Ebu-Derdâ'dan rivayet etti ki; Rasûlullah'a ilimde derinleşenlerin kim oldukları soruldu : «Kendisi, dili, kalbi doğru olan, karnını ve namusunu haramdan koruyanlar, işte onlar ilimde derinleşenlerdir, w buyurdular.
İmâm Ahmed dedi: Bize Abdürrezzâk'in... Amr İbn Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden rivayetine göre Rasûlullah münâkaşa eden bir grup gördü ve : «sizden öncekiler bu yüzden helak aldu. Allah kitabının bir kısmını diğer bir kısmıyla çatışır gördüler. Halbuki Allah kitabının bir bölümü diğer bir bölümünü doğrular mâhiyette indirilmiştir. Bir kısmını diğer bir kısmına dayanarak yalanlamayınız. Ondan bildiğinizi söyleyin, bilmediğinizi de onu bilenlere bırakın.»
Hafız Ebu Ya'lâ Ahmed İbn Ali İbn el-müsennâ, Müsned'inde der ki : Bize Züheyr İbn Harb... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki Rasûlul-lalı (s.a.) şöyle buyurdular :
«Kur'an yedi harf üzere nazil olmuştur. Kur'an üzerinde münâkaşa küfürdür. (Bunu Rasûlullah (s.a.) üç kere tekrarladılar) ondan bildiğinizle amel edin, bilmediğinizi de onu bilene bırakın.» Hadisin isnadı sahihtir. Ancak râvinin : «Bu hadîsi sadece Ebu Hüreyre'den rivayetle biliyoruz» demesi sebebiyle isnadında illet vardır.
İbn el-Münzlr tefsirinde diyor ki: Bize Muhammed îbn Abdullah... Nafi îbn Yezîd'den haber verdi ki «İlimde derinleşenler; Allah'a boyun eğenler, onun rızası konusunda kendini zelil görenler, kendilerinden üstün olanlarla tartışmayan, kendilerinden aşağı olanları hakir görmeyenlerdir, denilmiştir.
Sonra Allah Teâlâ onların, Rablerine şöyle diyerek duâ ettiklerini haber veriyor : «Rabbımiz bizi hidâyete erdirdikten kalplerimize hidâyeti yerleştirdikten sonra haktan saptırma.» Bizi, kalblerinde eğrilik bulunup da Kur'an'ın müteşâbihlerine uyanlar gibi kılma, aksine bizi kendi doğru yolunda, Hak dîninde sabit kıl. «Katından bize bir rahmet ver.» Bu rahmetle kalblerimizi hak dîninde sabit kılar, dağınık işlerimizi toparlar, bizi îmân yönünden kuvvetlendirirsin. «Şüphesiz en çok bağışlayıcı Sensin.»
îbn Ebu Hatim dedi: Bize Amr îbn Abdullah'ın... Ümmü Seleme' den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) :
»Ey kalbleri döndürücü, beni kendi dinin üzere sabit kıl.» diye duâ ederdi. Sonra : «Ey Rabtıımız, bizi hidâyetine erdirdikten sonra kalblerî-mizi sapıtma. Katından bize rahmet ver. Şüphesiz en çok bağışlayan Sen'sin Sen.» âyetini okurdu. İbn Merdûyeh, Muhammed İbn Bekkâr kanalıyle... Ümmü Sele-me'den —ki bu, Esma bint Yezîd'dir— rivayet ediyor ki; Rasûlullah (s.a.) dualarında sık sık: «Ey kalbleri döndüren, kalbimi kendi dinin üzre sabit kıl» derdi. Ben : «Ey Allah'ın Rasûlü kalbler de döndürülür mü?» diye sordum. O : «Allah Ademoğullarından kimi yarattıysa kalbi Allah'ın iki parmağı arasındadır. Dilerse onu düzeltir, dilerse kaydırı-verir.» buyurdular. Allah'tan, bize hidâyet bahşettikten sonra kalblerl-mizi haktan kaydırmaması, katından bize rahmet bahşetmesini dileriz. Elbette ki o çok bağışlayıcıdır.
Aynı hadîsi İbn Cerîr de Esed İbn Mûsâ ve Müsennâ kanalıyle rivayet eder. Onun hadîsinde fazlaca şu ifâde vardır: «Ben dedim ki : «Ey Allah'ın Rasûlü bana, kendim için duâ edeceğim bir dua öğretmez misiniz?» «Evet (öğretirim)» buyurdular:
«Ey Muhammed'in Rabbi olan Allah'ım, günâhımı bağışla, kalbimden kinleri gider, beni fitne sapıklıklarından kurtar.» de, buyurdular. Sonra îbn Merdûyeh der ki: »Bize Süleyman îbn Ahmed... Hz. Âişe'den rivayet etti ki o şöyle demiştir : Rasûlullah (s.a.) çok kerre : «Ey kalbleri döndürücü, kalbimi dinin üzre sabit kıl» diye duâ buyururlardı. Ben : «Ey Allah'ın Rasûlü, bu duayı ne kadar çok yapıyorsunuz» dedim. Buyurdular ki : «Hiçbir kalb yok ki Allah'ın parmaklarından ikisi arasında bulunmasın. Eğer o kalbi doğrultmayı dilerse doğrultur, kaydırmayı dilerse kaydınverir. Allah Teâlâ'nın : «Rabbımız bizi hidâyete erdirdikten sonra kalblerimizi saptırma. Katından bize bir rahmet ver. Şüphesiz en çok bağışlayıcı Sensin. Sen.»
Hadîs bu şekliyle gariptir, ama aslı Buhârî'de, Müslim'de ve diğer hadîs mecmualarında -sonundaki âyet olmaksızın— değişik tarîklerden rivayetle mevcuttur..
Ebu Dâvûd, Neseî ve İbn Merdûyeh, Ebu Abdurrahmân kanaliyle... Hz. Âişe'den rivayet ediyor: Rasûlullah (s.a.) gece uyandığında : «Al-lah'dan başka ilâh yok, O'nu teşbih ederim. Allah'ım günâhlarımı bağışlamanı ve rahmetini dilerim. Allah'ım ilmimi artır, bana hidâyet lütfettikten sonra kalbimi saptırma, bana katından bir rahmet ver, muhakkak ki sen çok bağışlayıcısın.» diye duâ ederdi. (Hadîsin lafzı İbn Merdûyeh'in rivayetidir.)
Abdürrezzâk diyor ki: Bana Ebu Abdullah... Mâlik'ten haber verdi ki u şöyle demiş : Ebubekr Sıddîk'in arkasında akşam namazı kıldım. Ebubekr ilk iki rek'atte Ümm'ül-Kur'an'ı (Fatiha) ve Kısar-ı Mufassal sûrelerden ikisini okudu. Üçüncü rek'atte de —ona o kadar yaklaşmıştım ki elbisem elbisesine değecekti.— Fâtiha'yı ve Âl-i îmrân süresindeki bu âyeti okuduğunu işittim.
Ebu Übeyd der ki: Bana Ubâde îbn Nüseyy haber verdi: Halifeliği sırasında Ömer îbn Abdülazîz'in yanındaydım. Ömer, Kays'a dedi ki: «Ebu Abdullah'dan bana nasıl haber vermiştin?» Ömer dedi: «Bunu ondan işittikten beri hiç terketmedim. Halbuki ondan önce başkasını okuyordum.)» Birisi ona sordu : «Mü'minlerin emîrl ondan önce ne okurdunuz?» îhlâs sûresini okurdum dedi.
Bu hadîsi Velîd İbn Müslim de... Ebu Ubeyd'den aynı şekilde rivayet etmiştir.
Aynı hadîsi Velîd İbn Müslim'in... Sunâbihl'den rivayeti ise şöyledir : «Ebubekr Sıddîk'in arkasında akşam, namazı Kıldım. İlk iki rek'atte cehren Fatiha ve bir kısa sûre okudu. Üçüncü rek'ate kalkınca ona yaklaştım. O kadar ki elbisem elbisesine değdi. O, Âl-i îmrân sûresinin 8. âyetini okudu.
(Onlar dualarında) «Ey Rabbımız, muhakkak ki, geleceğinden şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak Sensin. Şüphesiz ki Allah va'dinden dönmez.» derler. Ey Rabbımız Sen mahlûkâtı Sana döndükleri günde bir araya toplayacaksın. Sonra aralarını ayıracak, ihtilâf ettikleri konuda onlar hakkında hüküm vereceksin, dünyada işledikleri hayır ya da kötülüklere göre, amellerine göre hepsinin cezalarını ve mükâfatlarını vereceksin. 10 — Doğrusu küfredenlerin mallan ve çocukları Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
11 — Tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin yaptığı gibi. Onlar âyetlerimizi yalanladılar da Allah günâhlarından dolayı onları yakalayıverdi. Allah azabı çok şiddetli olandır.
Kâfirlerin Mâlî Gücü
Allah Teâlâ kâfirlerin cehennemin yakıtı olduklarını haber veri-yor.sO gün zâlimlerin mazeretleri fayda vermez. Lanet onların, yurdun kötüsü (ie onlarındır.» (öâfir, 52).
Onlara dünyada iken verilen mallar ve çocuklar kendilerine fayda vermeyecek, onları yakıcı azâbdân kurtaramayacak. Cenâb-i Hak buyuruyor ki: »Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla ancak onlara dünyada azâb etmeyi ve kâfir oldukları halde canlarının zorla çıkmasını diler-)» (Tevbe, 85).
Küfredenlerin diyar diyar gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Az bir geçim sonra varacakları yer cehennemdir. O ne kötü yataktır. (Âli İmran, 196 :197). Burada da şöyle buyuruyor: «{Allah'ın âyetlerini ve peygamberini) yalanlayanlar, {kitabına muhalefet edenler. Onun peygamberlerine gönderdiği vahyden faydalanmayanlar var ya işte) onların malları ve çocukları Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz, onlar, cehennemin yakıtıdırlar,)) yani odunlardır. Nitekim başka bir âyet-i kerime'de de şöyle buyurur : Sia ve Allah'tan başka taptıklarınız şüphesiz ki cehennem odunusunuz. (Enbiyâ, 98).
İbn Ebu Hatim diyor : Bize babam... Ümmü'1-Fadl (İbn Abbâs'm annesi) dan nakletti ki O şöyle dedi : Biz Mekke'de idik. Bir gece Rasû-lullah (s.a.) kalktı ve üç defa : «Ey Allah'ım tebliğ ettim mi?» buyurdu. Ömer kalktı ve «Evet» dedi. Sabah olunca Easül-i Ekrem şöyle buyurdular : «İslâm mutlaka gâlib olacak ve küfür geldiği yere gerisin geri çevrilecek, sizler İslâm'ı denizlere taşıyacaksınız. İnsanların üzerine öyle bir gün gelecek ki insanlar Kur'an'ı öğrenip okuyacaklar ve : «Biz Kur'an'ı okuduk ve anladık, bizden daha hayırlı olan var mı?» diyecekler. Bir bakın hele onlarda hayrın zerresi var mı?» «Ey Allah'ın Ka-sûlü onlar kimlerdir?» sorusuna : «Onlar da sizden, sizin dininize mensup olan ahfâdmızdır ve işte onlar cehennemin yakıtıdırlar." cevabını verdi. Hadisi İbn Merdûyeh de Yezîd İbn Abdullah İbn el-Hâd kanaliy-le... Ümmü'l-Fadl'dan rivayet etmiştir. Onun rivayetine göre, Rasûlul-lah (s.a.) Mekke'de iken bir gece kalkarak üç kerre : «Tebliğ ettim mi?» buyurdular. Hz. Ömer çok yufka yürekliydi. Kalktı ve «Allah için evet, uğraştın, nasihat ettin, sabret.» dedi. Rasülullah (s.a.) : «îmân gâlib gelecek ve küfür yerlerine geri çevrilecek. İnsanlar İslâm'ı denizlere taşıyacaklar. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki Kur'an'ı okuyup Öğrenecekler, öğretecekler ve : «Okuduk, anladık, bizden daha hayırlı kimdir?» diyecekler. Onlarda hiçbir hayır yoktur.» buyurdular. «Ey Allah'ın Rasûlü, kim onlar?» diye sorulduğunda. «Onlar sizdendir ve onlar ateşin yakıtıdırlar* buyurdular.
İbn Merdûyeh bu hadîsi Mûsâ İbn Ubeyd kanaliyle... Abbâs İbn Abdülmuttalib'den rivayet etmiştir. Allah Teâlâ «Tıpkı Firavun hanedanının gidişi gibi.» buyuruyor. Buradaki «de'b» (gidiş) kelimesi İbn Abbâs, İkrime, Mücâhid, Ebu Mâlik, Dahhâk ve daha başkaları tarafından iş, amel şeklinde açıklanmıştır. Bunlar arasında Firavun hanedanının sünneti ve işi. Firavun hanedanının benzeri gibi açıklamada bulunanlar vardır ki izahlar birbirine yakındır.
Âyetin mânâsı ise şöyledir :
Nasıl, Firavun hanedanı ve ondan sonra Allah'ın gönderdiği peygamberlerin getirdiği âyetleri ve hüccetleri inkâr edenlere mallan ve çocukları fayda vermeyip helak oldular, azaba çarptmldılarsa, kâfirlere de mallan ve çocukları fayda vermeyecek ve helak olup azaba çarptırılacaklardır.
Allah Teâlâ : «Allah'ın azabı çok şiddetlidir.» buyuruyor. Yakalaması şiddetli, azabı yakıcıdır. Hiç kimse O'ndan kurtulamaz, O'nu hiçbir şey geçemez. O dilediğini yapar, her şeye gâlibtir, her şey O'na boyun eğer. O'ndan başka İlâh yok, O'ndan başka Rabb da.
12 — Küfredenlere : -Siz mutlaka yenileceksiniz. Ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir, de. 13 — Karşılaşan iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır: Biri Allah yolunda döğüşüyordu. Diğeri ise kâfirdi. Onlar, öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarını gözleriyle görüyorlardı. Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Görebilenler için bunda ibret vardır.
Allah Teâlâ buyuruyor kî:
«Ey Muhammed kâfirlere de ki: «Siz (dünyada) mutlaka yenilecek, (kıyamet gününde de) toplanıp cehenneme sürükleneceksiniz. Orası ne kötü döşektir.»
Asım İbn Ömer İbn Katâde'den rivayetle Muhammed İbn İshâk şöyle nakleder : Rasûlullah Bedr'de elde ettiklerini edip te Medine'ye döndüğünde yahûdîieri Beni Kaynuka pazarında topladı ve : «Ey yahû-dî topluluğu! Allah Kureyş'in basma getirdiğini sizin başınıza da getirmeden müslüman olunuz.» buyurdu. Onlar da : «Ey Muhammed, Ku-reyş'ten bir grup insanı öldürmen seni gururlandırmasın. Onlar harbet-meyi bilmeyen tecrübesiz kimselerdi. Vallahi, bizimle harbetseydin bizim nasıl insanlar olduğumuzu anlardın. Bizim gibisiyle henüz karşılaşmadın.» Dediler. İşte bunun üzerine Cenâb-ı Hak bu iki âyeti indirdi. tbn İshâk bu hadisi Muhammed İbn Muhammed kanaliyle... İbn Ab-bâs'tan rivayet etmiştir. Yine bu sebeple Cenâb-ı Hak : t (Ey bu sözleri söyleyen yahûdîler) biri Allah yolunda döğüşen (müslümanlar) diğeri de (Mekke) müşrikleri olmak üzere (Bedrde harb için) karşı karşıya gelen iki topluluğun durumunda sizin için bir ibret (ve Allah'ın, dinini yücelteceğine) dâir bir delil vardır.» buyuruyor.
«Onlar, öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarım gözleriyle görüyorlardı.» âyeti hakkında bazı âlimler —İbn Cerîr'in anlattığına göre— diyorlar ki: Müşrikler Bedr günü müslümanlann sayıca kendilerinin iki katı olduğunu görüyordu ki Cenâb-ı Hak —onlara göre— bunu, müslümanlann müşriklere gâlib gelmelerinin sebebi kılmıştır. Şüphe yok ki burada bir tek yönden işkil vardır. Şöyle ki: Müşrikler o gün harbden önce müslümanlann sayısını tahmin için Ömer İbn Sa'd'ı göndermişler o da dönüp yaklaşık olarak 300 kişi olduklarını bildirmişti. Ki gerçekten müslümanlar 310 şu kadar kişiydiler. Ama muharebe başlayınca Allah müslümanlara meleklerden 1000'ini yardımcı göndermiştir.
Bu âyetin mânâsı hakkındaki ikinci görüş şöyledir: Müslümanlar kâfirleri sayıca kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı. Bununla beraber Allah müslümanlan kâfirlere gâlib kılmıştır.
Avfî'nin îbn Abbâs'tan rivayetine göre bu da mümkündür. Şöyle ki: uMü'minler Bedr günü 313, müşrikler ise 626 kişiydi. Bu izah âyetin zahirî manâsından alınmadır, ama tarih ve siyer âlimleri katında meşhur olan rivayetlere ve Cumhur'un müşriklerin 900 ilâ 1000 kişi arasında olduğu kavline zıt düşmektedir. Nitekim Muham-med İbn İshâk... Urve İbn Zübeyr'den rivayet diyor ki Rasûluüah (s.a.) Haccâc oğulları kabilesine âit zenci bir köleye Kureyş'in sayısını sordu. O da : «Çoklar» dedi. Rasûlullah : «Her gün ne kadar hayvan kesiyorlar?» diye sordu. Köle : «Bir gün dokuz, bir gün on» diye cevap verince Allah Rasûlü : »Sayılan 900 ilâ 1000 dir.» buyurdular.
Ebu îshak... Hz. Âişe'den rivayetle sayılarının 1000 olduğunu söyler. Abdullah îbnMes'ûd da bu şekilde söylemiştir.
Bu konudaki meşhur olan görüş; müşriklerin 900 ile 1000 kişi arasında olduğudur. Her halükârda mü'minlerin üç katı idiler. Buna göre müşriklerin, mü'minlerin iki katı olduğu rivayeti şüphelidir. En doğrusunu Allah bilir. İbn Cerîr'in rivayetine gelince —ki İbn Cerir br. sahihtir diyor— şöyle söylemenize benzer: "Yanımda bin var ve ben bunun iki katma muhtacım.» Bu durumda senin ihtiyâcın üç bindir. Bu izaha göre bu rivayette herhangi bir işkâl yoktur. Ancak burada her iki rivayet için de geçerli olan şu suâle cevap bulmak gerekir: Bu âyet ile yine Bedr harbi hakkındaki; Hani, karşılaştığınız zaman Allah İşlemesi gereken emri yerine getireceğinden onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözünde azaltıyordu. (Enfâl, 44) âyetinin arası nasıl birleştirilebilir? cevabı şöyledir: Bu âyet bir durumda, o âyet bir başka durumda inmiştir. Süddî... İbn Mes'ûd'dan bu âyet hakkında şu sözleri rivayet ediyor : «Burada (mevzuu bahs olan) Bedr günüdür. Müşriklere baktık bizim iki katımız kadardılar. Sonra onlara (tekrar) baktık bizden bir kişi bile fazla değiller. îşte bu; Hani, karşılaştığınız zaman Allah işlenmesi gereken emri yerine getireceğinden onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözünde azaltıyordu. (Enfâl, 44) âyetinin delâlet ettiği haldir.
Ebu İshâk... Ebu Ubeyde kanalıyla îbn Mes'ûd'dan rivayet ediyor ki o şöyle dedi: «Müşrikler gözümüzde azahverdi. O kadar ki yanımdaki bir adama : «Bak, sayıları 70 var mı? diye sordum, O da : «Yok 100 kişi kadar görüyorum» dedi. Müşriklerden bir adamı esir ettik ve sorduk : Kaç kişiydiniz? Bin kişiydik, dedi.
Her iki taraf da birbirini kontrol ettiğinde müslümanlar müşrikleri kendilerinden bir misli fazla gördüler. Böylece Allah'a tevekkül edip O'na yöneldiler ve O'ndan yardım istediler. Müşrikler de mü'minleri aynı şekilde gördüler. Böylece içlerine korku düştü. Ama birbirleri karşısında saf bağlayıp karşılaşınca Allah karşılıklı olarak hem rnü'minleri müşriklere, hem de müşrikleri mü'minlere az gösterdi ki her biri diğerinin üstüne atılsın. Allah Teâlâ bunu, hak ile bâtılı birbirinden ayırmak, îmânı küfre gâlib kılmak, mü'minleri üstün, kâfirleri zelîl etmek için yapmıştı. Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurur :
«Andolsun ki, siz düşkün bir durumdayken Bedr'de Allah size kat'î bir zafer vermişti.» (Âl-i İmran, 123)
Burada da : «Allah dilediğini yardımıyla destekler. Görebilenler için bunda ibret vardır.» Kişiyi; Allah'ın hikmetine, O'nun fiillerini, gerek bu dünyada, gerekse âhirette mü'min kullarına yardımı konusunda geçerli olan kaderini anlamaya, idrâke götüren basiret sahipleri için elbette bunda ibretler vardır. eşler ve Allah'ın rızâsı vardır. Ve Allah kullarını hakkıyla görendir.-
Dünya Malının Değeri
Cenâb-ı Hakk bu âyetlerde İnsanlar için süslenip hoş görülen, dünya hayatında kadın ve çocuklardan neş'et eden çeşitli zevkleri haber veriyor. îşe kadınlardan başlıyor. Zira dünyadaki fitnelerin en şiddetlisi onlar yüzündendir. Bir hadîs-i şerifte : «Benden sonraya erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.» buyruluyor. Ancak kadınlar ile ilişkilerin maksadı iffet (namusu koruma) ve çocukların çoğalması olursa bu elbette arzulanan bir husustur. Nitekim hadis-i şeriflerde evlenme ve bu suretle de çoğalma teşvik edilmiştir. Rasûlullah şöyle buyurur : aBu ümmetin en hayırlısı kadınları en çok olanıdır.»
«Dünya bir metâ'dır (maldır). Onun en hayırlı metâı ise sâliha bir kadındır. Ona baktığında neşelendirir, ona bir şey emrettiğinde yerine getirir (itaat eder) yanında olmadığın zaman ırzını ve malını korur.»
«Bana kadınlar ve güzel koku sevimli kılındı, göz nurum ise namazdadır.»
Hz. Âi§e ise şöyle der: «Atlardan sonra Rasûlullah'ın en çok sevdiği kadınlardır.» bir başka rivayette ise, kadınlardan sonra en çok sevdiği atlardır.
Çocukları sevmek bazen övünme ve zînet için olur. Ki. bu, âyetin hükmüne dâhiL olur. Bazen de neslin ve yalnız Allah'a ibadet eden Mu-hamnıed (s.a.) ümmetinin çoğaltılması gayesine matuf olur. Bu ikinci gaye olursa elbette güzel bir şeydir. Nitekim bir hadîs-i şerifte : «Çok seven ve çok çocuk doğuran kadınlarla evleniniz. Zira kıyamet gününde sizinle benim ümmetim diğer ümmetlerden fazla olacaktır.» buyrulmuş-tur. Mal sevgisi de bazen övünme, büyüklenme zayıflara karşı kibirlenme, fakirlere zulüm gayesiyle olur. Bu elbette zemmedilmîştir. Bazen de yakınlarına, harcamak, sıla-i rahim, çeşitli iyilik ve tâatler için olur. Bu da şer*an güzel bulunmuş ve övülmüştür.
Müfessirler ( ,;U*uJI ) kelimesinin miktarında, ihtilâf etmişlerdir. Hülâsa olarak söylersek : Dahhâk ve daha bazıları «çok ve bol maldır» demişlerdir. Diğer görüşlere göre ise { j'lı'îjt ) Bin dinardır, bin ikiyüz eşler ve Allah'ın rızâsı vardır. Ve Allah kullarını hakkıyla görendir.-
Dünya Malının Değeri
Cenâb-ı Hakk bu âyetlerde insanlar için süslenip hoş görülen, dünya hayatında kadın ve çocuklardan neş'et eden çeşitli zevkleri haber veriyor. İşe kadınlardan başlıyor. Zira dünyadaki fitnelerin en şiddetlisi onlar yüzündendir. Bir hadîs-i şerifte : «'Benden sonraya erkekler İçin kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.» buyruluyor. Ancak kadınlar ile İlişkilerin maksadı iffet (namusu koruma) ve çocukların çoğalması olursa bu elbette arzulanan bir husustur. Nitekim hadîs-i şeriflerde evlenme ve bu suretle de çoğalma teşvik edilmiştir. Rasûlullah şöyle buyurur: «Bu ümmetin en hayırlısı kadınları en çok olanıdır.» «Dünya bir metâ'dır (maldır). Onun en hayırlı metâı İse sâliha bir kadındır. Ona baktığında neşelendirir, ona bir şey emrettiğinde yerine getirir (itaat eder) yanında olmadığın zaman ırzını ve malını korur.» «Bana kadınlar ve güzel koku sevimli kılındı, göz nurum ise namazdadır.»
Hz. Âişe ise şöyle der: «Atlardan sonra Rasûlullah'ın en çok sevdiği kadınlardır.» bir başka rivayette ise, kadınlardan sonra en çok sevdiği atlardır.
Çocukları sevmek bazen Övünme ve zînet için olur. Ki bu, âyetin hükmüne dâhil olur. Bazen de neslin ve yalnız Allah'a ibâdet eden Mu-hammed (s.a.) ümmetinin çoğaltılması gayesine matuf olur. Bu ikinci gaye olursa elbette güzel bir şeydir. Nitekim bir hadîs-i şerifte: «Çok seven ve çok çocuk doğuran kadınlarla evleniniz. Zira kıyamet gününde .sizinle benim ümmetim diğer ümmetlerden fazla olacaktır.» buyrulmuş-tur. Mal sevgisi de bazen övünme, büyüklenme zayıflara karşı kibirlenme, fakirlere zulüm gayesiyle olur. Bu elbette zemmedilmiştir. Bazen de yakınlarına, harcamak, sıla-i rahim, çeşitli iyilik ve tâatler için olur. Bu da şer"an güzel bulunmuş, ve övülmüştür.
Müfessirler ( jUalÜl ) kelimesinin miktarında ihtilâf etmişlerdir. Hülâsa olarak söylersek : Dahhâk ve daha bazıları «çok ve bol maldır» demişlerdir. Diğer görüşlere göre ise ( jUa^UI ) Bin dinardır, bin ikiyüz dinardır, onlki bin'dir. Kırk bin'dir, altmış bin'dir, yetmiş bin'dir, seksen bin'dir... Ve bazıları da daha başka şeyler demişlerdir.
İmâm Ahmed diyor ki: Bize Abdüssamed... Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdular: «Kmtar 12,000 ukkiye'-dir, her ukkiye de yer ile göklerin arasında olanlardan daha hayırlıdır.»
(.....â– ..................)
İbn Ebu Hatim ise Ebu Hüreyre ve Ebu Derdâ'dan naklinde onların: «Kmtar 1200 ukiyye'dir» dediklerini kaydeder.
İbn Cerîr der ki: Bana Zekeriyyâ İbn Yahya ed-Darîr... Übeyy İbn Ka'b'dan rivayet etti ki Rasûiullah (s.a.) şöyle buyurdular : «Kıntar 1200 ukiyyedir.» Bu hadîs de münkerdir. Übeyy İbn Ka'b'den mevkuf olsa gerektir. Nitekim başka sahabelerden de bu, mevkuf olarak rivayet edilmiştir. İbn Merdûyeh Musa İbn Ubeyde kanaliyle... Ebu Derdâ'dan rivayet ediyor ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdular: «Kim 100 âyet okursa gafiller arasında yazılmaz. 100 ilâ 1000 âyet okuyan İçin ise Allah katında bir kıntâr sevap vardır. Allah katındaki bir kmtar büyük bir dağ gibidir.»
Hâkim Müstedrek'inde şöyle der : Bize Ebu'l-Abbâs Muhammed İbn Ya'kûb... Enes îbn Mâlik'den rivayet etti ki; Rasûlullah'a «Kantar kantar altın ve gümüş...» âyetini sordular: «Kıntâr 2000 ukiyye'dir» buyurdular. Hadîs Buhârî ve Müslim'in şartlarına göre sahîhtir ama tah-rîç etmemişlerdir. Hâkim böyle rivayet eder.
Hadîsi başka bir lafızla rivayet eden İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ahmed İbn Abdurrahmân... Enes'ten, o da Rasûlullah (s.a.)'dan kantar hakkında «Ondan 1000 dinar» kastedildiğini rivayet etmiştir. İbn Merdûyeh ve Taberâni de hadîsi kendi isnâdlarıyla rivayet etmişlerdir.
İbn Cerîr, Hasan el-Basrî'den mürsel ve mevkuf olmak üzere kın-târ'ın 1200 dinar olduğunu rivayet etmiştir. Avfi aynı görüşü İbn Ab-bâs'tan rivayet eder.
Dahhâk der ki: Araptan bazıları kıntânn 1000 dînâr, bir kısmı da 12.000 dinar olduğunu söylemiştir.
İbn Ebu Hatim der ki: Bize babam... Ebu Saîd eî-Hudrî'nİn «Kın-£âr bir öküz derisi dolusu altındır» dediğini nakleder..
At sevgisi ise üç çeşittir :
1 — Atların sahipleri onları Allah yolunda kullanmak üzere beslerler. İhtiyâç duyulduğu zaman onlara binerek Allah younda cihâda giderler. Bunlar at besledikleri için sevâb kazanacaklardır.
2 — Müslümanlara karşı övünmek için at yetiştirilir, (bulundurulur) . Bu at sahiplerine de günâh vardır.
3 — İffetli olarak yaşama ve at neslini üretmek için aynı zamanda onlardaki Allah'ın hakkını da unutmayarak at beslenir. İlerde (Enfâl, 69) âyetinde de geleceği üzere bu da, sahibi İçin bir korunmadır. Bu husustaki hadîs «Siz de onlara karsa gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.» (Enfâl, 60) âyetinde gelecektir. Âyetteki ( ** _f~J» ) kelimesine gelince; İbn Abbâs (r.a.) dan rivayete göre bu kelime ehli, yaratılışı, uzuvları tam, mütekâmil, güzel anlamınadır. Mücâhid, İkrime, Saîd Ibn Cübeyr, Abdurrahmân İbn Abdullah İbn Ebrâ, Süddî, Rebî İbn Enes, Ebû Sinan ve başkalarından da bu şekilde rivayet edilmiştir. Mekhûl bu kelimeyi : «Atın alnında ve ayağındaki beyazlık.» olarak anlarken başka görüşler de ileri sürülmüştür.
İmâm Ahmed şöyle der : Bize Yahya İbn Saîd... Ebu 2err'den rivayet etti ki, Rasûlulah şöyle buyurdu : «Hiç bir arab atı yoktur ki kendisine izin verilip de her fecr zamanı iki defa duada bulunmasın. Hayvan şöyle duâ eder : «Allah'ım Sen benî insanoğluna verdin. O halde beni onun yanında en sevdiği mal ve ehlinden kıl.» Âyetteki «hayvanlar» dan maksad develer, sığırlar ve koyunlardır. «Ekinler» den mak-sad da ağaç dikme ve zirâat için kullanılan yerlerdir.
imâm Ahmed diyor ki: Bize Ravh İbn Ubâde... Süveyd İbn Hübey-re'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : «Kişinin en hayırlı malı nesli bol atlar ve (iyi) yetiştirilmiş hurmalıklardır.» Allah Teâlâ «Bunlar dünya hayatının geçimidirler.» buyuruyor. Dünya hayatının geçici ve fâni olan süsleridirler. Oysa gidilecek yerin güzel olanı (ve sevâb) Allah katmdadır.
İbn Cerîr diyor ki: Bize Abd İbn Humeyd Ömer İbn Sa'd'dan rivayet etti ki, bu sûredeki 14. âyet nazil olunca Hz. Ömer : «Ey Rabbım işte şimdi onlan bizim için süsledin» dedi ve bunun üzerine de 15. âyet indirildi. Bu sebeple Cenâb-ı Hak Ey Muhammed insanlara söyle : Bu dünyada İnsanlara süslenen ve mutlaka yok olup gidecek güzelliklerden nimetlerden daha hayırlı olanı haber vereyim mi? buyurup daha hayırlı olanı açıklıyor ve : «Takvaya erenler İçin altından ırmaklar akan» muhtelif yerlerin çeşitli içecekleri hâvî baldan, sütten, serâbtan ve diğer içeceklerden akan nehirler «cennetler vardır.» Bunları ne göz görmüştür, ne kulak işitmiştir, ne de beşerin aklından geçmiştir. «Orada» ebedî devamlı «kalacaklar» ve asla oradan ayrılmayacaklardır. «Oradan dünya kadınlarında bulunabilecek her türlü pislikten, hayız-dan nifâstan arınmış tertemiz eşler ve Allah'ın rızâsı vardır.» Allah'ın rızâsı onlarla olacak ve artık bir daha onlara asla kızmayacaktır. Bu sebeple Cenâb-ı Hakk «Allah'ın nzâsı {vermiş olduğu devamlı nimetlerden daha) büyüktür.» (Tevbe, 72) buyuruyor. «Ve Allah kullarım hakkıyla görendir.» Böylece herkese haketmiş olduğu kadar ihsanda bulunacaktır. 16 — Onlar ki: Ey Rabbımız, biz gerçekten îmân ettik. Artık günâhlarımızı bize bağışla. Ve o ateş azabından bizleri koru diyenler,
17 — Sabredenler, doğru olanlar, gönülden ibâdet edenler, infâk edenler ve seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir.
Sabredenler
Bu âyette Ccnab-ı Hak, kendilerine bol bol sevâb va'dettiği takvaya eren kullarını anlatıyor ve buyuruyor : «Onlar ki: Ey Rabbımız biz gerçekten» Sana, kitabına ve Rasûlüne «îmân ettik. Artık «Sana olan îmânımız ve bize gönderdiğin din karşılığı olarak «günâhlarımızı», fazlın ve merhametinle de işlerimizdeki kusurlarımızı «bağışla ve bizi o ateş azabından korun derler. Sonra buyuruyor ki; İbâdetleri yerine getirmede ve haramları terketmekte «sabredenler» zor amellere sarılmakla Iddiâ etmekte oldukları İmânlarında «doğru olanlar, gönülden ibâdet edenler», ibâdet olmak üzere akraba ve yakınlarına infâk eden, toplumun ihtiyâçlarını karşılayan ve muhtaçlarına yardım etme gibi, İnfâk etmekle yükümlü bulundukları yerlere harcamak suretiyle mallarını Allah yolunda intak edenler ve seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir. Âyetin bu kısmı seher vakitlerinde mağfiret dilemenin faziletine delâlet etmektedir.
Rivayete göre Ya'kûb fa.s.) oğullarına: «Sizin için Rabbımdan mağfiret dileyeceğim" dediğinde onlar hakkındaki mağfiret isteğini seher vaktine bırakmıştı.
Buhârî, Müslim ve diğer Müsned ve Sünenler'de; sahabeden bir topluluğun rivayetine dayanılarak kaydedildiğine göre, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu :
«Her gece, gecenin son üçtebiri kaldığında Allah Teâlâ dünya semâsına iner ve şöyle buyurur : «Yok mu bir isteyen ki istediğini vereyim, yok mu bir duâ eden ki icabet edeyim, yok mu mağfiret dileyen ki onu bağışlayayım.»
Buhârî ve Müslim'in de Hz. Âişe'den şöyle bir rivayeti vardır : «Ra-sûlullah (s.a.) gecenin evvelinde, ortasında ve sonunda vitir kılardı ve vitr'i seherde bitirirdi.» Abdullah İbn Ömer gece namaz kılar ve Nâfi'e seslenerek : Seher vakti geldi mi? diye sorardı. Ondan «Evet» cevâbını alınca da duâ ve istiğfara başlar ve sabaha kadar devam ederdi. Bunu İbn Ebu Hatim rivayet etmiştir.
İbn Cerîr diyor : Bize Vekî'... İbrahim İbn Hâtıb'dan, o da babasından rivayet etti ki; o şöyle demiş : Seher vakti mescidin bir köşesinde bir adamın «Ey Rabbım, emrettin itaat ettim, işte seher vakti, bani bağışla» diye dua ettiğini duydum. Baktım ki Abdullah îbn Mes'ûd imiş.
İbn Merdûyeh Enes ibn Mâlik'den rivayetle diyor ki: «Gece namaz kıldığımızda seher vaktinin sonunda yetmiş kerre istiğfar etmekle emro-lunmuştuk.» 18 — Allah, şehâdet etti ki, gerçekten O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaleti ayakta tutarak buna şehâdet ettiler; O'ndan başka ilâh yoktur. O, Azîz'dir, Hakim'dir.
19 — Gerçekte Allah katında din, İslâm'dır. Ancak kitâb verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.
20 — Seninle tartışmaya girişirlerse : Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a teslim ettim, de. Kendilerine Kitâb verilenler ve kitâbsız ümmîlere : Siz de İslâm oldunuz mu? de. Eğer İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir.
Şayet yüz çevirirlerse sana yalnız tebliğ etmek düşer. Ve Allah, kullarını görendir.
«Allah şehâdet etti.» Şâhid olarak Allah yeter. Zîra şâhidlerin en doğrusu ve adaletlisi, konuşan, söz söyleyenlerin de en doğrusu O'dur. «O'ndan başka ilâh yoktur» bütün yaratıkların tek İlâhıdır. Herkes O'nun tarafından yaratılmış ve O'nun kullan olup O'na muhtaçtırlar. O ise kendinden başkasından müstağnidir. Nitekim başka bir âyette şöyle buyurur :
«Lâkin Allah sana indirdiğine şâhidlik eder ki, O'nu bile bile indirmiştir. Melekler de şâhidlik ederler. Esasen şâhid olarak Allah yeter.» (Nisa, 166). Sonra kendi şehâdetine meleklerin ve ilim sahiplerini de katarak: «Melekler ve ilim sahipleri de adaleti ayakta tutarak buna şehâdet ettiler.» «O'ndan başka İlâh yoktur. O Azîz'dir.» Hiçbir büyüklük O'ndan daha büyük olamaz, sözlerinde fiillerinde, şeriatında ve kaderinde «Hikmet Sahibidir.»
İmâm Ahmed diyor ki: Bize Yezîd îbn Abdürrabbih... Zübeyr İbn Avvâm'dan rivayet etti ki o şöyle demiş. Arafe'de iken Rasûlullah (s.a.)ı şu âyeti okurken işittim :
«Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz.» (Âl-i İmrân, 85) şöyle devam etti: «Ey Rabbım, ben de buna şehâdet edenlerdenim.»
Hadîsi İbn Ebu Hatim başka bir şekilde rivayet ediyor, şöyle ki: Bise Ali İbn el-Hüseyin... Zübeyr'den rivayet etti ki o şöyle demiştir : Rasûlullah (s.a.) «Allah şehâdet etti ki gerçekten O'ndan başka İlâh yoktur. Melekler...» âyetini okurken : «Ey Rabbım, ben de şehâdet ederim.» buyurdular.
Taberânî Mu'cem'ül-Kebîr'inde şöyle der: Bize Abdan ibn Ahmed... Gâlib el-Kattân'dan rivayet etti ki o şöyle demiştir : Ticâret için Kûfe'ye geldim ve A'meş'in yakınında bir yerde konakladım. Oradan ayrılacağım gece teheccüd namazına kalktı. Namazda bu âyetleri okudu ve şöyle dedi: «Allah'ın şehâdet ettiği şeye ben de şehâdet ediyor ve bu şehâdeti Allah'a emânet ediyorum. Bu şehâdetim Allah katında bir emânettir, Allah katında din, İslâm'dır.» Bunu defalarca tekrarladı. Ben (kendi kendime) : Bu, muhakkak bu konuda bir şeyler duydu, dedim ve sabahleyin ona vedalaşmaya gittiğimde : Ey Ebu Mu-hammed, senin bu âyeti tekrarladığını duydum, dedim. Bunun üzerine : «O ayetteki şey (haber ve fazîlet) den haberin yok mu? deyince, ben: Ben bir aydır senin yanındayım, Bu konuda bana hiçbir şey söylemedin, dedim. A'meş : Vallahi sana bunu bir seneden önce söylemem, dedi. Orada bir sene kalarak (ona hizmet ettim) bir sene olunca : Ey Ebu Muhammed bir sene geçti, dedim. A'meş dedi ki: Bana Ebu Vâll, Abdullah'dan rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: «(Emânet ya da şehâdet) sahibi kıyamet günü getirilir. Allah (c.c.) şöyle buyurur : "Kulum bana ant verdi (ahitte bulundu) elbette en fazla ben ahde vefa gösteririm. Kulumu cennete sokunuz.»
«Allah katında din, İslâm'dır.» âyeti Allah tarafından O'nun katında İslâm'dan başka hiçbir dinin kabul edilmeyeceğinin ilânıdır. İslâm, Allah'ın gönderdiği bütün peygamberlerin Allah'dan getirdikleri ve haber verdikleri dine uymaktır. Peygamber gönderilmesi Muhammed (s.a.) ile son bulmuştur. Böylece O'nun yolu hâricinde Allah'a giden diğer bütün yollar kapatılmış oluyor. O halde Muhammed (s.a.) in. gönderilmesinden sonra kim O'nun şeriatından başka bir din ile Allah'ına varırsa bu ondan kabul edilmeyecektir. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurulmuştur: «Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz...» (Âl-i İmrân, 85). Bu âyette Cenâb-ı Hak : «Allah katında din İslâm'dır» buyurarak münhasıran makbul dinin İslâm olduğunu haber vermektedir...
Sonra Cenâb-ı Hak öncekilerden kendilerine kitâb verilenlerin, kendilerine peygamberler gönderilip kitaplar inzâî edilmek suretiyle aleyhlerinde hüccetler olmasından sonra ayrılığa düştüklerini haber vererek şöyle buyurur:
«Ancak kitâb verilenler kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler.» Birbirlerine karşı çıktılar (anlaşmazlığa düştüler). Birbirlerini çekememezlik, kin ve birbirlerine karşı sırt çevirmeleri sebebiyle Hak üzerinde de ayrılığa düştüler. Birilerinin diğerlerine olan kin ve düşmanlığı doğru bile olsa, onları karşı tarafın her söz ve işine karşı olmaya sürükledi. Sonra buyurdu: «Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, şüphesiz ki Allah hesabını çabuk görendir.» Kim Allah'ın kitabında indirmiş olduğu şeyleri inkâr ederse Allah buna karşılık olarak onu cezalandıracak, bu yalanlamasından dolayı onu hesaba çekecek ve kitabına muhalefetinden dolayı azabına çarptıracaktır.
Cenâb-ı Hak sonra şöyle buyuruyor : «Seninle (tevhîd, Allah'ı birleme konusunda) tartışmaya girişirlerse sen : «Bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a teslim ettim, de.» İbâdetimi, yalnız tek olan Allah'a yaparım. O'nun benzeri, ortağı, dengi ve arkadaşı yoktur.» Bentm dinime uyanlar da aynen benim söylediklerimi söylerler. Allah'ın şu âyetinde de buyurulduğu gibi;
«De ki: Benim yolum işte budur. Allah'a basiretle davet ediyorum, ben de bana uyanlar da Allah'ı tenzih ederiz.» (Yûsuf, 108)
Sonra Allah Teâlâ kulu ve Rasûlü Muhammed'e, hıristiyanları ya-hûdîleri ve ümmî müşrikleri Allah'ın gönderdiği (kitaba) ve şeriatına, dinine ve yoluna daveti emrederek şöyle buyuruyor : "Kendilerine ki-tâb verilenlere ve kitâbsız ümmîlere : Siz de İslâm oldunuz mu? de. Eğer İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir. Şayet yüz çevirirlerse sana yalnız tebliğ etmek düşer.» Onları hesaba çekmek Allah'a aittir. Zâten dönüşleri ve varacakları yer de Allah'dır. Dilediğine hidâyet veren, dilediğini saptıran da O'dur. Onun için «Allah kullarını görendir» buyuruyor. Kimin hidâyeti, kimin de dalâleti ve sapıklığı hakettiğini O bilir. «O yaptığından sorulmaz, halbuki onlar yaptıklarından sorulacaklardır.» (Enbiyâ, 23). Bütün bunlar O'nun hikmet ve rahmetinden dolayıdır. Bu ve emsali âyetler Rasûlullah (s.a.) m bütün yaratıklara gönderilmiş olduğunun en açık delillerindendir. Bu husus O'nun dininden zarurî olarak anlaşılmaktadır. Bu konuya delâlet eden âyet ve hadîsler pek çoktur. Meselâ :
«De ki: Ey insanlar, ben' gerçekten... Allah'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim.» (A'râf, 158)
«Hakkı bâtıldan ayırdeden Kur'an'ı kuluna dünyaları uyarmak üzere indiren Allah yücelerin yücesidir,» (Purkân, 1) gibi.
Buharı, Müslim ve diğer hadis kitaplarında, müteaddid olaylarla tevatür derecesine yükselen haberlere göre Rasûlullah (s.a.) acem olsun, arap olsun, kitabî olsun, ümmî olsun bütün krallara ve insan topluluklarına Allah'ın bu konudaki emrine uyarak mektuplar göndermiş ve onları İslâm'a çağırmıştır.
Abdürrezzâk der ki; Ma'mer'in... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : «Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki ister yahûdî olsun, ister hıristiyan olsun beni işittikten sonra benim gönderildiğim dini kabul etmeden Ölürse cehennem eh-lindendir...» (Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.) Rasûlullah buyurdular ki: «Ben siyah ve kırmıza (derili olanlara) da gönderildim.», «Daha Önce peygamber Özellikle kendi kavmine gönderilirdi. Ben ise bütün insanlara gönderildim.»
İmâm Ahmed diyor: Bize Müemmel'in... Enes'den rivayetine göre; yahûdî bir çocuk Rasıilullah'a abdest (suyu) hazırlar, nalınlarını getirirdi. Bir gün hastalandı. Rasûlullah onu ziyarete1 gitti. Çocuğun babası başucunda duruyordu. Rasûlullah (s.a.) çocuğa : «Ey falan, «Lâ İlahe İllallah» de,» dedi. Çocuk babasma baktı, babası sustu. Rasûlullah sözünü tekrarlayınca çocuk yine babasına baktı ve babası: «Ebu'l -Kâsım'm dediğini yapn deyince, çocuk : «Allah'dan başka tlâh olmadığına ve senin O'nun elçisi olduğuna şehâdet ederim» dedi. Rasûlullah şöyle diyerek çocuğun yanından çıktı: «Benimle1» (benim sayemde) onu cehennemden çıkaran Allah'a hamdolsun.» Bu hadisi Buhârî de tahriç etmiştir. Rasûlullah (s.a.) m bütün insanlara gönderildiğine dâir âyet ve hadîsler pek çoktur.
21 — Allah'ın âyetlerini inkâr edenlere ve haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere, işte onlara, elem verici bir azabı müjdele.
22 — İşte bunlar o kimselerdir ki; dünya ve âhirette amelleri boşa gitmiştir. Ve onların hiç yardımcıları da yoktur.
Bu, Allah'ın ehl-i kitabı zemmetmesi, kötülenaesidir. Zira onlar gerek eski peygamberlerin, gerekse yeni peygamberlerin kendilerine getirip tebliğ etmiş olduğu Allah'ın âyetlerini, peygamberlerin hiçbir günâhı olmadığı halde sırf kendilerini küçük görerek inkâr etme, yalanlama suçunu işlediler. Hattâ Allah'ın dinini kendilerine tebliğ ettikleri zaman bazı peygamberleri öldürdüler. Ortada peygamberlerin onları hakk'a davetinden başka öldürmelerini gerektirecek bir sebep ve suç olmadığı halde. İnsanlardan adaleti emredenleri öldürdüler ki bu kibrin ve inadın en şiddetliyidir. Rasûlullah (s.a.) m da buyurduğu gibi «Kibir, Hakk'ı inkâr ve insanları küçük görmedir.»
İbn Ebu Hatim diyor ki; bize Ebu Zübeyr Hasan İbn Ali.-. Ebu Übeyde İbn el-Cerrâh'dan, rivayet etti ki o şöyle demiştir : Allah'ın Rasülü, kıyamet günü insanlardan hangisinin azabı daha şiddetlidir? dedim. Rasûlullah: «Bir peygamberi ya da iyiliklerini emreden, kötülüğü yasaklayanı öldüreninki,» buyurup bu âyeti okudular, devamla : «Ey Ebu Übeyde, İsrâiloğullan bir günün başında bir saatte kırk üç peygamberi öldürdü. İçlerinden yüz yetmiş adam çıktı ve peygamberleri öldürenlere iyilikleri emir ve kötülükleri nehyetti. Aynı günün sonunda hepsi de öldürülmüşlerdi. îşte Allah (c.c.) in bu âyette zikrettikleri bunlardır.» buyurdular.
îbn Ebu Hâtim'in, Abdullah îbn Mes'ûd'dan rivayeti ise şöyledir : «Günün başında isrâiloğullan üçyüz peygamberi öldürdü, günün sonunda da bakla pazarı kurdular.» îşte onların Hak'tan yüz çevirmelerine, hakka karşı büyüklenmelerlne, Allah dünyada zillet ve aşağılama, âhirette de yakıcı azâbla karşılık verdi ve buyurdu : «İşte onlara elem verici azabı müjdele. îşte bunlar o kimselerdir ki dünya ve âhirette amelleri boşa gitmiştir ve onların hiç yardımcıları da yoktur."
23 — Kendilerine Kitâb'tan bir pay verilmiş olanları görmedin mi ki; aralarında hüküm vermen için Allah'ın kitabına çağınhyorlar da, sonra onlardan bir zümre arkasını çeviriyor. Onlar temelli yüz çevirenlerdendir.
24 — Bu, onların: «Sayılı günlerden başka bize, asla ateş dokunmayacak demeleri yüzündendir. Ve uydu-rageldikleri şeyler, dinlerinde kendilerini aldatmıştır.
25 — Ya geleceğinden şüphe olmayan bir günde onları topladığımız ve kendilerine zulmedilmeden herkesin kazandığı, tastamam ödendiği zaman halleri ne olacak?
Allah Teâlâ, ellerinde bulunan Tevrat ve incillere tutunan yahûdî ve hıristiyanlan protesto mâhiyetinde «kendilerine kitâbtan bir pay verilmiş olanları görmedin mi ki aralarında hüküm vermen için Allah'ın kitabına çağınhyorlar da sonra onlardan bir zümre arkasını çeviriyor...» buyuruyor. Tevrat ve incil'de de kendilerine emredilen, Allah'a itaat konusunda Muhammed (s.a.) e tâbi olarak onun hakemliğini kabule çağrıldıklarında, kendi kitaplarından da yüzçevirerek bunu kabule yanaşmıyorlar. İşte bu, onları kötülemenin en son derecesi ve onların inatçılıklarının ve zıtlaşmalarının bir ifadesidir. Sonra Allah Teâiâ şöyle buyuruyor: «Bu, onların : Sayılı günlerden başka bize, asla ateş dokunmayacak, demeleri yüzündendir.» Onlan Hakk'a muhalefete sürükleyip buna cesaret ettiren husus, onların Allah'a karşı yapmış oldukları şu iddialarıdır : «Dünyadaki her bin yıla bir gün olmak üzere cehennem'de sadece yedi gün azâb göreceğiz.» Bunun tefsiri Bakara sûresinde geçmişti.
Allah Teâlâ devamla şöyle buyurur :
«Onların uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerin! aldatmıştır.» Allah'ın herhangi bir âyeti olmaksızın kendi kendilerine uydurdukları cehennem ateşinin ancak sayılı günlerde kendilerini yakacağı safsatası onları bâtıl dinlerinde bırakmıştır. Halbuki Cenâb-ı Hak onlan tehdîdle şöyle devam ediyor : «Ya geleceğinden şüphe olmayan bir günde onlan topladığımızda... halleri ne olacak?» Allah'a iftira ettikten, peygamberleri yalanlayıp onlan ve kendi İçlerinde olup da iyiliği emredip kötülükten sakındıran âlimleri öldürdükten sonra halleri nasıl olacak? Allah bunların hepsini onlardan soracak, hesaba çekecek ve karşılığını verecektir. Bunun için de Allah: «Varlığında ve geleceğin-de asla şüphe olmayan bir günde, onları topladığımız ve kendilerine zulmedilmeden herkesin kazandığı, tastamam ödendiği zaman halleri ne olacak?» buyurmuştur.
26 — De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah'ım; Sen, mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın. Sen dilediğini azîz edersin, sen dilediğini zelil edersin. Hayır, yalnız Senin elindedir. Sen; hiç şüphe yok ki, her şeye Kadirsin.
27 — Geceyi gündüze geçirir, gündüzü geceye geçirirsin. Ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğin kimseye hesâbsız rızık verirsin.
Allah Teâlâ buyuruyor ki:
Ey Muhammed, Rabbını ta'zîm ederek, O'na tevekkül ederek, O'na Şükrederek, işlerini O'na havale ederek de ki: «Ey mülkün sahibi olan Allah'ım, {Bütün mülk Senindir.) Sen mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın. Sen dilediğini Azîz edersin, dilediğini zelîl edersin.» Veren Sensin, vermeyen, alan da Sen, dilediği olan, dilemediği olmayan da Sen'sln. Bu âyette Rasûlullah (s.a.) ve ümmetinin Allah'ın nimetlerine şükretmeleri gerektiğine işaret ve tenbîhte bulunulmaktadır. ZSra Allah Teâlâ peygamberliği tsrâiloğullarından almış ve Mekkeli, Kureyş kabilesinden ümmî bir arap ve genelde peygamberlerin sonuncusu, bütün ins ve cinne Allah'ın elçisi olan Muhammed (s.a.) e vermiş. O'nda kendinden önceki bütün peygamberlerin güzellikleri toplanmış, Allah'ın şeriatım, geçmiş ve gelecek gaybı, âhlret gerçeklerini bilme, doğuda batıda bütün dünyaya ümmetini yayma, gecelerin günleri kovaladığı sürece ta kıyamete kadar dinini diğer bütün din ve şeriatlardan üstün kılma gibi, diğer hiçbir peygambere vermediği özellikleri Ona vermiştir. Bnun için Allah Teâlâ :
«De ki ey mülkün sahibi olan Allah'ım...» (Yaratıklarına tasarruf sahibi olan Sen'sin.) buyuruyor. «Ve dediler ki: Bunun için Allah Teâlâ : «Bu Kur'an iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?» (Zuhruf, 31) buyurarak kendi işleri hakkında akıl yürütmeye kalkanları reddediyor ve :
«Yoksa Rabbınm rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?» (Zuhruf, 32) buyuruyor. Biz yaratıklarımız hakkında dilediğimiz gibi tasarrufta bulunuruz. Buna mâni' olacak bir şey asla olamaz. Bu işlerimizde hikmet ve hüccet sahibiyizdir. Aynı şekilde peygamberliği de dilediğimize veririz, diyor. Nitekim bu konuda bir başka âyette şöyle buyurur:
«Allah risâleti nereye vereceğini en iyi bilendir." (En'âm, 124)
«Bak nasıl onları birbirlerine üstün kıldık.» (İsrâ, 21)
Hafız İbn Asâkir, Halîfe Me'mûn devrine dâir tarih'inde İshâk İbn Ahmed'in hal tercümesinde rivayet ediyor ki: Halîfe Me'mûn Rûm ülkesinde bir sarayda Himyer diliyle yazılmış bir mektup görmüş. Mektup arapçaya çevirilmiş, içinde şunlar yazıhymış :
«Allah'ın adıyla başlarım. Gece ve gündüz değiştiğinde, felekte yıldızlar semâsı döndüğünde hükümranlık, saltanatı sona eren bir kraldan bir başkasına intikâl eder. Arş sahibinin hükümranlığı ise devamlıdır. Ne sona erer, ne de ona bir ortak vardır.»
Allah Teâlâ :
«Geceyi gündüze geçirir, gündüzü geceye geçirirsin...» buyuruyor. Birisinin uzunluğundan alır, diğerinin kısalığına eklersin. Böylece müsâvî olurlar. Sonra birinden alır öbürüne verirsin denklik bozulur, sonra tekrar müsâvî olurlar. Bahar, yaz, güz ve kış mevsimlerinde bu böylece devam eder gider.
«Ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarırsın.» Taneyi ekinden, ekini taneden, hurmayı tohumdan, tohumu hurmadan, mü'mini kâfirden, kâfiri mü'minden, tavuğu yumurtadan, yumurtayı tavuktan çıkarırsın. «Dilediğin kimseye hesâbsız rızık verirsin.» Dilediğine sayamayacağı, saymaya gücünün yetemeyeceği kadar inal verirsin. Diğer-lerininkini de hikmetinin, irâdenin, dilediğinin ve adaletinin gerektirdiği şekilde kısarsın.
Taberânî diyor ki, bize Muhammed İbn Zekeriyyâ, Rasûlullah (s.a.) m şöyle buyurduğunu rivayet etti: «Kendisiyle duâ edildiğinde Allah'ın icabet ettiği İsm-i A'zâm'ı Âl-i İmrân süresindeki 26. âyet-1 kerîme'sindedir.»
28 — Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa; Allah ile dostluğu kalmaz. Ancak onlardan sakınmanız müstesnadır. Allah, size kendisinden korkmanızı emrediyor, Dönüş Allah'adır.
Kâfirleri Dost Edinmek
Allah Teâlâ mü'rainlerin kâfirleri sevmelerini, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmelerini yasaklıyor. Böyle yapanları tehdid sadedinde : «Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz» buyuruyor. Bu konuda Allah'ın yasakladığını yapanların Allah ile hiçbir ilgisi kalmaz. Şu âyetlerde de buna işaret vardır :
«Ey îmân edenler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?» (Nisa, 144)
«Ey îmân edenler, yahûdî ve hıristiyanlan dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim onları dost edinirse, o da onlardandır." (Mâide, 51)
«Ey îmân edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar, Rabbımz olan Allah'a inandığınızdan dolayı sizi ve peygamberi yurdundan çıkarıyorlar. Eğer siz, Benim yolumda savaşmak ve hoşnûdluğumu kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden kim bunu yaparsa şüphesiz ki, doğru yoldan sapmış olur.» (Mümtehine, 1)
Cenâb-ı Allah mü'minlerin, muhacir, ansâr ve arablardan îmân edenlere dostluklarını zikrettikten sonra : «Küfredenler ise birbirinin dostudurlar. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fltns ve büyük bir fesâd olur.» (Enfâl, 73) buyuruyor.
«Ancak onlardan sakınmanız müstesnadır.» Bazı yerlerde ve vakitlerde onların kötülüğünden korkanların, niyyet ve içiyle değil de dış görünüşüyle onlardan sakınma hakları vardır. Nitekim Buhârî Ebu Derdâ'nın : «Biz bazılarının yüzüne gülerdik. Halbuki kalbimiz onlara la'net okurdu.» dediğini nakleder.
Sevrî diyor ki: İbn Abbâs şöyle dedi: «Takva amel ile değil ancak dil iledir.» Ebu'l-Âliye, Ebu'ş-Şa'sâ, Dahhâk, Rebî' İbn Enes de aynı şeyi söyler. Onların bu sözlerini Cenâb-ı Hakk'm :
«Kalbi îmânla dolu olduğu halde zorlananların dışında her kim, îmânından sonra Allah'ı tanımayıp küfre göğüs açarsa...» (Nahl, 106) âyeti de desteklemektedir.
Buhârî, Hasan'dan naklediyor: Sakınma kıyamete kadar (devam edecek) tir. «Allah size kendisinden (musibetlerinden, ya da kendisine muhalefet etmekten ve düşmanlarına dostluk, dostlarına da düşmanlık edenlere azâb vermesinden) korkmanızı emrediyor.»
«Dönüş Allah'adır.» Dönüp dolaşıp gidilecek O'dur. Herkese amelinin karşılığını verecektir.
İbn Ebu Hatim diyor ki; bize babam... Amr İbn Meymûn'dan nakletti ki o şöyle demiş. Aramızda Muâz İbn Cebel ayağa kalktı ve : Ey Evd oğulları ben size, Allah Rasûlünün elçisiyim. Biliyorsunuz ki, dönüşünüz cennete veya cehenneme olacaktır,
ALI IMRAN - 2
« : Bugün 02:28:14 AM »
--------------------------------------------------------------------------------
29 — De ki: İçinizde olanı gizleseniz de, açıklasanız da; Allah bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini O, bilir. Allah, her şeye Kadir'dir.
30— Düşünün o günü ki; herkes ne hayır işledi ise karşısında onu hazırlanmış bulacak. Kötülükten de ne yapmışsa; kendisiyle onun arasında uzun bir mesafe olmasını ister. Allah bizzat korkutuyor. Ve Allah; kullarına Raûf'dur.
Allah Teâlâ kullarına; gizli, saklı ve açık olan her şeyi bildiğini haber veriyor. Onların hiçbiri Allah'a gizli değildir. Bütün hallerini her zaman ve her anda, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ın ilmi kuşatmıştır. Yerin herbir köşesinde, denizlerde, dağlarda zerre ağırlığında ya da ondan daha küçük hiçbir şey Allah'a gizli değildir.
Bu âyet Allah'ın, kullarına O'ndan korkmalarını, O'nun yasakladığı ve hoşlanmadığı şeyleri yapmamaları tenbîhini içermektedir. Zîra Allah onların her işini bilir, hemen cezalandırmaya gücü yeter. Eğer onlardan bazılarını hemen cezâlandırmıyorsa bu, onlara mühlet verdiği, sonra güçlü've Azız olan yakalamasıyla yakalayıvereceği içindir. İşte bu se-beble Cenab-ı Hak, «Düşünün o günü ki, herkes ne hayır İşledi ise karşısında onu hazırlanmış bulacak.» buyurur. Kıyamet günü, hayır olsun, şer olsun kulun bütün amelleri hazırlanacaktır. Nitekim Allah Teâlâ başka bir âyette de :
«O gün İnsana, önde ve sonda ne yaptıysa bildirilir.» (Kıyâme, 13) buyuruyor. Amellerinden güzel gördüğüne sevinip ferahlayacak; çirkin gördüğüne de kızıp kötüleyecek, yapmamış olmayı, onlarla kendi arasında uzun bir mesafe olmasını temenni edecek. Dünyada kendisiyle beraber olan, kötü işlere kendini teşvik eden şeytânına da şöyle diyecektir : «Keski benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaş imişsin.» (Zuhruf, 38)
Allah Teâlâ tehdidini ve vaîdini tekrarla te'yîd ederek, «Allah size kendisinden korkmanızı emreder.» buyuruyor. Allah sizi azâbıyla korkutuyor. Sonra kullarını, rahmetinden ve lutfundan ümit kesmemeleri için «Allah kullarını en çok esirger» buyuruyor.
Hasan el Basrî der ki: «Allah'ın kullarını esirgemesi onların kendinden korkmalarını emretmesidir.» Başkaları da şöyle dedi: «Allah yarattıklarına karşı merhametlidir. Onların kendi yolunda, dosdoğru dininde olmalarını ve yüce elçisine uymalarını ister.»
31 — De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
32 — Allah'a ve peygambere itaat edin, de. Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.
Bu âyetin hükmüne göre, Allah'ı sevdiğini iddia ettiği halde Hz. Muhammed'in yolunda olmayan kişi her sözünde, halinde Hz. Muham-ned'in yoluna ve o'nun getirdiği hak dine uymadığı sürece bu dâvasında yalancıdır. Nitekim sahîh bir hadîste RasûluUah şöyle buyurur : «Bizim emrimiz bulunmayan bir işi işleyenin ameli merdûddur.» Bunun cindir ki Allah Teâlâ : «De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Ulah da sizi sevsin.» buyuruyor.
Sizin istediğiniz olan ona sevgi beslemenizin de üstünde Allah'ın âze olan sevgisi meydana gelsin. Bilgin ve bilge kişilerin : «Mühim olan senin sevmen değil, sevilmendir.» dediği gibi bu ikinci yani Allah'ın sizi sevmesi elbette daha büyük ve önemlidir.
Hasan el-Basrî ve seleften bazıları şöyle der : Bir grup Allah'ı sevdiğini zannetti de Allah, onları bu âyetle imtihan etti ve «De ki : Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin» buyurdu.
İbn Ebu Hatim diyor; bize babam... Hz. Âişe'den nakletti ki Rasû-lullah şöyle buyurdu : «Din, sevgi ve öfkeden başka bir şey değildir. Allah «De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.» Sonra da «(Elçisine uymanız mukabilinde) günâhlarınızı bağışlasın. O, çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir." buyuruyor. Bütün bunlar O'nun peygamberliğinin bereketi ile olur.
Allah Teâlâ sonra havâss ve avamdan olan herkese emrederek buyuruyor ki: «Allah'a ve Peygambere itaat edin. Şayet yüz çevirirlerse (O'nun emrine muhalefet ederlerse) şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.» Bu da delâlet ediyor ki; davranışlarında Rasûlullah (s.a.) a zıt hareket etmek küfürdür. Bu vasıfta olanları, —her ne kadar kendini Allah'ı seviyor ve O'na yakınlaşıyor zannetse de— peygamberlerin sonuncusu, cinler ve insanlar âlemine Allah'ın elçisi, ümmî Peygamber Hz. Muham-med'e uyuncaya kadar Allah kat'iyyen sevmeyecektir. O peygamber ki nebiler, rasûller, hattâ Ülü'1-azm peygamberler onun zamanında gelmiş olsalardı ona ve dinine tâbi olmaktan başka bir şey yapamazlardı. Nitekim bunun açıklanması ilerde 81. âyette tekrar gelecektir.
33 — 34 — Muhakkak Allah; Âdem'i, Nuh'u, tbrâ-hîm ailesini ve îmrân ailesini birbiri soyundan olarak âlemlere üstün kıldı. Ve Allah Semfdir, Alîm'dir.
Peygamberler Kafilesi
Allah Teâlâ, bu aileleri diğer insanlardan üstün kıldığını haber veriyor. Âdem (a.s.) i üstün kıldı; onu bizzat yarattı, kendisinden ona rûh üfledi, melekleri ona secde ettirdi, her şeyin isimlerini öğretti, cennete yerleştirdi. Sonra bir hikmete binâen cennetten yeryüzüne indirdi.
Nûh (a.s.) u üstün kıldı. İnsanlar putlara tapıp Allah'dan herhangi bir delil gelmediği halde, Allah'ın dininde şirke düştüklerinde Allah, Nûh (a.s.) u insanlara ilkin elçi olarak gönderdi Kavmini gece gündüz, gizli açık Allah'ın **frW"M» çağırdı. Çağrıları kavminin küfrünü artırmaktan başka bâr işe yaramayınca o da bedduada bulundu. Bunun üzerine Allah, son ferdine kadar onların hepsini suda boğdu. AUah'dan getirip tebliğ ettiği dine uyanlar haricinde kimse kurtulamadı.
İbrahim ailesini de üstün kıldı. Meselâ insanlığın efendisi, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.) bu ailedendir. İmrân ailesini de üstün kıldı. Bu İmrân, îsâ (a.s.) mn annesi Meryem'in babası olan İmrân'dır.
Muhammed İbn İshâk (Allah ona rahmet eylesin.) diyor ki: O, İmrân İbn Yaşil, İbn Emun, İbn Mîşâ, İbn Hazkiyâ, İbn Ahrîk, îbn Yümîm, İbn Azaryâ, îbn Emsiyâ İbn Yâviş îbn Ecrîyehu, İbn Yâşim, îbn Yehfaşat, İbn İnşâ, İbn Ebyân, İbn Rahî'am, İbn Süleyman, îbn Dâvûd (a.s.) dur. îsâ (a.s.), îbrâhîm (a.s.) zürriyetindendir. Bu konunun açıklanması inşâallah En'âm sûresinde tekrar gelecektir.
35 — Hani, îmrânın karısı: Rabbım karnımdakini hür olarak Sana adadım, benden kabul buyur. Doğrusu Sensin Sen, Semi', Alim, demişti.
36 — Fakat onu doğurunca —Allah onu ve doğurduğunu daha iyi bilici iken— Rabbım, ben onu kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçekten ben adını Meryem koydum. Ben onu da soyunu da kovulmuş şeytândan sana sığındırırım, demişti.
İmrân Ailesi
İmrân'm kızı, Meryem (a.s.) in annesi olan Fâkûz'un kızı Hanne’dir.
Muhammed İtan İshâk diyor ki: O kısır bir kadın idi. Bir gün gagasıyla yavrusunu besleyen bir kuş gördü ve çocuğu olmasını arzulayarak Allah'dan, kendisine bir çocuk vermesini istedi. Allah duasını kabul buyurdu, kocasıyla birleşti ve hâmile kaldı. Hâmile kaldığını anlayınca onu sırf ibâdet ve mukaddes evin hizmetine adadı. Ve şöyle dedi: «Rabbım karnımdakini hür olarak Sana adadım. Benden kabul buyur. Doğrusu hakkıyla işiten ve bilen Sensin, Sen.» (Duamı işittin, niyyetimi de biliyorsun. O karnındaki çocuğun erkek mi kız mı olduğunu bilmiyordu.) «Fakat onu doğurunca —Allah onu ve doğurduğunu daha iyi bilici iken— Rabbım, ben onu kız olarak doğurdum. (İbâdet ve Mescid-i Aksâ'nın hizmeti için kuvvet ve dayanıklılıkta) «rkek, kız gibi değildir. Gerçekten ben adını Meryem koydum» dedi. Burada, çocuğun doğduğu gün ismini koymanın caiz olduğuna delâlet vardır. Nitekim hâdisenin akışı böyledir ve bu bizden öncekilerin ele âdetidir. Ra-aûlullah (s.a.) in bunu kabul buyurduğuna dâir rivayetler olduğu gibi, O'nun sünnetinden olduğu da sabittir. Şöyle ki: Rasûlullah (s.a.) buyurdu :
«Bu gece bir oğlum oldu ve ona babam İbrahim'in adını koydum.» Bu hadîsi Buhârî ve Müslim tahrîç etmiştir. Yine Buhârî ve Müslim'in tahrîç ettiği bir hadîs şöyledir: Enes îbn Mâlik'in kardeşi olunca, onu alıp Rasûlullah (s.a.) a götürdü. O da çocuğun damağını ovup adını Abdullah koydu.
Sahîh-i Buhârî'deki bir hadîs şöyledir : «Bir adam Rasûlullah (s.a.)a' gelerek : «Ey Allah'ın elçisi bir oğlum oldu, adını ne koyayım?» dedi. Efendimiz : «Oğluna Abdurrahmân adını ver» buyurdular. Yine Bu-hârî'de kaydedildiğine göre Ebu Üseyd, damağım ovması için oğlunu Rasûlullah (s.a.) a getirmişti. Rasûl-i Ekrem unutunca çocuğun babası onu evine geri gönderdi. Efendimiz otururlarken Ebu Üseyd'in çocuğunu oraya getirdiğini hatırlayarak çocuğa Münzir adını verdi.
Katâde'nin hadîsine gelince : Hasan el-Basrî'den, o da Semure İbn Cündeb'den nakletti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : «Her çocuk akîkasma bağlıdır. Yedinci günü onun için kurban kesilir, ismi konur ve başı tıraş edilir.» Bu hadîsi Ahmed İbn Hanbel ve Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir. Tirmizî de «Bu lafızlar sahilidir» demiştir. «îsîm konur» yerine «Kan bulaştırılır» rivayeti de vardır. Ki bu daha sahihtir.1 Zübeyr İbn Bekkâr'm Kitab'ün-Neseb'de rivayet ettiği: «Rasûlullah (s.a.) oğlu İbrahim için yedinci günü akîka kurbanı kesti ve ona İbrahim adını verdi.» hadîsinin isnadı sabit değildir ve sahîh olan, hadîse muhaliftir. Bu hadîs sahîh olsa bile Rasûlullah (s.a.) m İbrahim'in ismini, o gün ilân ettiği şeklinde anlaşılmalıdır. Allah Teâlâ Meryem'in annesinin şöyle dediğini haber veriyor «Ben onu da, soyunu da —ki İsmail (a.s.) dir.— taşlanmış şeytânın (şerrinden) Sana sığındırırım.» Allah Meryem'in bu duasını kabul buyurmuştur. Abdürrezzâk diyor ki bize Ma'nıer... Ebu Hüreyre'den nakletti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : «Hiçbir çocuk yoktur ki doğumu esnasında şeytân onu ellemiş olmasın. Şeytânın bu dokunmasiyla çocuk bağırarak ağlar. Ama Meryem ile oğlu böyle değildirler.» Sonra Ebu Hüreyre şöyle dedi: Dilerseniz Âl-i İmrân sûresinin 36. âyetini okuyunuz... Bu hadîsin başka bir rivayetinde Rasûlullah (s.a.) m şöyle buyurduğu rivayet edilir : «Her doğan çocuğu şeytân bir veya iki defa sıkar. Meryem oğlu îsâ ve annesi hâriç.» Sonra Rasûlullah (s.a.) Âl-i îmrân sûresinin 36. âyetini okudu. Bu hadîs de Kays kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayet edilmiştir...
Leys İbn Sa'd... Ebu Hüreyre'den rivayet ediyor ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır : «Her âdemoğlunu annesi doğurduğunda
(1) Kan bulaştırma şöyle oluyordu: Akîka olarak kesilen kurbanın derisinden bir parça alınıyor, çocuğun başı üzerine tutuluyor ve çocuğun başına ondan kan damlatılıyordu. Sonra da çocuğun başı yıkanıp tıraş ediliyordu. Ancak bunun câhiliye âdetlerinden olup neshedildiğl rivayet edilmektedir. Bu hadîs'in açıklanmasında Hattâbî şöyle der: t Rasûlullah (S.A.) çocuğun başında bulunan kurumuş pisliklerin giderilmesini emretmişken ağır bir necaset (pislik) olan kanın çocuğun başına damlatılmasını nasıl emretmiş olabilir? (Arapça naşirler) şeytân böğründen dürter. Ancak Meryem oğlu îsâ böyle olmamış ve şeytân onu dürtmeye gittiğinde hicâb (perde) ile kendisi dürtülmüştür.»
37 — Bunun üzerine Rabbı onu güzel bir kabul ile karşıladı. Onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyyâ'nın himayesine verdi. Zekeriyyâ mihraba her girişinde onun yanında bir yiyecek bulurdu. Ey Meryem, bu sana nereden? derdi. O da: Allah tarafından derdi. Şüphe yok ki Allah; dilediğini hesâbsız rızıklandırır.
Rabbımız bu âyette Meryem'i annesinin bir adağı olarak kabul ettiğini haber veriyor. «Onu güzel bir bitki gibi büyüttü.» Onu tatlı bir şekilde ve güzel görünüşlü kıldı. Onun için isteklerinin kabul sebeplerini müyesser kıldı. Kullarından sâlih kişilerle beraber kıldı ki onlardan hayrı, ilmi ve dini öğrensin. Buna işaretle buyuruyor : «Onu Zekeriyyâ (a.s.) nın himayesine verdi.» Zekeriyyâ (a.s.) yi ona hâmî ve kefil kıldı.
İbn İshâk der ki: Meryem yetîm olduğu için Zekeriyyâ ona kefîl oldu. Başkaları da îsrâiloğullarının o sene kıtlığa dûçâr kaldıklarını ve bu sebeble Zekeriyyâ'nın Meryem'i himayesine aldığını zikrederler. İki kavil arasında zıtlık yoktur ve doğrusunu Allah bilir. Şurası muhakkak ki, Allah Zekeriyyâ'nın, Meryem'e, onun mutluluğu ve Zekeriyyâ'dan faydalı bütün ilimleri, sâlih amelleri öğrenip alması için kefîl olmasını takdir buyurdu. Zekeriyyâ (a.s.) —İbn İshâk ve İbn Cerîr'in kaydettiğine göre— aynı zamanda Meryem'in teyzesinin kocalıydı. Meryem'in kız kardeşinin kocası olduğu da söylenir. Nitekim Sahîh hadîste şöyle denir ; «Birden Yahya (a.s.) ve îsâ (a.s.) ile karşılaştım. Bunlar teyze çocuklarıdır.» İbn İshâk'ın bu rivayeti geniş anlamda kabul edilebilir. Buna göre Meryem teyzesinin kucağında büyümüştür. Nitekim Buhârî ve Müslim'deki bir hadîse göre Rasûlullah (s.a.) İmâre Bint Hamza'nın, teyzesi olan Ca'fer İbn Ebu Tâlib'in hanımına verilmesine hükmetmiş ve «Teyze anne mesâbesindedix» buyurmuşlardır. Sonra Allah Teâlâ Meryem'in, ibâdet yerindeki yüceliğine işaretle : «Zekeriyyâ mihraba her girişinde onun yanında bir yiyecek bulurdu.» buyuruyor.
Mücâhid, îkrime, Saîd İbn Cübeyr, Ebu'ş-Şa'sâ, İbrahim en-Nehaî, Dahhâk, Katâde, Rebî' İbn Enes, Atiyye İbn Avfî ve Süddî şöyle tefsir ederler : «Onun yanında kışın yaz meyveleri, yazın da kış meyveleri bulurdu.»
Mücâhid'in : «Onun yanında ilim bulurdu» Ya da : «Onun yanında, içinde ilim olan sayfalar bulurdu.» diye tefsir ettiğini îbn Ebu Hatim nakleder. Fakat birinci görüş daha sıhhatlidir.
Bu âyette evliyâ'nuı kerametlerine işaret vardır ve bunun sünnette benzeri pek çoktur.
Zekeriyyâ bunlan Meryem'in yanında görünce : «Ey Meryem, bu sana nereden?» der. O da : «Allah tarafından» derdi. Şüphe yok ki Allah; dilediğini hesâbsız rızıklandırır.»
Hafız Ebu Ya'lâ diyor : Bize Sehl (ya da Süheyl) İbn Zencele... Câ-bir'den rivayet etti ki «Bir keresinde RasûluUah (s.a.) birkaç gün yemek yemeden durdu. Sonra bu ona ağır gelmeye başladı. Hanımlarının evlerine uğradı. Onlardan hiçbirinde de bir şey yoktu. Onlardan çıkıp kızı Fâtıma'ya geldi ve : «Kızcağızım, yanında yiyebileceğim bir şey var mı? Karnım aç.» buyurdular. O da : Anam, babam sana feda olsun, yok, dedi. RasûluUah (s.a.) Fâtıma'nın yanından çıktıktan sonra bir komşusu Fâtıma'ya iki ekmekle bir parça et gönderdi. Fâtıma bunları aldı ve bir kaba koyarak: «Allah'a yemîn ederim ki, Allah Rasûlünü kendime ve yanımdakilere tercih ederim» dedi. Halbuki hepsi de bir parça yemeğe çok muhtaç idiler. Hasan'ı veya Hüseyin'i RasûluUah (s.a.) a gönderdi. O (s.a.) geri geldi, Fâtıma : Anam babam sana feda olsun. Allah bize bir şey gönderdi, ben de onu sana sakladım, dedi. RasûluUah (s.a.) Getir onu kızcağızım, buyurdu. Fâtıma anlatıyor: Kabı getirdim, açtım, bir de baktım ki ekmek ve etle dolu. Hz. Fâtıma kaba bakıp da içindekileri görünce, âdeta dili tutuldu ve anladı ki bu, Allah'ın bereketin-dendir. Allah'a hamd, Peygamberine de salât ve selâm ederek RasûluUah (s.a.) a ikram etti. RasûluUah (s.a.) onu görünce Allah'a hamdetti ve : Kızcağızım, bu sana nereden geldi? diye sordu. O da : Ey babacığım, bu Allah katındandır. Muhakkak ki Allah dUediğini hesâbsız nzıklandırır, dedi. RasûluUah (s.a.) tekrar Allah'a hamdetti ve : «Kızcağızım, seni İsrâilpğulları kadınlanmn efendisi olan Meryem'in bir benzeri kılan Allah'a hamdolsun. Allah Meryem'i nzıklandınp da bundan sorulduğunda : «Bu, Allah katındandır. O dilediğini hesâbsız rızıklandınr, derdi.» buyurdular. Ve Hz. Ali'ye haber gönderdüer. Sonra RasûluUah, Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve Efendimizin bütün hanımları Ue ev halkı ondan doyuncaya kadar yediler. Fâtıma diyor ki : «Yemek kabı (yine de) olduğu gibi (dolu) duruyordu. Kalanını bütün komşularıma dağıttım. Allah ona cok havır ve bereket vermişti.
38 — Orada Zekeriyyâ Rabbına dua etti: Rabbım, bana katından temiz bir şey bahşet. Muhakkak Sen duayı işitensin.
39 — O, mihrâbda namaz kılarken melekler ona seslendiler : Allah sana, kendisinden bir kelimeyi tasdik edici bir efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya'yı müjdeler.
40 — Ve dedi ki: Rabbım, ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir? Öyle, Allah dilediğini yapar, dedi.
41 — Rabbım; bana bir alâmet ver, dedi. Alâmetin, üç gün işaretten başka şekillerle insanlarla konuşmaman-dır. Bununla beraber Rabbım çok an ve akşam sabah tesbih et.
Hz. Zekeriyyâ'nın Duası
Zekeriyyâ (a.s.), Allah Teâlâ'nın Hz. Meryem'i yazın kış meyvele-riyle, kışın da yaz meyveleriyle rızıklandırdığını görünce, kendisi kemikleri zayıflamış bir ihtiyar, hanımı da ihtiyar ve kısır olduğu halde bir çocuğu olmasını arzuladı. Ve Rabbına gizli bir nida ile duâ edip istekte bulundu:
«Ey Rabbım bana katından temiz bir evlâd bahşet. Muhakkak ki Sen duayı işitensin.» dedi. Cenâb-ı Allah buyuruyor : «O, mihrâbda namaz kılarken melekler ona seslendiler.» O mihrâbda namaz kılarken melekler, işitebileceği bir şekilde ona seslendiler. Sonra Allah Teâlâ, meleklerin ona verdiği müjdeyi haber veriyor. «Allah sana (senin sulbünden olacak bir çocuğu) Yahya'yı müjdeliyor.»
Katâde ve başkaları diyor ki: Allah O'nu îmânla dirilttiği için Yahya ismi verildi. «Kendisinden bir kelimeyi tasdik edici.» kısmı hakkında İbn Abbâs'tan rivayetle Avfî ve başkaları Hasan, Katâde, İkrime, Mü-câhid, Ebu'ş-Şa'sâ, Süddî, Rebî' İbn Enes, Dahhâk ve başkaları diyor ki: «Alah'ın kelimesi Meryem oğlu îsâ'dır.
Rebî' İbn Enes şöyle der: Meryem oğlu îsâ'yı ilk tasdik eden o'dur. Katâde ilâve ediyor : O, Hz. îsâ'nın şeriatı üzere idi.
îbn Cüreyc diyor ki: İbn Abbâs «Kendisinden bir kelimeyi tasdik edici...» âyeti hakkında şöyle dedi: Yahya ve îsâ (s.a.) teyze çocukları idiler. Yahya (a.s.) nın annesi Meryem'e şöyle derdi: «Karnımdakinin senin karnındakine secde ettiğini hissediyorum. İşte Yahya'nın îsâ (a.s.) yi ilk tasdîkı böylece ve anne karnındayken olmuştur. Allah'ın kelimesi isa'dır. Yahya (a.s.), îsâ (a.s.) dan daha büyüktür. Süddî de böyle der.
«... bir efendi...» âyeti hakkında Ebu'l-Âliye, Rebî' İbn Enes, Katâde, Saîd İbn Cübeyr ve başkaları «hikmet sahibi birisi» derken, Katâde : «İlim ve ibâdette efendi.» demiştir. İbn Abbâs, Sevrî ve Dahhâk : «Efendi, hikmet sahibi ve muttaki kimsedir.» demişlerdir. Saîd îbn el-Müsey-yeb : «O fakîh ve âlimdir.» derken Atıyye : «Huylarında —ya da yaratılışında— ve dininde efendi..» demiş, îkrime : «Öfkenin kendine galebe çalmadığı kişidir.»' demiştir. İbn Zeyd «O şereflidir» demiş. Mücâhîd ve bir başkası da: «Onun Allah Teâlâ'ya karşı saygılı olduğunu söylemişlerdir.
«... Nefsine hâkim...» kavli hakkında da İbn Mes'ûd, İbn Abbâs, Mücâhid, îkrime, Saîd îbn Cübeyr, Ebu'ş-Şa'sâ ve Atıyye el-Avfî'den rivayete göre onlar : «kadınlara gitmeyen (onlarla cinsî temasta bulunmayan) kimsedir» demişlerdir. Ebu'l-Âliye, ve Rebî' İbn Enes'ten nakledildiğine göre «O, kendisi için çocuk doğurulmayandır» demiştir. Dahhâk ise şöyle der : «O, çocuğu ve erlik suyu bulunmayandır.»
îbn Ebu Hatim diyor ki: Bize babam.. İbn Abbas'tan ( jj~a**}\ ) un «kendisinden erlik suyu inmeyen kişi» olduğunu nakletti. Bu konuda yine İbn Ebu Hatim gerçekten garîb bir hadîs rivayet etmektedir. Şöyle ki: Bize Ebu Ca'fer Muhammed İbn Gâlib... İbn el-Âs'dan, —Râvî bunun Abdullah mı yoksa Amr mı olduğunu bilmiyor— O da Hz. Peygamberden «... bir efendi, nefsine hâkim.» âyeti hakkında rivayet etti ki o, şöyle dedi: «Hz. Peygamber sonra yerden bir şey aldı ve : «Erlik organı bunun gibi olan» buyurdu.
îbn Ebu Hatim diyor: Bize Ahmed İbn Sînân ...Amr îbn Âs'dan nakletti ki o şöyle demiş: «Allah'ın yaratıklarından, Zekeriyyâ Oğlu Yahya (a.s.) hâriç bir günâhla karşılaşmayan hiç kimse yoktur.» Saîd İbn Müseyyeb sonra «... efendi ve nefsine hâkim...» âyetini okudu ve yerden bir şey alarak «tenasül uzvu bunun gibi olandır.» dedi. (Burada) Yahya İbn Said eİ-Kattân serçe parmağının ucunu gös termiş. Bu, mevkuf bir hadistir ve isnadı yukardaki merfû' hadîster sonra daha sıhhatlidir. Hattâ merfû' olan hadîsin sıhhati de şüphelidir Allah Teâlâ en iyisini bilir.
Kadı îyâz «Şifâ» adlı eserinde şöyle der : Allah'ın Yahya (a.s.) y; övmesi onun nefsine hâkim olmasındandır. Değilse bazılarının dediğ: gibi şehvetten kesilmiş ya da erkeklik organı olmadığından değil. Bu tül sözler büyük müfessirler ve tenkidci âlimlerce şiddetle reddedilmiştir Onlar der ki: «Bu, bir ayıp ve eksikliktir ki peygambere yakışmaz. Bunun mânâsı, olsa olsa günâh işlemekten masundur, şeklindedir. Yani sanki şehvetten kesilmiş gibi günâh işlemez.» Şöyle de açıklanmıştır: «Nefsini şehvetten alıkoyar,», «kadınlara karşı bir istek duymazdı.»
Bundan da anlaşılıyor ki kadınlarla temasa gücü yetmemek aslında bir eksikliktir. Fazilet kudretin bulunması, sonra da onun frenlenme-sidir. Bu; ya îsâ (a.s.) daki gibi bizzat kendisinin gayreti ile, ya da Yahya (a.s.) daki gibi Allah'ın bundan müstağni kılmasıyla olabilir. Şehvete sahip olup onun gereğini yerine getiren ve şehvetini tatmin etmek kendini Rabbı ile beraber olmaktan alıkoymayan kimsenin derecesi ise en yüksektir. Bu derece, Rasûlullah (s.a.) in derecesidir. Hanımlarının çok olması onu Rab bin a ibâdetten alıkoymaz, bilâkis onları korumak, işlerini görmek, kendileri için kazanç peşinde koşmak ve Allah'ın hidâyetine sebep olmak suretiyle o'nun Rabbına ibâdetini artırırdı. Şehveti tat-mîn herne kadar başkaları için dünya lezzetlerinden ise de, Rasûlullah (s.a.) için dünya lezzetlerinden değildi. Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : «Sizin dünyanızdan üç şey bana sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözüm nuru namaz.»
Kadı İyâz'm ifâdesi budur ve bu âyetten maksad kadınlardan uzak olduğundan dolayı değil de, nefsine hâkim olduğundan dolayı Yahya (a.s.) yi övmektir. O ve başkaları şöyle diyor : Yahya (a.s.) fuhşiyât ve pisliklerden uzak ve ma'sûmdur. O'nun bu durumu, kadınlarla evlenmesine ve onlardan çocuğu olmasına engel değildi. Hatta Zekeriyyâ (a.s.) nın duasından Yahya (a.s.) nın nesli olduğu anlaşılır. Şöyle duâ etmişti: «Rabbım bana katından temiz bir nesil bahşet.» Yani bana nesli ve soyu olan bir çocuk, bahşeyle.
«Sâlihlerden bir peygamber olmak üzere...» kavline gelince bu, Yahya (a.s.) mn doğacağı müjdesinden sonra o'nun aynı zamanda peygamber olacağına işaret eden ikinci bir müjdedir. Bu müjde, birinciden daha büyüktür. Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Mûsâ (a.s.) nın annesine şu müjdesinde olduğu gibi: «Şüphesiz onu Biz sana döndürecek ve peygamber yapacağız.» (Kasas, 7)
Zekeriyyâ (a.s.) bu müjdeyi alınca, ihtiyarlığından sonra kendinden çocuk olacağına şaşmaya başlar ve şöyle der: «Rabbım ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?» Melek de : «Öyle, Allah dilediğini yapar.» Allah'ın emri böyle büyüktür, hiçbir şey O'nu âciz bırakamaz, hiçbir iş O'na büyük ve zor gelmez. Zekeriyyâ (a.s.) «Rabbım (benden çocuk olacağını anlayabileceğim) bir alâmet ver bana, dedi. Alâmetin, üç gün işaretten başka şekillerle insanlarla konuş-mamandır.» bütün uzuvların sağlam ve düzgün olduğu halde konuşa-mıyacaksın, dedi. Sonra bu halde iken zikir, şükür ve teşbihi çoğaltmayı emrederek : «Bununla beraber Rabbım çok an ve akşam, sabah hamdet» buyurdu.
Bu konuda detaylı bilgi inşâallah Meryem sûresinin başında tekrar gelecektir.
42 — Hani melekler: Ey Meryem, şüphesiz Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından s6ni üstün tuttu, demişlerdi.
43 — Ey Meryem, huşu' ile Rabbmın dîvânına dur. Secdeye kapan. Rükû* edenlerle birlikte rükû' et.
44 — Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb ha-berlerindendir. Meryem'e hangisi kefîl olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Çekişirlerken de orada bulunmadın.
Hz. Meryem
Bunlar, Allah'ın kendilerine vâki' emri gereği, meleklerle Meryem'in konuşmalarını haber vermektedir : îbâdet ve takvasının çokluğu, şerefi, her türlü kir ve vesveseden temiz oluşu sebebiyle bir de dünya kadınlarına üstünlüğünden dolayı Allah Meryem'i seçmiştir.
Abdürrezzâk diyor: Bize Ma'mer... Ebu Hüreyre'den nakletti ki Rasûlullah (s.a.) buyurdu : «Deveye binen kadınların en hayırlısı, Ku-reyş kadınlarıdır. Küçüklüğünde çocuğa en merhametli, elinde olan şeylerde (mallarda) kocasının haklarına son derece saygılı olanlarıdır. İmrân kızı Meryem ise asla deveye binmemiştir.» Müslim dışında hadîsi bu şekliyle tahrîç eden olmamıştır. Müslim bu hadîsi Muhammed İbn Râfî ve Abd İbn Humeyd'den, onlar da Abdürrezzâk'tan rivayet etmişlerdir.
Hişâm İbn Urve babası kanalıyla... Ali İbn Ebu Tâlib'den rivayet eder ki, o şöyle demiş : Rasûlullah'ı şöyle söylerken işittim : «Onların (İsrâiloğullannın) kadınlarının en hayırlısı İmrân kızı Meryem. (Ku-reyş'in) kadınlarının en hayırlısı da Hüveylid kızı Hadîce'dİr.»' Hadîsi Buhârî ve Müslim de Sahihlerinde Hişâm'dan tahrîç etmişlerdir.
Tirmizî diyor ki; bize Ebu Bekr İbn Zenceviyye... Enes'den Rasû-îullah (s.a.) in şöyle buyurduğunu nakletti: «Yeryüzündeki kadınlardan; İmrân kızı Meryem, Hüveylid kızı Hadîce, Muhammed (s.a.) kızı Fâtıma ve Firavun'un karısı Âsiye sana yeter.»
İbn Merdûyeh, Şu'be kanalıyla... Muâviye İbn Kurrâ'mn babasından rivayet ediyor ki, Rasûlullah (s.a.) buyurdu : «Erkeklerden çok kişi olgunluğa erdi. Kadınlardan ise sadece şu üçü : İmrân kızı Meryem, Firavun'un karısı Âsiye ve Hüveylid kızı Hadîce. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.»
Sonra Allah Teâlâ meleklerden bahsediyor : Onlar Meryem'e; ibâdeti, huşû'u, secde ve rükû'u çoğaltmasını, amelleri alışkanlık haline getirmesini emrettiler. Bu şekilde zorluklar ile karşılaşacaksa da iki dünyada sânı yüce olacaktı. Allah'ın takdiri böyleydi. Bunun mukabilinde Allah onda eşsiz kudretini ortaya çıkaracak, babasız bir çocuk yaratacaktı. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor :
«Ey Meryem huşu' ile Rabbının dîvânına dur, secdeye kapan, rükû' edenlerle birlikte rükû* et.»
( »i jwüt ) huşu' içinde yapılan ibâdettir. Şu âyette de bu anlamda kullanılmıştır :
«Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğer.» (Rûm, 26)
îbn Ebu Hatim derki; bize Yûnus İbn Abd'ül-A'lâ... Ebu Saîd'den, o da Rasûlullah (s.a.) dan rivayet etti ki Efendimiz şöyle buyurdu: «Kur'an'da kunût zikri geçen her harf taâttır (ibâdettir.)» İbn Cerîr bu
(1) Buhârî'nin lafzı şöyledir: Erkeklerden çok kişi olgunluğa erdi- Kadınlardan ise sadece Firavun'un karısı Âsiye ve Hüveylid'in kızı-Hadîce. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir. (Buhârî. K. Bedii Halk, IV. 194)
ıdîsi, İbn Lehîa kanalıyla Derrâc'dan rivayet etmiştir. Onun hadîsi ise ünkerdir.
Mücâhid diyor ki: Meryem topukları şişinceye kadar kıyamda du-ırdu. Kunût namazda uzunca durmaktır. Ki o bunu Cenâb-ı Hakk'ın uy Meryem sen huşu' ile Rabbının dîvânına dur.» ermine uyarak yapı-ırdu. Hasan ise burada kunût'u ibâdet etmek anlamına almıştır. Buna ire mânâ şöyle olacaktır : «Rabbına ibâdet et. Secdeye kapan, rükû' lenlerle birlikte rükû' et.»
Evzaî şöyle der : Meryem mihrabında kıyam, rükû' ve secde ederek kadar durdu ki ayaklarına sarı su indi. Allah ondan razı olsun.
Hafız İbn Asâkir Meryem'in tercüme-i hâlinde zikrediyor. Muham-ed İbn Yûnus kanalıyla... Yahya İbn Kesîr'den rivayet edildiğine göre, «Ey Meryem huşu' ile Rabbınm divânına dur, secdeye kapan..» âyeti ıkkında şöyle demiştir : Meryem, gözlerine san su ininceye kadar secde kaldı.
İbn Ebu Dünyâ zikrediyor : Bize Hasan İbn Abdülazîz... İbn Şevzeb* ;n rivayet etti ki, o şöyle demiştir : Hz. Meryem, her gece guslederdi.
Allah Teâlâ, olayı bütün açıklığıyla Rasûlüne bildirdikten sonra na: «Bunlar, sana vahyetmekte (anlatmakta) olduğumuz gayb ha-srlerindendir. Meryem'e hangisi kefîl olacak diye kalemlerini atarlar-;n sen yanlarında değildin. Çekişirlerken de orada bulunmadın.» bu-ıruyor. Bunlar olurken yanlarında olup da gözlerinle görerek etrâfın-ıkilere haber vermiyorsun. Bilakis bunları; Meryem'e htngisi kefîl ola-tk da daha çok ecir ve mükâfat kazanacak diye kur'a atışlarını sanki n orada hazır ve şâhid olmuşsun gibi sana Allah bildirdi.
İbn Cerîr derki; bize Kasım... îkrime'den rivayet etti ki, şöyle demiş : eryem'in annesi, Meryem'i şaşırmış bir halde Mûsâ (a.s.) nın kardeşi ârûn (a.s.) un oğlu olan Kâhin oğullarına götürdü. Onlar, o zaman syt el-Makdis'de şimdiki Kâ'be koruyucularının vazifesini yapıyorlardı, nlara şöyle dedi:
«Şu adak, işte önünüzde. Ben onu Beyt el-Makdis'e adadım ve o be-jn kızmadır. Hayızlı olan (ya da kız) kiliseye girmez. Onu evime geri itürmek de istemiyorum. (Onu ne yapayım?)»
Dediler ki: «Bu, imamımızın —İmrâri namazda onlara imamlık lerdi— ve kurbanlarımızın sahibinin kızıdır.»
Zekeriyyâ : «O'nu bana verin. Zîrâ teyzesi benim kanmdır» deyince ılar : Yok, buna gönlümüz razı olmaz. Zîrâ o, bizim imamımızın kızı-r, dediler. Sonunda Tevrâtı yazmakta oldukları kalemlerle kur'a atışlar. Kur'a Zekeriyyâ (a.s.) a çıktı ve Meryem'e o kefîl oldu.
îkrime, Süddî, Katâde, Rebî' İbn Enes ve başkaları bu kur'a işini >yle naklederler:
«Ürdün nehrine girdiler ve orada kur'a atıştılar; kalemlerini atacaklar; suyun akıntısına rağmen kimin kalemi bir yerde durursa o Meryem'e kefîl olacaktı. Kalemlerini suya attılar. Zekeriyyâ'mn kalemi hâriç hepsini su alıp götürdü. Hatta denir ki su akıntısına karşı kalem suyu yararak yukarı doğru gitti. Bütün bunlarla birlikte Zekeriyyâ (a.s.) onların büyüğü, efendisi, âlimi, imâmı ve peygamberleri idi. Allah'ın salât ve selâmı o'na ve diğer peygamberlere olsun.
45 — Melekler demişti ki: Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor. Adi; Meryem oğlu îsâ, Mesih'tir. Dünyada da, âhirette de, şanı yücedir. Allah'a yakın kılınanlardandır.
46 — Beşiğinde de, yetişkinlik halinde de insanlarla konuşacaktır ve sâlihlerdendir.
47 — Meryem dedi ki: Hey Rabbım; bana bir beşer do-kunmamışken, benim nasıl çocuğum olabilir? Melekler de: Allah, dilediğini öylece yaratır ve bir şeyin olmasını dilerse, ona «Ol» der de oluverir, dediler.
Hz. İsa'nın Doğuşu
Bu ifâde meleklerin Hz. Meryem'e, kendisinden ünlü, ulu ve büyük bir çocuk doğacağı müjdesidir. Allah Teâlâ buyuruyor: «Melekler demişti ki: Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi, ol emriyle oluve-recek bir çocuğu sana müjdeliyor.» Bu âyet, «Allah sana, kendinden bir kelimeyi tasdik edici olarak Yahya'yı müjdeliyor» âyetinin tefsiridir, ismi Meryem oğlu îsâ Mesih'tir. Dünyada bu isimle meşhur olacak, mü'-minler kendini bu isimle bileceklerdir.
Niçin Mesîh adı verildiğine dâir açıklamalar şöyledir :
a — Çok seyahat ettiği için.
b — Ayakları düzdü, ortalarında çukur yoktu.
c — Hasta olanları meshettiğinde Allah'ın izniyle iyileşiveriyor-lardı.
Babası olmadığı için Hz. îsâ âyet-i kerîme'de annesine nisbet edilerek «Meryem oğlu îsâ» şeklinde anılmıştır. «Dünyada da âhirette de o'nun şanı yücedir. Allah'a yakın kılınanlardandır.» Allah'ın kendisine kitâb, şeriat vermesi yanında daha başka özellikleriyle dünyada iken Allah katında üstün bir dereceye ermiş ve sânı yüce olmuştur. Âhirette de Allah katında o'nun izin verdiklerine şefaat edecek ve Ülü'1-Azm peygamberlerle birJikte Allah onun da şefaatini kabul buyuracaktır.
O beşiğinde de yetişkin halinde de insanlarla konuşacak, küçüklüğünde, bir mucize ve peygamberliğine alâmet olmak üzere insanları tek ve ortağı olmayan Allah'a ibâdete çağıracak, yetişkinliğinde Allah'ın bu konudaki vahyi üzerine yine bu çağrıyı yapacaktır. O, sözünde ve amelinde sâlihlerdendir. O'nun ilmi doğru, ameli ise sâlihtir.
Muhammed İbn İshâk dedi : Yezîd İbn Abdullah Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu :
«Hz. îsâ (a.s.) ve Cüreyc'in arkadaşından başka hiçbir çocuk küçüklüğünde konuşmamıştır.»
İbn Ebu Hatim diyor : Bize Ebu Sakar Yahya İbn Muhammed, Ebu Hüreyre'den rivâ*yet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : «Hz. îsâ (a.s.), Cüreyc zamanında bir çocuk ve ondan başka bir çocuk hâriç beşikte iken hiç kimse konuşmamıştır.»
Hz. Meryem Allah'ın bu müjdesini meleklerden alınca, Allah'a ya-kararak şöyle dedi:
«Ey Rabbım, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir?»
Benim kocam yok, evlenmeyi de düşünmüyorum, kötü yolda değilim, Allah korusun zina da etmedim, o halde nasıl çocuğum olabilir?
Bu sorunun cevâbı mâhiyetinde, melek Allah'ın buyruğunu şöyle nakleder :
«Allah dilediğini öylece yaratır.» Allah'ın emri böylece büyüktür. Hiçbir şey O'nu âciz bırakamaz.
Zekeriyyâ (a.s.) nın kıssasında olduğu gibi «Allah dilediğini öylece yapar.» denilmiyor da Hz. îsâ'nın yaratıldığını açıkça ifâde etmek üzere «Allah dilediğini öylece yaratır» buyuruluyor. Ayrıca bu hususu te'yîd etmek üzere «Bir şeyin olmasını dilerse ona ol der, o da oluverir.» deniliyor. Yani asla gecikmez, emrin hemen arkasından meydana gelir. Nitekim şu âyette de bu husus ifâde edilmektedir:
«Ve bizim emrimiz birdir, bir göz kırpması gibidir.» (Kamer, 50) Biz emrimizi bir kere veririz, asla ikilemeyiz. O şey de hemen, göz açıp kapayıncaya kadar oluverir.
48 — O'na kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.
49 — O'nu Isrâiloğullanna peygamber olarak gönderecek ve onlara şöyle diyecektir: Ben size Rabbınızdan bir âyet getirdim. Ben, size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona lifleyeceğim de, Allah'ın izniyle hemen kuş olacak.
Anadan doğma körleri ve abraşı iyi edeceğim. Allah'ın izniyle ölüleri dirilteceğim. Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. Eğer îmân edenlerden iseniz, elbette bunda sizin için âyet vardır.
50 — Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmek ve size haram kılınanların bir kısmını helâl kılmak üzere Rabbmızdan size bir âyet getirdim. Artık Allah'dan korkun ve bana itaat edin.
51 — Şüphe yok ki Allah; benim de Rabbım, sizin de Rabbınızdır. Öyleyse O'na kulluk edin, dosdoğru yol işte budur.
Allah Teâlâ, meleklerin Hz. Meryem'e, oğlu İsa'nın müjdesinin bir tamamlayıcısı olarak şunları söylediklerini haber vererek şöyle buyurur :
Muhakkak ki Allah, ona kitabı (yazmayı) hikmeti —hikmet hakkında açıklama Bakara sûresinin 129. âyetinde geçmişti.— Tevrat ve İncil'i öğretecek.
Tevrat Allah'ın İmrân oğlu Mûşâ'ya, İncil de îsâ (a.s.) ya indirdiği kitaptır. îsâ T>.s.) her ikisini de ezberlemişti.
O'nu İsrail oğullarına peygamber olarak gönderecek ve onlara şöyle diyecektir: Ben size Rabbınız'dan bir âyet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona lifleyeceğim de Allah'ın izniyle hemen kuş olacak.
Hz. îsâ söylediğini yapmıştı: Çamurdan kuş şekli yapmış, ona liflemiş o da açıkça herkesin görebileceği şekilde Allah'ın izniyle uçmuştu. Allah bunu Hz. îsâ'ya, onun Allah tarafından gönderildiğine delâlet etmek üzere mucize olarak vermişti.
Anadan doğma körleri ve abraşı iyi edeceğim, Allah'ın izniyle ölüleri dirilteceğim.
Âlimlerden birçoğu şöyle diyorlar:
Allah her peygamberi zamanının insanlarına uygun gelecek bir mucize ile göndermiştir. Meselâ Hz. Mûsâ (a.s.) ruh zamanında sihir çoktu ve sihirbazlar hürmet görürdü. Allah o'na öyle bir mucize verdi ki gözleri faltaşı gibi açıldı. Sihirbazlar şaşırıp kaldılar. Allah katından verilmiş bir mucize olduğunu anlayınca da îmân ettiler ve sâlih kişiler oldular.
Hz. îsâ da doktorların ve tabiî ilimlerin revaçta bulunduğu budamanda gönderildi. O'na da öyle mucizeler verildi ki, kimsenin yapması mümkün değildi. Şeriatları gönderen Allah, kendi peygamberini te'yîd etmek üzere bunları o'na vermişti.
Hangi doktor cansız şeyleri diriltebilir, anadan doğma körü ve abraşı tedâvî edebilir? Kabrinde haşredek rehin olan birini diriltebilir ki?...
Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a.) de fasâhat ve belagat erbâbmın büyük şâirlerin zamanında gönderilmiş ve Allah'tan bir kitabı, Kur'an'ı getirmişti. Öyle bir kitâb ki onun bir benzerini, ya da on sûresinin bir benzerini, yahut bir tek sûresinin benzerini getirmek üzere bütün insanlar ve cinler toplansa, birbirlerine destek olsalar, yine de yapamayacaklar. Çünkü yaratıklarının kelâmı, Allah'ın, kelâmına asla benzemeyecektir.
Hâlen yediklerinizi, yarın için evlerinizde saklayıp biriktirdiklerinizi size haber vereceğim. Eğer îmân edenlerden iseniz, elbette bunda sizin için size getirip haber verdiğim şeylerde doğru olduğuma delil vardır.
Tevrat'tan benden önce olanları tasdik edici ve size daha önce haram kılman bazı şeyleri helâl kılıcı olarak.
Bu ifâde, Hz. îsâ'nın, Tevrat'ın bazı hükümlerini kaldırdığına delâlet etmektedir. Âlimlerden bir kısmı da şöyle diyorlar : Hz. îsâ Tevrat'tan hiç bir şeyi kaldırmamış, sadece çekişip de ihtilâfa düştükleri ve hatâ ettikleri bazı şeyleri helâl kılmış, bu konulardaki kapalılığı açıklamıştır. Nitekim başka bîr âyette de şöyle buyurulmaktadır :
«Size ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak için geldim.» (Zuhruf, 63) Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Rabbım'dan size söylediklerimin doğru olduğuna delâlet edecek bir âyet getirdim. Allah'tan korkun ve O'na itaat edin. Şüphe yok ki Allah benim de Rabbım, sizin de Rabbınızdır. Öyleyse O'na kulluk edin. Kulluk etmede, boyun eğmede, sizinle benim aramda hiç bir fark yoktur. Doğru yol işte budur.
52 — İsâ onların inkârlarını sezince; Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir? dedi. Havariler: Biziz Allah'ın yardımcıları, Allah'a îmân ettik. Sen de şâhid ol ki, biz muhakkak müslümanlarız, dediler.
53 — Ey Rabbımız indirdiğine îmân ettik-. Ve Peygamberinin ardınca gittik. Bizi şâhid olanlarla beraber yaz.
54 — Hîle yaptılar. Allah da onlan cezalandırdı. Ve Allah, hîle yapanların cezasını en iyi verendir.
Allah Teâlâ buyuruyor ki;
îsâ (a.s.) onların küfür ve dalâlet üzre kalmaya niyyet ve azmettiklerini hissedince : Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir? dedi. Mücâhid burayı «Allah'a giderken bana kim uyacak?» şeklinde anlarken, Süfyân el-Sevrî ve başkaları da «Allah ile birlikte benim yardımcılarım kimlerdir?» şeklinde anlamışlardır. Mücâhid'in kavli akla daha yatkın gelmektedir. Burada maksadı herhalde: «İnsanları Allah yoluna davette bana yardımcı olacak kimlerdir?» olsa gerektir. Nitekim Rasû-lullah (s.a.) da hac mevsiminde hicretten önce şöyle buyurdu : Rabbı-mın sözünü tebliğde bana yardım edecek kimdir? Muhakkak ki Kureyş, Rabbımın sözünü tebliğ etmemi engelliyor.
Nihayet Ansâr'ı buldu; Rasûlullah'ı korudular, yardımcı oldular. O da onların yanına hicret etti. Siyah deriliye, kırmızı deriliye, herkese karşı o'nu korudular.
Aynı şekilde Hz. îsâ (a.s.) ya da İsrâiloğullarından bir grup icabet ederek ona îmân ettiler, yardımcı oldular ve Allah'ın kendisine inzal buyurduğu nûsa uydular.
İşte bunun için Allah Teâlâ onlardan bahsederek şöyle buyuruyor:
«Havariler : Biziz Allah'ın yardımcıları. Allah'a îmân ettik. Sen de şâhid ol ki, biz muhakkak müslümanlarız, dediler. Ey Rabbımız indirdiğine îmân ettik. Ve peygamberin ardınca gittik. Bizi şâhid olanlarla beraber yaz, dediler.»
Havârî: Yardımcı demektir. Nitekim Rasûlullah (s.a.) Hendek muharebesinde insanları yardıma çağırınca, Zübeyr hemen icabet etmiş; sonra tekrar onları yardıma çağırmış, yine Zübeyr koşmuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) :
«Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim de Ztibeyr'-dir.» buyurmuşlardı.
Ibn Ebu Hatim diyor : Bize Ebu Saîd el-Eşecc... İbn Abbâs'dan rivayet etti ki o,
«Bizi şâhid olanlarla beraber yaz» âyeti hakkında şöyle demiştir:
«Bizi Muhammed (s.a,) ümmeti ile birlikte yaz.» demektir. Bu hadîsin isnadı ceyyiddir. (iyidir.)
Sonra Allah Teâlâ, İsrâiloğullarından haber vererek şöyle buyurur:
Havariler ona yardım ettiği sırada, yahûdiler îsâ (a.s.) yi öldürmek, ona kötülük yapmak ve asmak istediler, zamanın kralına aleyhinde laflar ettiler. O da kâfirdi. Bir adam var; insanları sapıttırıyor, krala itâattan alıkoyuyor, tebeayı parçalıyor, baba ile oğulun arasım açıyor, gibi yalanlar uydurdular. Hattâ onun kötü bir kadının oğlu olduğunu bile söylediler. Böylece kralı Hz. îsâ (a.s.) aleyhine tahrik ettiler. O da Hz. İsa'yı yakalayıp hakkından gelecek ve onu asacak adamlarını gönderdi. Hz. îsâ'nın evini sarıp onu ele geçirdiklerini zannettikleri sırada Allah Hz. îsâ (a.s.) yi onların aralarından çekip kurtardı ve evin tava-nındaki bir delikten göğe çekti. Evde Hz. îsâ ile bulunan bir adamı Allah, Hz, îsâ'ya benzetti. Onlar da karanlık eve girince gece karanlığında o adamı Hz. îsâ (a.s.) zannederek yakaladılar, hakaret ettiler ve astılar, başına da diken koydular, (tac gibi). îşte bu, Allah'ın onlara bir hîlesidir. Allah peygamberini onların arasından kurtarmış, onları daldıkları sapıklığın içinde bırakmıştır. Onlar aradıklarım ele geçirdik zannetmişlerdir. Halbuki Allah, onların kalplerine Hakk'a karşı bir inâd koyuvermiş yaptıkları sebebiyle de haşre kadar onlardan ayrılmayacak bir horluk ve alçaklığı onlara vermiştir. îşte bu sebeple Cenâb-ı Allah:
«Hile yaptılar, Allah da onlan cezalandırdı ve Allah hile yapanların cezasını en iyi verendir.» buyuruyor.
55 — Hani Allah demişti ki: Ey îsâ, seni öldürecek olan Benim. Seni kendime yükseltip kaldıracak, seni kâfirlerin içinden tertemiz çıkaracak ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar küfredenlerden üstün tutacak da Benim. Sonra dönüşünüz yalnız Banadır. Ayrılığa'düştüğünüz konularda aranızda Ben hükmedeceğim.
56 — Küfredenleri de dünya ve âhirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
57 — îmân edip sâlih amel işleyenlere gelince; onların mükâfatları ödenecektir ve Allah zâlimleri sevmez.
58 — îşte bunları sana; âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz.
Hz. İsâ'nın Sonu
Müfessirler: «Ey îsâ seni öldürecek olan Benim. Seni kendime yükseltip kaldıracak... da Benim.» âyetinde İhtilâf etmişlerdir.
Katâde ve başkaları: Bu âyette takdim - te'hîr vardır. «Seni önce kendime yükseltip kaldıracak sonra seni öldürecek olan da Benim» demektir, diyorlar. Ali îbn Ebu Talha; İbn Abbâs'tan nakleder ki ( iUy-^ ) kavli seni öldüreceğim, demektir.
Muhammed İbn îshâk diyor ki, aleyhinde söz söylenmeyen biri Vehb İbn Münebbih'den rivayet etti ki o şöyle demiş: Allah (c.c.) Hz. îsâ (a.s.) yi kendine yükselttiğinde gündüz üç saat öldürmüştü.
İbn İshâk diyor : Hıristiyanlar Allah'ın Hz. İsa'yı yedi saat öldürüp sonra dirilttiğini iddia ediyorlar, tshâk İbn Bişr îdrîs kanalıyla Vehb İbn MÜnebbih'ten nakleder ki; Allah O'nu üç gün Öldürmüş, sonra diriltmiş, ondan sonra da yükseltip kaldırmıştır.
Ancak bu söz delillendirilmeye muhtaçtır.
Varrâk diyor ki «Seni dünyada öldüreceğim» ama bu ölme bildiğimiz ölüm değildir.
İbn Cüreyc de Allah'ın Hz. İsa'yı öldürmesi o'nu kendine yükseltip kaldırmasıdır, der.
Birçokları da şöyle derler: Burada ölümden maksad uykudur. Nitekim Allah Teâlâ başka âyetlerde şöyle buyurur:
«O'dur, geceleyin sizi kendinizden geçiren.» (En'am, 60)
«Allah, ölüm ânında, ruhları alır. Ölmeyenin ise uykusunda.» (Zü-mer, 42)
Rasûlullah (s.a.) da uykudan uyandığında; «Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamcioLsun haşr (dirilip gidilecek yer) O'nadir.» derdi.
Allah Te&lâ şöyle buyurur:
«Küfretmeleri ve Meryem'e büyük iftirada bulunmalarından ve «Allah elçisi Meryem oğlu îsâ Mesih'i öldürdük.» demelerinden. Oysa O'nu öldürmediler ve asamadılar. Ancak onlara İsa'ya benzer gösterildi. O'nun hakkında ihtilâfa düşerler. O'ndan yana şüphe içindedirler. Bu husustaki bilgileri ancak zanna dayanmaktan ibarettir. O'nu gerçekten öldürememişlerdir. Bil'akis Allah o'nu kendi katına yükseltmiştir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. Kitâb ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce o'na inanacak olmasın. O da kıyamet günü aleyhlerinde şâhid olacaktır.» (Nisa, 156 -159)
Bu âyetin ( .ü^JJj* ) «Ölümünden önce» kısmındaki zamîr Hz. İsa'ya râcîdir. Bu halde mânâ şöyle oluyor: «Ehl-i kitâb Hz. îsâ'-nın ölümünden önce kendisine îmân edecektir. İlerde de açıklanacağı üzere Hz. îsâ kıyametten önce yeryüzüne indiğinde bütün ehl-i kitâb kendisine inanacaktır. Zîrâ Hz. îsâ o zaman cizye koyacak ve İslâm'dan başka bir din kabul etmeyecektir.
tbn Ebu Hatim diyor ki : bize babam... Hasan'dan rivayet etti ki o, «Seni öldüreceğim...» âyeti hakkında şu açıklamada bulunmuştur: Burası, «Seni uyku ölümü ile öldüreceğim, yani uyutacağım» anlammadır ki, Allah Teâlâ Hz. îsâ'yı uykuda iken göğe kaldırmıştır.
Hasan diyor ki: Rasûlıülah (s.a.) yahûdilere şöyle dedi: «Muhakkak ki îsâ ölmedi. O, kıyamet gününden önce size dönecektir.»
Kâfirlerin içinden, seni semâya kaldırmak suretiyle tertemiz çıkaracak ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar küfredenlerden üstün tutacak da Benim.
Böyle de olmuş ve Mesîh (a.s.) göğe yükseltilince, arkadaşlan kendisinden sonra muhtelif fırkalara ayrılmışlardır. Onlardan bir kısmı Allah'ın o'na göndermiş olduğu dine, o'nun Allah'ın kulu ve elçisi, Meryem'in oğlu olduğuna inanırken, bazıları ileri giderek o'nun, Allah'ın oğlu olduğunu söylediler. Bir başka grup «O, Allahtır.», başkaları da «O, üçün üçüncüsüdür» dediler. Allah bütün bu grupların sözlerini Kur'an'da naklederek hepsini reddetmiştir.
Hıristiyanlar bu şekilde yaklaşık üçyüz sene devam ettikten sonra, Konstantin adı verilen bir Yunan kralı çıktı ve hıristiyan dinine girdi. O'nun bir filozof olduğu ve hıristiyanlığı bozmak için bu dine girdiği söylenir. Bilgisizliğinden bu dine girdiği de söylentiler arasındadır. Şu kadar var ki Konstantin, Mesih'in dinini değiştirip tahrif etti, artırmalar, eksiltmeler yaptı. Bu din için kanunlar koydu ve büyük emâneti (Papalık?) —ki aslında aşağılık bir hainlik idi— koydu. O'nun zamanında domuz eti helâl sayıldı. Doğuya doğru namaz kılmaya başladılar, kiliseleri resimlerle süslediler. Mesih'in işlediğini zannettikleri bir günâh sebebiyle orucu on gün artırdılar. Böylece Mesih'in dini «Konstantin dini» oldu. Bununla beraber Konstantin oniki binden fazla kilise, manastır ve ibâdet yeri yaptırdı. Kendi adıyla bilinen şehri kurdu, kraliyet ailesini yeni dine soktu.
Bu şekilde hıristiyanlar yahûdilerden üstün oldular. Allah da onlan yahûdîlere karşı kuvvetli kıldı. Her ne kadar hepsi kâfir iseler de, bunlar (hıristiyanlar) yahûdîlere göre Hakk'a ve gerçeğe daha yakın idiler.
Allah, Muhammed (s.a.) i elçi olarak gönderince o'na îmân edenler bu îmânlanyla Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine gerçek bir şekilde inanmış ve yeryüzündeki bütün peygamberlere uymuş oluyorlardı. Zîrâ âdemoğlunun efendisi, peygamberlerin sonuncusu ve kendilerini bütün gerçek dinleri tasdike çağıran o ümmî peygamberi tasdik etmiş oluyorlardı. Onlar daha önce geçen bütün peygamberlere, onların dini ve yolu üzere olduklarını zanneden kendi ümmetlerinden daha lâyıktırlar. Zîrâ o peygamberlerin ümmetleri peygamberlerinin getirmiş oldukları gerçekleri değiştirip bozmuşlardı.
Böyle olmasa bile Allah, Muhammed (s.a.) aracılığıyla göndermiş olduğu hak diniyle diğer bütün peygamberlerin getirdiklerini ortadan kaldırmıştır. Bu hak din, kıyamete kadar ne değiştirilebilecek ne de bozulabilecektir. Diğer bütün dinlere üstün olarak devam edecektir. îş-te bunun için Allah bu dine uyanlara yeryüzünün doğusunu, batısını açacak, onlar da böylece bütün memleketleri fethedecekler, bütün devletler onlara yaklaşacak (boyun eğeceklerdir), Kisrâlan ezecekler, kayserlere gâlib gelecekler, hazînelerini ele geçirip Allah yolunda harcayacaklardır. Allah Teâlâ peygamberine bunları şöyle haber veriyor :
«Allah içinizden îmân edip sâlih amel işleyenlere va'detti ki; onlardan öncekileri nasıl halef kıldı ise onları da yeryüzüne halef kılacak ve onlar için beğendiği dini temelli yerleştirecek, korkularını emniyete çevirecektir.» (Nûr, 55)
Hz. Muhammed'e îmân edenler aynı zamanda gerçekten Mesih'e îmân etmiş olduklarından, Şam diyarını hıristiyanlardan alıp onları Rûm memleketine sürdüler. Onlar da kendi şehirleri olan Konstanti-niyye'ye sığındılar. İslâm ve müslümanlar kıyamete kadar onlardan üstün olarak devam edeceklerdir. Rasûlullah (s.a.), sonunda müslü-manlann mutlaka Konstantiniyye'yi fethedeceklerini, mallarım ganimet olarak alacaklarını, Rumları öldüreceklerini —hem de öyle bir öldürme (ve katliâm) ki insanlar ne önce böyle bir şey gördüler, ne de daha sonra bir benzerini görecekler— haber vermiştir. Bu konuda müstakil bir cüz' (risale) topladım.
İşte bunun için Allah Teâlâ :
«Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar küfredenlerden üstün tutacak da Benim. Sonra (Kıyamet gününde) dönüşünüz yalnız Banadır. Ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda Ben hükmedeceğim. Küfredenleri de dünya ve âhirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.»
Gerçekten Allah Teâlâ böyle de yapmış ve gerek yahûdîlerden Me-sîh'i inkâr edenlere, gerekse hıristiyan olduğu halde Hz. îsâ hakkında ileri giden ve (o'nu ilâh derecesine çıkaranlara) dünyada öldürülme, esir edilme, mallarının ellerinden alınması ve sürgün şeklinde azâb etmişti. Onların âhiretteki azâbları ise elbette daha şiddetli olacaktır. «O günde onları Allah'a karşı koruyacak birisi de yoktur.» (Ra'd, 34)
«îmân edip amel-i sâlih işleyenlere gelince, onların mükâfatlan dünyada nusret ve zafer, âhirette de yüce cennetlerle eksiksiz olarak ödenecektir. Allah zâlimleri sevmez.»
«İşte bunları sana, âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz.»
Ey Muhammed îsâ (a.s.) nın durumu, doğumunun başlangıcına dâir sana bu anlattıklarımız, Allah'ın sana vahyedip de Levh-i mahfûz'dan indirdiklerinden ve sana söylediklerindendir. Bunda asla şüphe yoktur. Meryem sûresinde de şöylece buyuruyor :
«îşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu îsâ hak söze göre budur.
Oğul edinmek Allah'a aâlâ yakışmaz, O münezzehtir. Bir işin olmasını istedi mi ona sadece «Ol» der. O da oluverir.» (Meryem, 34 - 35)
59 — Gerçekten Allah katında îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah o'nu topraktan yarattı. Sonra o'na «Ol» dedi, o da oluverdi.
60 — Hak, Rabbındandır. Öyleyse şüphecilerden olma.
61 — Sana ilim geldikten sonra; kim seninle tartışırsa de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra la'-netleşelün. Allah'ın la'netinin yalancıların üstüne olmasını dileyelim.
62 — Doğrusu işte budur, o kıssanın hak ifâdesi: Al-lah'dan başka ilâh yoktur. Şüphesiz ki Allah Azîz'dir, Ha-kîm'dir.
63 — Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah, bozguncuları bilir.
Hz. İsâ ile Hz. Adem'in Durumu Aynıdır
«Allah'ın kudreti konusunda hakikat, Allah katında babasız olarak yaratılan îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir.» Allah Adem'i de anasız-babasız topraktan yaratmış sonra o'na «Ol» demiş o da oluvermiştir.» Âdem'i yaratanın muhakkak ki îsâ'yı da yaratmaya gücü yeter.
Babasız yaratılmış olmakla îsâ'nın Allah'ın oğlu olduğu iddiası caiz olsaydı bu; Âdem hakkında evveliyetle caiz olması gerekirdi ki bilindiği gibi bu görüş, ittifakla bâtıldır. O halde îsâ'nın Allah'ın oğlu olduğu iddiası da bâtıl olup fesadı son derece açıktır. Allah (c.c.) gücünü yaratıklarına göstermek isteyip Âdem'i yarattığında erkeksiz ve kadınsız, anasız ve babasız, Havva'yı da kadın, (ana) olmaksızın erkekten, îsâ'yı erkeksiz (babasız) kadından, diğer insanları da bir erkekle bir dişiden yarattı. Meryem sûresinde Allah Teâlâ «Onu insanlara bir âyet kılmak için...» buyurur. Burada ise şöyle buyuruyor:
«Hak Rabbındandır. Öyleyse şüphecilerden olma.» îsâ hakkındaki bu söz, kaçılamıyacak gerçeklerden olup ondan başka doğru yoktur. Öyle ya Hak'tan başkası ancak sapıklıktır.
Sonra Allah Teâlâ elçisine; durum bütün açıklığıyla ortaya çıktığı halde Hz. îsâ hakkında gerçeğe karşı gelip zıtlaşanlarla karşılıklı la'-netleşmeyi emrederek buyuruyor ki; «Sana ilim geldikten sonra, kim seninle tartışırsa de ki: «gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım. Karşılıklı olarak la'net dilemek üzere hepsini hazır edelim. Sonra la'netleşelim. Gerek sizden, gerekse bizden Allah'ın la'netinin yalancıların üstüne olmasını dileyelim.»
«Mübâhele» âyeti karşılıklı lanetleşmenin ve sûrenin başından buraya kadar olan kısmının nüzul sebebi, Necrân Hey'eti'dir. Hıristiyanlar geldiklerinde îsâ (a.s.) konusunda tartışmaya başladılar. Hz. îsâ'nın Allah'ın oğlu ve ilâh olduğunu iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ —Muhammed İbn İshâk İbn Yesâr ve başkalarının da zikrettiği gibi— bu sûrenin baş kısmını onlara bir reddiye sadedinde indirdi.
îbn îshâk meşhur es-Sîret'ün-Nebevî isimli eserinde ve başkaları şöyle diyorlar :
Necrân hıristiyanları hey'eti altmış binitli olarak Rasûlullah'a geldiler. Ulularından ondört kişi de içlerindeydi.
Bunlar:
1 — Âkıb —ki ismi Abd'ül-Mesîh idi—
2 — Seyyid —bu da Eyhem'dir—
3 — Bekir İbn Vâil kabilesinin kardeşi Ebu Harise İbn Alkame
4 — Üveys el-Hâris
5 — Zeyd
6 — Kays
7 — YezÃ